Bu Sayı
Editör'den
Güncel
Halit Narin'in en mutlu günü
Devletin verimliliğini gençler yukarıya taşıyacak
Bürokrasi yanımızda olsun Türkiye uçar
Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplandı
Değerlendirme
Türk tekstili için Çin bir tehlike midir?
Araştırma
TEKSTİL SANAYİİ GELECEKTE NEREDE ÜRETECEK?
ENGLISH
Summaries in English
|
Güncel
Sendikamız Yönetim Kurulu Başkanı Halit Narin İsparta'da öğrencilere seslendi:
"Devletin verimliliğini gençler yukarıya taşıyacak"

Sendikamız Yönetim Kurulu Başkanı Halit Narin, 5 Kasım Cuma günü İsparta Süleyman Demirel Üniversitesi'nde bir konferans verdi, öğrencilerin sorularını yanıtladı. Yönetim Kurulu üyelerinin de katıldığı İsparta gezisi sırasında öğrencilere seslenme fırsatı bulan Narin, "Türkiye'deki genç potansiyeli ve insan gücü zenginliği bilmeyen insanlar fakir politikası yapmak suretiyle Türkiye'yi daima dışarıya muhtaç hale getiriyor. Devletin aşağıda olan verimliliğini yukarıya çıkaracaksınız" dedi. Narin verdiği konferansta sözlerine "Ben ve arkadaşlarım ekonomide geçirdiğimiz dönemi, siyasetin bize yaptıklarım, size yapmamasını temin edeceğimiz noktaları anlatarak biraz vaktinizi alacağız" diyerek başladı.
Fakir politikasından vazgeçmek lazım
Konuşmasında Türkiye'nin fakir bir ülke olmadığını belirten Narin, Türk insanının toprağına, bayrağına ve milletinin geleceğine inanangeniş bir kitle olduğunu belirterek "Türkiye'nin en büyük değeri insan kaynağı ve girişimci özelliğidir. Yunanistan'a, İran'a, Rusya'ya, gidiyorsunuz, hiçbir ülkede, hiçbir ülke vatandaşında bizdeki kadar heyecanla geleceğine yatırım yapan bir millet topluluğu göremezsiniz. Kazanacağına değil, seneler sonra kazanacağından memleketine bir yatırım yapıp o yatırımla iftihar etmek isteyen, o yatırımla kalkınmak isteyen, o yatırımla bulunduğu yerden daha iyi bir yere gitmek isteyen bir millet topluluğunu hiçbir yerde göremezsiniz. Bizim gibi milletine, toprağına yatırım yapan mükemmel bir topluluk yok. Bu topluluğun tek fakir tarafı ise siyasetçisidir. Siyasetçinin bu kitlelerin bütün düşüncelerini kucaklayacak ve onu ileriye götürecek bir yapıya sahip olması lazım" dedi.
Siyasetçinin girişimcinin önünde engel olmaması gerektiğine de dikkat çeken Narin "Siyasetçinin girişimciye hizmet yapmasını ve hizmetini yaptıktan sonra da girişimciye sorgu sual sormamasını istiyoruz" dedi. Öğrencilere tavsiyelerde de bulunan Narin "İşin başına geldiğiniz zaman yaptığınız işten emin olun. Yaptığınız işe inançlı olun, yaptığınız işin geleceğini iyi düşünün. Atatürk'ün dediği gibi 'Türk övün, çalış ve güven' diyeceksiniz. Övüneceğin şey çalışmandan ve yapacağın işe güvenmekten geçer" derken, siyasete girecek insanların da çantasını alıp gittiği zaman yaptığı hizmetlerle milletçe teşekkür edilecek bir noktada olması gerektiğini söyledi.
Geçmişte yaşanan siyasi hataların Osmanlı döneminde verilen kapitülasyonlarla başladığına da dikkat çeken Narin öğrencilere şöyle seslendi: "İmtiyaz hakları 800'den fazlaydı. Bir ülkenin o günkü şartlarda fakir olması mümkün müydü? Altın madeni var, gümüş madeni var, bakır madeni var, bizde olmayan maden yok. Bunların çoğunun maalesef üstü örtüldü. Bunları sizler çıkartacaksınız. Devletin aşağıda olan verimliliğini yukarıya çıkaracaksınız. Şimdi bu zenginliği bilmeyen insanlar fakir politikası yapmak suretiyle Türkiye'yi daima dışanya muhtaç hale getiriyor."
İnsanların becerisini kullanmak lazım
Türkiye ekonomisinin yüzde 60'ını kanun dışı olduğunu ve kayıt altına girmediğini de belirten Narin bunun nedenini de bir dönem yüzde 80'lere çıkan vergi yüküne bağlayarak "Sonuçta biz milletçe kayıtlı ekonominin içine giren bir millet topluluğunu, kazanç topluluğunu, üretim topluluğunu yaratamadık. Bunun da bütün suçlusu bürokratlardır. Sürekli söylüyoruz, KDV'yi indirin daha çok vergi geliri elde edersiniz diye. İndirilse kayıt dışı ekonomi de yüzde 50 azalır. O zaman devlet bütçesi belki bir miktar rahatlar" dedi.
Alkışlanacak insanlann teşvik edilmesi gerektiğini de söyleyen Narin "İyi bir politikacı memleketinin var olan insan kaynaklarını en mükemmel şekilde çalıştırırsa o ülkenin ekonomik potansiyelini bir yerden bir yere götürür. Yani, paranız yok, imkanımız yok diye ortada ağlamanın hiçbir faydası yok. İnsanların yaratma becerisini kullanmak bizim işimiz....
Her şeyi bilmek mecburiyetindeyiz
Geçmişinizi bilmiyorsanız geleceğinizin mimarı olamazsınız. Türkiye'nin hakiki tarihini kitaplardan bulabilirsiniz. Türkiye'nin ne kadar ileri bir devlet, ne kadar ileri bir mekanizmaya sahip olduğunu bileceksiniz. Kitap okumayı sevmeniz lazım, dünya aktüalitesinden pay almanız lazım. Ancak okuyarak, yaşayarak ve dikkatle takip ederek birşeyler kazanılır. Gününüzü boş geçirmeyin, dedikodulara kulağınızı kapayın. Yediğinizden fazla çalışacaksınız. Taş gibi yatıp tüy gibi kalkmayı becerebileceksin. Çünkü, yarın başka bir gün. Yorgun kalkmak diye bir şeyi kabul etmeyeceksiniz" dedi.
Çin ABD'den daha zengin
Daha sonra öğrencilerin sorularını da yanıtlayan Narin, Çin malları ile ilgili bir soru üzerine "Çin duvarını biliyorsunuz, bizden korktukları için yapmışlar. Çin bugün Amerika Birleşik Devletleri'nden çok daha zengin. Komik gelecek ama rakamlar da öyle söylüyor. Çin'de değişik bir mekanizma var. Çin'de 1,5 milyar insan çalışıyor. Bunların hepsi parayı götürüyor devletin kumbarasına atıyorlar. Vahşi kapitalizmi kastetmiyorum. Hepimiz kapitalistiz. Yani, kapital sahibi olmak, insanları çalıştırıp ve beceriyle para kazanmak. Amerika'nın milyarderleri, milyonerleri, bizim zenginlerimiz insanları çalıştırarak, yatırım yaparak kapitalizmle para kazanıyor. Şimdi, Amerika'da 100 binlerce, milyonlarca kapital sahibi insan var, Türkiye'mizde de var. Ama Çin'de böyle insanlar yok. Çin'deki farklalık Çin'in Amerika'nın 5 mislinden fazla olan çalışan insanı bir kumbaraya para atıyor olması. Ama, bunların düşünme ve beceri kabiliyetlerini geliştirme sanatları var. Bir merkezden idare edildikleri için de güvenceleri hiç yok. Köylerde oturuyor, çalışıyorlar, üretim yapıyorlar. Bizim de becerimizin karşısında hiç kimse duramıyor. Hindistan'da duramıyor, Endonezya duramıyor, Çin de duramıyor. Nihayet bu beceri sayesinde biz de Avrupa'nın yüzlerce senelik tekstil sanayiini 15 yılda sıfırladık. Ama, bizim içimizde ahlaksızlıklar var. O yüzden biz Çin'den korkmuyoruz, ahlaksızlardan korkuyoruz.
Örneğin Çin'den malı alıp vapurlarla vergi kaçağı olan ülkelere taşıyorlar. Ardından da sahte belgelerle Çin'in malını Avrupa malı gibi Gümrük Birliği'nden istifade Türkiye'ye getiriyorlar. Biz işte bununla baş edemeyiz.
Yoksa normal gümrükler sisteminde dünyada bildiğimiz liberal ekonomi ve serbest ticaret çarkları içinde Çin'i karşımıza alırsak Çin'den korkmamıza gerek yok. Biz becerimizle onlarla rekabet ederiz. Bizim sistemimizin tek kötü yanı vergi dışı kalan, kanun dışı kalan insanlardan kaynaklanıyor. Kayıtdışı önlensin göreceksiniz Türkiye gelecek 10 senenin çoban yıldızı olacaktır"
Avrupa Birliği standartlarının siyasileri sıktığını ancak milleti sıkmadığını söyleyen Narin "Siyasetçilerin elinden inisiyatifleri alıyor. AB'nin en güzel tarafı da o. Çünkü, AB'deki 350-400 milyon insanın bir standardı olacak, o standarda uygun idarecilerimiz olacak. Zor da olsa olacak. Uyma mecburiyetimiz olan kurallarımız olacak. Bu kurallarımızın içinde de tabi Gümrük Birliği'nin duvarlarının arkasına saklanma yerine dünya standartlarıyla rekabet koşulları da olacak. Biz rekabetten korkmuyoruz. Ama kalkmış birisi imza atıp, 19 sente elektrik alıyorum demiş. Bir de hükümet garantisi vermiş. 19 sente elektrik nasıl
üretilir? Biz Gümrük duvarı arkasına saklanan bir ekonominin sahibi olamayız ve geleceğimiz olamaz. Dünya ile rekabet ederken Çin büyük bir problem olabilir. Bizi daha çok rahatsız eder. Ama bizim becerimizi götüremezler. Biz yüzde 1 de kazansak biz onlardan daha iyi uzun vade çalışırız, işimizi yaparız. Türkiye'nin önünü bunlar tıkayamaz" diye konuştu.
Narin, AB'ye girişle birlikte Türk tekstilinin durumunun ne olacağına yönelik bir soruyu ise şöyle yanıtladı:
"Biraz yaralanırız, biraz zorlanırız. Yani şişen tarafımız olur, kanayan tarafımız olur ama, biz oradan sonunda sağlimen çıkarız. Çünkü, biz rekabete hazırlandık, hazırız. Çimentocular kral, otomotivci de kral oldu, biz de kralız. Şimdi turizm de kral oluyor. Yani neye elimizi atarsak yukarı çıkıyoruz. Madencilik sektörü de şimdi parlamaya başladı. Ayrıca zirai ürünlerde örneğin balıkçılık ve çiçekçilikte de ihracat rakamları ortada. Antalya'dan her gün Avrupa'ya çiçek taşıyan bir sürü uçak kalkıyor. Sonuçta beceriye doyamıyoruz."
Eğitimi pratikle birleştirmek lazım
Narin öğrencilerin işletmelerde staj süresinin kısalığıyla ilgili yaşanan sıkıntılara dönük bir soru üzerine ise şöyle yanıt verdi: "Normal olarak iki cins eğitim vardır. Bir kariyer çalışması gibi yapılacak olan üniversite, bir de fiilen çalışacak olan üniversite grubu. İşle hemfikir olmanız, bütünleşmeniz lazım. Yani lise kitabını sonuna kadar okursunuz ama desteği okuyarak bir yere getiremezsiniz. Destek okunarak gelmez, onun alternatifi yazın tatil yapmamaktır. Mesela, İngiltere'de patates tarlasına giden çok arkadaşım var. Şimdi, siz yazın bizlere gelip, tabi herkes için imkan olmaz ama, her yerde 3 ay, 4 ay programlarla bu eğitim sistemini pratikle beraber birleştirebilirsiniz. Yazın tatil yapmak diye bir şey olmaz, çünkü liseden sonra tatil olmaz. Liseden sonra hayat başlamıştır. Çünkü lise bildiğimiz kültür eğitimidir. O kültür eğitimi orada bitmiş, ondan sonra kazanmak mecburiyetiniz var. Neyi kazanacaksınız? Bir mesleği kazanacaksınız, yani bir parayı hak edeceksiniz. Bir parayı hak etmeniz için de o mesleği mükemmel yapmanız lazım. Tabi mutlaka mesleğinizle alakalı bir yerde çalışmalısınız. Bunun için Çıraklık Kanunu'nu bile çıkarttık. Üniversitelere de bu sistemi geliştirip yürütmemiz lazım. Ama, herkese yetişemeyiz. Biraz da kendiniz yapacaksınız. İcabında para vereceksiniz. Deneyin, 3 ay yazın lütfen işe alın diye para bile verin işletmelere. Yani, mesleği böyle ele alacaksınız. O yüzden zaman değişiyor. Milyonlarca gencimiz var, bu milyonlarca gencin kendisini hazırlaması lazım" dedi.
Herşeyin markası olmaz
Bir öğrencinin "Geçen sene gömlek üreten bir firmada stajımı yaptım. Ürettiğimiz gömleğin maliyeti firmaya 12 ila 15 bin arasındaydı. Bu firma gömlekleri fason üretip Almanya'da bir firmaya satıyor, daha sonra bu gömlekler 100-150 Euro'ya orada alıcı buluyor. Benim düşünceme göre üreten insan hak ettiği kadar kârdan pay alamıyor. Bunun nedeni de marka olarak nitelendiriliyor. Yani marka olmanın önemini söylüyorlar. Biz ürettiğimizin marka olması için ne yapmamız lazım" sorusuna ise Narin'in yanıtı şöyle oldu: "Bu bir pazarlama ve marketing işi. Çünkü, perakendeden aldığınız mallarda yukarıdan aşağıya o dükkana malın girişi aşağı yukarı yüzde 50'dir. O malın dükkana girişini temin eden insanın da ondan aşağı düşen kârı aşağı yukarı yüzde 20'dir. Onu satan insan mutlaka yüzde 10-20 para kazanır. Çünkü, kazanç olmadan ticaret olmaz. Ama bu bir çark. Marka denen şey ise faklı bir olay. Her şeyin markası olmaz, herkesin de marka olması mümkün değil. Ayrıca herkesin marka giyme imkanı da olmaz. Marka bir sürükleyicidir. Şimdi, bu da bir felsefe. Yani, büyük fiyatla mal alma felsefesi. Şimdi Gucci'nin mallarını başka imalatçısından dörtte bir fiyata alabilirsin. Ama, dünyanın trendi bu; hanımlar aldığı fiyatla övünüyorlar. Hastalık burada."
Narin, bir öğrencinin Kıdem Tazminatı Fonu ile ilgili olarak bir yenileme ya da geliştirme yapıp yapmayacaklarını sormaları üzerine "Hükümetin aldığı çok güzel tedbirler var. Ben hiçbir şeyin yanlışıyla uğraşmam. Yani, insan verebileceğini vermeli. Şimdi, SSK hastaha-nelerini birleştiriyorlar. Attıkları adımların çoğu radikal tedbirler. Ama, maalesef seçilen insanlar popülist politikadan vazgeçemiyor. Nedense Türkiye'de sendikacılık hizmet üretemediği için zayıflıyor. Fakat hükümetler işçilerin ve memurların sokaktaki reaksiyonlarına karşı fazla duyarlı. Kıdem tazminatının devletin elinde bir fonda toplanması, güvence bakımından işsizlik sigortasıyla bir araya gelmesi normal. Yani, bir insan işini kaybettiği zaman asgari 3-5 ay iş bulamıyorsa o fondan istifade etmeli. Bunun tercihli olmaması lazım. Çünkü, fon şahsa yönelik oldu muydu o başka bir iş. Kıdem tazminatı, işsizlik sigortasıdır. Yani, işsiz kalan bir insanın iş bulana kadar geçen süresinde, yani yaşama şartlarını devam ettirmesidir. Bu bizde istismar edilmiş. Bunun en iyisini bütün kanunlar konmasına rağmen bugüne kadar hükümetten maalesef çıkaramadık. Ama çıkması sosyal denge bakımından çok faydalıdır. İnşallah el birliğiyle onu çıkarmaya çalışacağız. Çünkü, herkesin rahatı ve huzuru için çalışan insanlara devamlı destekçi olmak lazım. Orada ferdin menfaatini hiçbir zaman öne almamalı. Biz sendikacılar maalesef o ferdin menfaatini fazla öne alıyorlar, orada çok kavgamız oluyor. İnşallah çıkacak" şeklinde konuştu.
Üniversitelerde tasarımla ilgili bölümlerin azlığının hatırlatılması üzerine Narin; "Tasarımın ikinci plana itilmesi bizim sektörde mümkün değil. Tasarımsız tekstil sanayiinin gelişmesi de mümkün değil. Tasarım mutlaka olacak. Ama her üniversitede mi olması lazım, yoksa bunlar böyle küçük böyle özel yerlerde mi olması lazım tartışmak lazım" dedi.
Gençler mücadeleci olmalı
Konferans sırasında Narin'in "Staj için gerekirse işverene para verin" sözlerini hatırlatarak "Ama şu anda paramız yok" diyen öğrenciye Narin'in yanıtı ise şöyle oldu: "Biz de tabii ki elimizden geleni yapacağız, ama sen de biraz tasarruf etmeyi öğreneceksin. Masraflarından kesmeye çalışacaksın, bir kısmını da bizden bekleyeceksin. Bunu karşılıklı yapacağız ve sonunda benim gibi gelip burada konuşacaksın. Bir çaren, kurtuluşun yok. Her şikayet ettiğin başına gelecek, her istediğini de yapacaksın. Şimdi sen şikayet ediyorsan sende iş var. Ben öyle görüyorum. Dünyanın en güzel yaşam zamanı ilk mektebe gidene kadardır. Ondan sonra liseyi bitirene kadardır. Kazara da üniversiteyi bitirene kadar da idare edersiniz. Ondan sonra babana ters düşersin, annen oğlum artık kazık kadar oldun, bir iş sahibi ol demeye başlar. Şimdi sizler de çok daha iyi platformda bazı eziyetlerle bu yolu devam ettireceksiniz ama hepiniz mükemmel olacaksınız. Siz mükemmel olacaksınız ki biz rahat etmeyelim. Biz nasılsa rahatsızlıktan da memnun olarak yaşıyoruz. Ama unutmayın ki sizin imkanlarınız bizim hiçbirimizde olmadı. Bizler için haftada bir defa sinemaya gitmek nimetti. Şimdi yokların var olduğu dönemde daha çok istemek mecburiyetindesiniz. Bana para ver diyeceksiniz, bizimle de kavga edeceksiniz. Bedavadan çalıştırılır mı diyeceksin. Para isteyeceksin, biz sana para vereceğiz. Sökerek alacaksın, senden de sökerek isteyenlere bu sefer istediği parayı vereceksin. Yani, bu mücadelede sana hiç kimse yumuşak yaklaşım yapmaz."
Konferansın ardından Halit Narin başkanlığındaki Türkiye Tekstil Sanayi İşverenleri Sendikası Heyeti, geçtiğimiz aylarda Süleymen Demirel Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi bünyesinde açılan "Tekstil Mühendisliği Bölümü Penye İplik Uygulama İşletmesi"ni gezerek yetkililerden bilgi aldı. Ardından Narin ve yönetim kurulu üyeleri, 9'uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in doğduğu İslamköy'e giderek Şevket Demirel tarafından yaptırılan Demokrasi Müzesi'ni gezme fırsatı buldu.
|