Bu Sayı
Editör'den
Güncel
Halit Narin'in en mutlu günü
Devletin verimliliğini gençler yukarıya taşıyacak
Bürokrasi yanımızda olsun Türkiye uçar
Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplandı
Değerlendirme
Türk tekstili için Çin bir tehlike midir?
Araştırma
TEKSTİL SANAYİİ GELECEKTE NEREDE ÜRETECEK?
ENGLISH
Summaries in English
|
Güncel
TV-8'de katıldığı "Gündemdekiler" programında soruları yanıtlayan Sendikamız Yönetim Kurulu Başkanı Halit Narin:
Bürokrasi yanımızda olsun Türkiye uçar
Sendikamız Yönetim Kurulu Başkanı Halit Narin, Bürokrasi benim yanımdaysa bu Türkiye havaya kalkar uçar. Bürokrasi benim karşımdaysa bu memleketi de bir yere götürmek mümkün değil" dedi. Sendikamız Yönetim Kurulu Başkanı Halit Narin, TV-8'de Murat Birsel'in hazırlayıp sunduğu "Gündemdekiler" programının konuğu oldu. Programda soruları yanıtlayan Narin, Türk ekonomisinin önünde en büyük engelin bürokrasi olduğuna dikkat çekti. Narin "Bütün sorun bürokrasinin kayıt içinde olan insanlara hesap sormasından çıkıyor. Bütçe açık mı veriyor; vergiye bindir. Oysa her vergiyle gelen yük kayıt içinde olan namuslu, müteşebbis insanların üzerine geliyor" dedi. "Bu böyle sürdükçe kayıt dışı Türkiye'de eksilmez" diyen Narin'in Birsel'in sorularına verdiği yanıtlar şöyle:
BİRSEL: Sayın Başkan biz sizin şu yüzden peşinizdeyiz. Önceki programlarda sayın Pakdemirli geldi, burada sendikanızın milli gelirle ilgili raporunu anlattı: Biz meğer sandığımızdan daha zenginmişiz. Ben de dedim ki; madem Türkiye zengin, niye vergi alınamıyor?
NARİN: Bu memlekete fakir demek için insanın vicdansız olması lazım. İkincisi milletin fakirliği başkadır, devletin fakirliği başkadır.
Burada herkes konuştu senelerdir, "fakiriz, fakiriz" diye. Biz de Sayın Ekrem Pakdemirli'ye dedik ki, "Gel hocam, istediğin kadar bir ekip topla, git Avrupa'ya yerinde araştırma yap, bizi onlarla mukayese et." Sonuçta Devlet İstatistik Enstitüsü'nün kurallarının çok eski sistemlere dayandığı, gerçeği yansıtmadığı, değişiklik yapmak için çok geç kaldıkları meydana çıktı. Ve herkesin bildiği gibi kişi başına 12 bin dolarlık satın alma gücü çıktı. Oysa Avrupa Birliği bize sürekli "siz fakir ülkesiniz, biz size para veremeyiz" diyor. Biz Avrupa ülkelerine para verecek duruma gelmişiz. GSMH'ye göre kişi başına gelir de 6 bin doların üzerinde çıktı. Kayıt dışı ekonomi de dahil buna. Şimdi böyle bir ülkenin niye kayıt dışı ekonomisi üçte iki de, kayıt içi ekonomisi üçte bir? Bütün sorun bürokrasinin kayıt içinde olan insanlara hesap sormasından çıkıyor. Geçmişteki hükümetlerimiz kolayını bulmuşlar. Bütçe açık mı veriyor; vergiye bindir. Oysa her vergiyle gelen yük kayıt içinde olan namuslu, müteşebbis insanların üzerine geliyor. Şimdi bu böyle gidince de kayıt dışı Türkiye'de eksilmez. Demek ki, bizim yapacağımız şey Avrupa Birliği'ne girerken mevzuatlarımızı değiştireceğiz. Şu an o yapılıyor. Hakikaten takdir etmek lazım. Bugüne kadar yapılmamış büyük bir gayretle Avrupa Birliği için mevzuatları değiştiriyorlar, çalışmalar yapıyorlar. Şimdi mesuliyet sahibi olan insana yükü mesuliyeti içinde vereceksin.
Bugün bankalarda da aynı şey var. Güzel güzel karlar açıklıyorlar. Ama hükümetler kalkıp da hangi hizmeti yaptın da bu kadar para kazandın diye sormuyor. Şimdi bunu sorarsa kendisine de bir sual soracak. "Ben burada niye bu kadar açık vermişim ki bu banka bir hizmet karşılığı olmadan bu kadar parayı vatandaşın kazancından almış kendi cebine aktarmış" diye. Bankaların kârı herkesi memnun ediyor, ama vatandaşı mutsuz ediyor. Bu böyle bir zincirleme gittiği için yeniden yapılanmaya çok ihtiyaç var. Yani, geçmişin defterini kapayıp yeni mevzuatla AB'ye girmek lazım. Bizim varlığımız vatandaşın zorluğunu halletmek içindir, mevzuatları korumak için değildir.
BİRSEL: Şimdi ben de tam oraya gelecektim. Mesela Amerika'da "sen ne kadar kazandın" diye soruluyor. Kazancını da harcamalarını da bir kağıda yazıp altını imzalıyorsun... Yani ben bunu böyle beyan ediyorum diyorsun...
NARİN: Halbuki biz ne yaparsak yapalım, "bilançolarınızı yeniden kontrol edin, bunlara bir ilave yapın" diye de bir tatbikat çıkıyor. Şimdi biz de diyoruz ki Sayın Maliye Bakanı'na ve Sayın Başbakan'ımıza, bürokrasi vatandaşın yanında yer alırsa Türkiye'de kayıt dışı yüzde 5'i geçmez. Bürokratın yanına gidince "Bak arkadaş benim şöyle bir derdim var" diyebilmen lazım. Belediyeye gidiyorsun harçları yatırmak mesele, ruhsatlan almak mesele, imar durumunu öğrenmek bir mesele. Maliye'ye gidiyorsun ben bunu nasıl ödeyeceğim diyorsun. Önüne koca bir kitap çıkarıyorlar. Kitapla öğrenecek olsak o zaman biz iş yapamayız. Halbuki sistemde ikimizin arasındaki mesafenin kapanması lazım. Niye bürokrasi bizim yanımızda değil de, hep bize hesap soran bir yerde?
BİRSEL: Ama niye böyle? Özal döneminden beri tüm başbakanlar şu söylediklerinizin altına imza atıyor. Ama neden olmuyor sonra?
NARİN: Biz Sayın Tansu Çiller Başbakan iken ihracat mevzuunu bir ele alın dedik. Eksik olmasın o zaman 2-3 tane bakanla beraber toplantı yapıldı. 80 kişi çıktı karşımıza. İhracat belgesinde Devlet Demir Yollan'nın bile imza koyması çıktı. Kimse yetkisini vermek istemiyor. Meclis'ten kanun çıkarken, "efendim bizim bakanlığımızın da görüşü alınsın" diye diye mevzuatlar büyümüş. Bir bakanlığa tabi olmayan bir sistemimiz var. Ben sanayiciyim, benim bir tek bakanlığımın olması lazım, oda Sanayi Bakanlığı'dır. Başka bakanlık benim muhatabım olamaz, benim Maliye'de işim varsa da orada halletmeliyim, yatırımla ilgili işimi de orada halletmeliyim. Öyle bir şey olmuyor, herkes değişik şeyler yapıyor. Şimdi burada yapılacak olan şey, bunları değiştireceksin ve herkesin bir muhatabı olacak. Hükümet mevzuatları bizlerle konuşarak, bizim kolaylığımızı isteyerek değiştirmeli.
Herkesin bir bankaya borcu vardır, herkesin Maliye ile bir derdi vardır. Çünkü derdi olmayan kayıt dışındaki adamlar. Şimdi, biz oraya niye gittik diye adamlar bize kızıyor. Gitmesek memleket vergi almayacak, gitsek bizi tüketiyorlar. Biz yine gidiyoruz, biraz destek verin diyoruz. Adam şöyle bakıyor, "sana bu desteği verirsem bana sual sorarlar sonra" diyor. Ona da bir şey diyemiyorsun. Demek ki orada yapılacak şey, defterdarınız varsa tek yetkili olacak. O bölgedeki bütün her şeyin kararını verecek, doğru adama destek olacak, yanlış adamın karşısında olacak. Yani bir mekanizma değişikliğine ihtiyaç var.
BİRSEL: Mesela diyelim ki birinin tekstil atölyesi var, 200 kişi çalıştırıyor. Ama hiç deklere etmemiş. Sendika olarak bir yaptırımınız oluyor mu?
NARİN: Bizim için mühim olan, insanların iş yeri sahibi olması, iş sahibi olmasıdır. İnsanları iş sahibi kılan herkes bizim için makbuldür. İnsanlar çalışabildiği zaman mutludur. Bu insanları çalıştıran işletmelerin finansmanı zor. Türkiye bir dönem yüzde 7500 faizleri gördü. Bu insanlara kredi veremezsiniz. Bu adamın peşine SSK'yı taksan ödemediği zaman üç gün sonra elindeki dikiş makinesini alırsın. Biz o insanlar büyüyüp fabrika sahibi olana kadar biz destek vermek isteriz. Tabi bizim elimizde olan bir güç değil ve hükümetin aynı şekilde yaklaşması lazım. Yani, hükümetlerin birinci politikası insanları iş sahibi yapmak olmalı. İkinci etabı da, çoluğunu çocuğunu büyütüp okutacağı bir geliri olmasını sağlamaktır. Üçüncü etap da, herkesin yaşayacağı bir evi olmasını sağlamaktır. Şimdi bu adamın karşısına büyük vergi rakamları ile SSK bordrosuyla çıkarsan bir işçinin ücreti iki misli oluyor. Bir iş yerinin iki misli ücret verenle, bir misli ücret veren arasında rekabet yapma şansı yok. Biz bunu anlatamıyoruz. Sayın Unakıtan'a da Sayın Başbakana da anlattık. Herkes kabul ediyor ki bu vergiler yüksektir, kanun dışı kaçakçılığa itiyor. Düşürün diyoruz, "haklısınız" diyorlar, hiç kimse düşürmüyor. SSK'nın bize maliyeti yüzde 50 işçiye veriyoruz, 50 hükümete veriyoruz. Halbuki bunu yarı yarıya düşürseniz daha fazla vergi alacaksınız. Bankalar istediği gibi oynuyor, vergiler de alabildiğine yükselmiş. Ondan sonra sen vatandaştan vatandaşlık hakkı istiyorsun, vatandaşlık hakkını yerine getiren adamın da tepesine biniyorsun...
BİRSEL: Ben Çin'e gelmek istiyorum. Bu adamlar 1 dolara Laleli'de nasıl kazak satıyorlar, bu işi nasıl yapıyorlar?
NARİN: Çin'de bir kere kağıt tasarrufu var bana göre. Çünkü Çin'de hesap soracak olan bir bürokrasi olduğunu zannetmiyorum. Çin'de "sen şu işi yapacaksın" diyor, adam onu yapıyor. Bir tas pirincini alıyor yiyor evine gidiyor yatıyor. Yani SSK, Gelir Vergisi diye bir derdi yok. Demek ki, 1 milyar insanın bürokrasiden dolayı kağıt sarfiyatı yok. Bir kere orada büyük bin menfaati var.
BİRSEL: Hakikaten karın tokluğuna mı bu işi yapıyorlar?
NARİN: Biz iki sene evvel Çin'e gittik. Mübalağa gibi geliyor insanlara ama Pekin'in içinde insanların aylığı 30 dolarla 100 dolar arasındaydı. Köylerde ise 10 ile 30 dolar arasındaydı ve İngiliz inşaat şirketi "Ben Vietnam'a gidiyorum. Burada 10 dolar 30 dolar arasındaki aylık ücret pahalı geldi" dedi. O yüzden ücret ve maliyet mefhumu olmayan bir devletin 1 milyar çalışanı bir kumbaraya para atıyor ve o paranın hepsi de hükümetin elinde kalıyor. Şimdi bu hükümet Amerika'dan daha zengin. Büyük bir güç var elinde. Şimdi bununla rekabet yapmak imkanı yok. Her insan emeğiyle beceriyi bir araya koyarak para kazanır. Kimi 50 kişi kimi 5 bin kimi de 100 bin kişi çalıştırır. Şimdi bir bunları düşünün bir de 1 milyar insan çalıştıran ve hiç de gideri olmayan bir şirket düşünün. Burada maliyet mefhumu olamaz. Onun için onun kazağı da ucuzdur yani 1 dolaradır. Ama orada bizim Avrupa'ya bütünleşmemizdeki man-talite yoktur. Çünkü bizler müteşebbis insanlar olarak Avrupa'yla en iyi kaynaşan ve en büyük tüketim yeri olan Avrupa'yla en yakın olan ülkeyiz. Amerika'yla da aynı vaziyetteyiz. Yani, hiçbir ülke Türk kadar elastiki düşünemez, kıvrak zekaya sahip değildir.
BİRSEL: Bir yerde okumuştum. "Alıcı bir ülke bugün mesela bana şu gömleği hazırlayın deyiverse, 15 gün içinde Türkiye onu hazırlıyor" gibi bir şeydi. Böyle mi?
NARİN: Tabi, çok daha çabuk yapar. Berlin'den birisi kalkıp Hong Kong'a gidip oradan mal alayım dese gitmesi gelmesi günler sürüyor. Halbuki bize siparişi verse, 15 gün sonra teslim edebiliyoruz. Hiç olmazsa ilk sevkiyatları yapabiliyoruz ve konuştuğumuz zaman aynı lisanı konuşuyoruz. Dikkat edin Türkler kadar yabancı lisanı en iyi konuşan, en iyi diksiyonu olan bir başka millet yoktur. Bir Türk'ün İngilizcesini Amerikalı'dan, İngiliz'den ayıramazsın, Almancasını ayıramazsın. O yüzden zeka, kıvraklık ve beceri bakımından Türk'ün elini büken hiçbir millet olamaz. Ama bunun yanında tekstil sektöründe bazı büyük sorunlar var. Bunun sebebi de hükümet politikalarındaki eksiklik. Örneğin tekstil ithalatı o kadar kontrolsüz yapılıyor ki artık. Örneğin meşhur kaçakçılık bölgesi İsviçre'deki şirketler Çin malını alıyor, Türkiye'ye ATR vergisi veriyor ve Türkiye'ye mal geliyor. Bu mallar hiç Avrupa görmüyor. İtalya'dan Avrupa malı diye Gümrük Birliği'nden istifade ederek Çin malı Türkiye'ye geliyor. Bu malların gelmesi 100-200 bin insanın ekmeksiz kalmasına sebep oluyor. Bunun sonucunda da yatınm yapılamıyor. Bunun sonucunda da ithalat yapan bir avuç insan bu parayı yiyor. Biz hükümetten, malın menşeini belgeye yazmasını istedik. Yani hangi ülkede üretilmişse altına yazılmalı. İki senedir bunu konuşuyoruz. Yaptıramıyoruz. Yani kendi vatandaşından daha mı önde bu kaçakçıların yaptığı ahlaksızlık? Şimdi bakın, ekonomide ihracat rakamı bir potansiyeldir. İhracatımız artıyor ama ihracatta Türk işçiliğinin, katma değerinin payını gösteren en ufak bir belge yok. Bunun ne kadarı işçilik, ne kadarı vergi, ne kadarı katma değer; bir de bunun istatistiğini ortaya koymak lazım. Şişme rakamlarla Türkiye ekonomisi yatırım yapmadan büyüyen bir ekonomi görünümünde. Yatırımı olmayan ekonomi açık verir. 60 milyar dolar ihracat yapan bir ülkenin böyle faiz dışı problemi olamaz. Çünkü, hükümet altyapı yatırımlarına para ayıramıyor maalesef. Bir ülkenin ihracatı bu kadar artarken, bu kadar finansman sıkıntısı içinde olmasının mantığı yapılan sahtekarlıklardan geçiyor.
BİRSEL: Nasıl, yani bu hayali ihracat mı?
NARİN: Hayali de var bunun içinde, hayalinin ötesinde vergi kaçakçılığı da. KDV kaçakçılığıda var, düşük fiyatlarla getirip büyük miktarlarla içeri sokma hikayesi de var. Nasıl sürekli kayıt dışı çalışanları yakalayın, bizimle eşit duruma getirin diyorsak, kayıt dışı yurt dışından gelen malı da yakalayın, bizimle eşit duruma getirin diyoruz. Bir vatandaşın, sanayicinin, üreticinin bundan daha tabi bir talebi olabilir mi? Hangi bakanla konuşsak "haklısın" diyor, hiçbir şey çıkaramıyoruz.
Demek ki, bizim önümüzdeki iki problem var. Biri bankalar hizmet karşılığı para kazanmalı. Diğeri bürokrasi vatandaşın hiçbir zaman karşısında olmamalıdır.
BİRSEL: Dünyada var mı böyle, bizim gibi yan ekonomisi, gizli ekonomisi kadar olan ülkeler?
NARİN: Şimdi Kanada Hükümeti diyor ki "bana şu kadar para getirip bankama yatırırsan, sana vatandaşlık hakkı veririm" diyor, Amerika diyor ki "şu kadar para getirir bir de iş sahibi olursan ve bunu da götürmezsen, sana yeşil kart veririm" diyor. İrlanda diyor ki "bana gel yatırım yap, sana elektriğini, arsanı bedava veririm" diyor. Şimdi bütün bunlar varken Türkiye'de ben şunu yapacağım diyen insanın yanında belediye olması lazım, Maliye olması lazım. Hükümetin destek vermesi lazım. Bizde öyle bir şey yok. Bizde bankaya gidiyorsun adam dövmeye çalışıyor. Vergi dairesine gidiyorsun adamın bir sövmediği kalıyor.Yani bürokrasi... Şimdi vatandaşın şikayeti bu. Ben halkın içinde olduğum için onların şikayetleri bana geliyor. Bir artezyen açmak için 6 ay bekleyen bir fabrikatör arkadaşım var. 6 ay sonra bu artezyeni açtı diye bize yemek ziyafeti verdi. Sayın Başbakanımızın bunu yapmayanları hizaya getirmesi lazım. Bürokrasi benim yanımdaysa bu Türkiye havaya kalkar uçar. Bürokrasi benim karşımdaysa bu memleketi de bir yere götürmek mümkün değil.
Hizmet üretmeyen bankacılık sektörüyle uğraşmazsanız, üretim yapmayan adamın yanında olursanız, hayali ihracat veya kaçakçılık gibi yapılan ithalatla, Uzak Doğu'dan yapılan ithalatlara hâlâ bir formül bulamazsanız, şişirilmiş olan ihracat rakamlarıyla bu memleket uçuyor, kanatlanıyor derseniz bir gün duvara çarparsınız. O yüzden hükümetimizin önceliği vergi veren vatandaşa kalkan olmaktır. Bürokrasi karşısında, mevzuat karşısında kalkan olmalıdır, destek olmalıdır. Onun hiçbir problemi ikinci güne bırakılmamalıdır. Vergi veren adama karşı kapısı daima açık olmalıdır.
|