[ , ]    Sayı:293 Mayıs 2004

TÜTSİS     Künye     Geçmiş Sayılar

Bu Sayı

 

Editör'den


Antalya Semineri

  Antalya Semineri


 Değerlendirme

  Ankara'dan duyarlılık bekliyoruz

  Adres verin baskın yapalım


Gündem

  Kayseri eğitimleri

  10. Uluslararası İzmir Tekstil ve Hazır Giyim Sempozyumu

  Suriye'nin ucuz ipliği üreticileri zorluyor


Ayın Konusu

  Ekonomide öncelikli rota: Yoksullukla mücadele


Tekstil Kongresi

  Taklitçilikle bir yere varılamaz


 Fuar

  Türk ev tekstilcileri Rusya pazarında iddialı

  EVTEKS-2004 CNR Expo'da kapıların açtı


 Hukuk

  BORDRO DIŞINDA ÜCRET ÖDENDİĞİNİN İSPATI
(Karar İncelemesi)


 ENGLISH

  Summaries in English

Antalya Semineri

 

Sendikamızın geleneksel Antalya seminerinde bu yıl etkileri iyice hissedilmeye başlanan "Ticarette Çin tehdidi" konusu tarşıldı...

Kontrolsüz ithalat yatırımları vuruyor

Sendikamız tarafından her yıl geleneksel olarak düzenlenen seminerlerin 24'üncüsü Antalya-Tekirova Martı Myra Tatil Köyü'nde 24-27 Nisan 2004 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Bu yıl "Ticarette Çin Tehdidi" başlığı ile düzenlenen seminer yine gerek katılımcıları gerek konuşmacıları gerekse seminer çerçevesinde düzenlenen oturumlarda yapılan açıklamalarla gündemi belirledi. Siyasilerle bürokratlar, işverenle işçinin aynı çatı altında buluşarak sorunların ve çözüm önerilerinin dile getirildiği seminerde Çin konusunda önlem alınmakta gecikildiğine dikkat çekilerek hükümete "Çin'den değil Ankara'dan korkuyoruz" mesajı verildi. Seminerde katılımcılar Uzakdoğu'dan yapılan ithalatın en çok tekstili olumsuz etkilediğine de işaret ederek, "Kontrolsüz ithalat, yeni yatırımlan engelliyor" görüşünde birleştiler.

Seminerin açılışında bir konuşma yapan Sendikamız Genel Sekreteri Metin Emiroğlu, tekstil sektörünün ihracatın yüzde 32'sini, istihdamın yüzde 20'sini, gayrisafi milli hasılasının da yüzde 10'unu karşılayan bir noktaya geldiğine dikkat çekerek "Son 20 yılda çok büyük yatırımların yapıldığı bu sektörün sorunlarının çözümsüzlüğe itilmesi ülke istikrarının, ekonomik ve sosyal dengelerin ciddi surette tehdit altına girme sonucunu doğuracaktır" dedi. Emiroğlu, sektörün iki önemli tehdit altında bulunduğunu da belirterek "Birincisi, iç tehdittir ve kayıt dışı ekonomiden kaynaklanmaktadır. İkincisi dış tehdittir ve özellikle haksız ithalattan kaynaklanmaktadır. Her ikisi de haksız rekabete yol açmaktadır" dedi.

Emiroğlu şöyle devam etti: "Bugün için tekstil sektörü enerji maliyetleri, finansman maliyetleri, SSK primlerini yüksekliği, vergi oranlarının yüksekliği, işçi maliyetlerinin yüksekliği gibi nedenlerle rekabet imkanlanm kaybetmekte ve kayıt dışılığa itilmektedir. Uzak Doğu menşeli, özellikle Çin mallarının ithalatı haksız rekabet yaratmakta ve hammadde fiyatlarının altında ithal edilen mamul mallar yüzünden ülkemiz katma değer üretemeyen, istihdam yaratamayan bir zemine sürüklenmekte ve son aylarda bu ithalât zinciri konfeksiyon ve perakendeciliğe kadar uzanarak ticaretimizi ve yerli üretimimizi ciddi surette tehdit etmektedir. Türkiye Çin malını üretip satan, kendi malını üretemeyen ve katma değer yaratamayan bir ülke konumuna itilmiştir. Dahilde işleme rejimi uygulamalarının ve serbest bölge ve gümrüklerin disipline edilememesi, iç pazarda Çin menşeli malların pazarlandığı bir perakende zincirinin doğmasına yol açmış, Türk malları dahili pazarımızda da büyük bir darbe yemiştir."

Bugün sınırsız devlet sübvansiyonlu Çin tekstil ürünleri karşısında ABD ve Avrupa Birliği'nin safe guard (korunma) tedbirlerini gündemlerinin başında tuttuğunu da belirten Emiroğlu "2003 yılında pamuklu mensucatta 5 bin 210 kaleminde toplam ithalatın yüzde 42'si Çin'den yapılmakta ve metre başı birim fiyatı 29 sent gibi inanılmaz bir rakamı ifade etmektedir. 2002-2003 döneminde ise Çin'den örmede yüzde 84.7, dokumada yüzde 53.1 ve diğer konfeksiyonda yüzde 52.2'lik bir artış gözlenmektedir. Ayrıca DTM ve Gümrük Müsteşarlığı'mızm yoğun çalışmaları sonucu yürürlüğe konulmuş bulunan gözetim tedbirleri, kota ve antidamping tedbirleri, referans fiyat uygulamalarına rağmen, Uzak Doğu menşeli mallar, İtalya, Hollanda gibi Avrupa Birliği ülkeleri, Çek Cumhuriyeti gibi aday ülkeler ve Türk Cumhuriyetlerinden trafik sapması yoluyla emsal fiyatın çok altında girmeye devam etmektedir" dedi.

2005 yılında kotaların kalkacak olmasının haksız rekabetin boyutlarını aşırı olarak büyüteceğini ve önlem alınamadığı takdirde istihdam hacminde şok etkisi yaratacağına da dikkat çeken Emiroğlu "İstihdamda yüzde 20 paya sahip olan bu sektör daraldığı zaman sosyal birtakım krizlerle karşı karşıya kalabiliriz" dedi.

 

Narin: Dahilde işleme izin belgeleri sorgulanmalı

Sendikamız Yönetim Kurulu Başkanı Halit Narin, "Ticarette Çin Tehdidi" seminerinin açılışında yaptığı konuşmada, hükümetin sanayiciyi yatırıma teşvik etmesi gerektiğini söyledi. Narin dahilde işleme izin belgesi alanların da sorgulanmasını istedi. Narin, Uzakdoğu'dan yapılan ithalatın en çok tekstili olumsuz etkilediğine de işaret ederek, kontrolsüz ithalatın, yatırımların önüne geçtiğini kaydetti. Konuşmasına Türkiye'de sosyal, siyasal ve toplumsal yapıyı geliştirecek bir mantaliye ihtiyaç olduğunu belitreterek başlayan Narin "Türkiye'nin siyaset politikasında en başa geçen insanlar her dönemde her geleni ağırlayan, her dönemde her gelene aynı iltifatları yapan insanların yanından ayrılmama gibi bir zaaf içindedirler. Politikacılarımız bu zaaftan kendilerini kurtarabildikleri zaman Türkiye'miz daha iyiye gider. Ay-nca başa geçirdiğimiz her insanın tükenene kadar yanındayız, tükendikten sonra hatırlamamak gibi kötü bir zafiyetimiz var. Bu da çok yanlış bir şey. Eğer, bittiği zaman çok kötüyse bitene kadar niye yanındayız? Bunu da sorgulamalıyız. Siyasetçi ve halkın diyaloglan içinde bu mantığı kurmadan Türkiye'mizin bürokrasisini ve kanunlarını değiştirmek suretiyle yeniden bir yapılaşmaya gitmek hemen hemen mümkün değildir. Öbür taraftan kanunlar toplumumuzun daha iyi şartlarda ve huzur içinde yaşaması için ve dengelerin kurulması için vardır. Yani kanun millet için vardır" dedi.

"Milletleri kanunların altında değil, toplumun menfaatleri ve kanunların üstünde tutan bir mantaliteye ihtiyaç var" diyen Narin "Bu yüzden Türkiye'nin, sosyal ve ekonomik şartlarını geliştirecek olan bir Türkiye'nin geleceğe daha huzurlu ve daha güçlü gidebilmesi için bürokrasinin kanun ve mevzuatları milletin lehine ve milletin istediği dinamizme uygun bir şekilde değiştirme ve tefsir etme mantığını geliştirmesi lazım. Gelin görün ki, Türkiye'nin bürokrasisi daima halkın üzerine çıkmış, milletin üzerine çıkmıştır. Mevzuatlar ve kanunlar milletin üstünde ona fren yapan, dinamizmini durduran ve ayağında bağlı büyük bir yük gibi hareketine mani olmuştur" dedi.

Batılı insanların vergi mükellefi olma konusunda övündüğünü kaydeden Narin konuşmasına şöyle devam etti: "Oysa Türkiye'de bence büyük bir ayıp. Türkiye'de vergi mükellefi olmak bütün mevzuatların ve bütün bürokrasinin ağırlığı altında olmak demektir. Çünkü vergi mevzuunun içine girmeyen herkes benim müteşebbis ve düzgün çalışan arkadaşlarımı ve bizi çok demoralize bir sisteme itiyor, moralimizi bozuyor. Her yerde her türlü ahkâmı kesen, vatanın toprağını havadan ona buna veren ve ortada dolaşan insanların yüzde 98'i vergi mükellefi değil zaten. Peki vergi mükellefi kim? Vergi mükellefi de bildiğiniz gibi bizler, yani yatırım yapmışız, elimizdeki 3 kuruş parayı 103 kuruşluk yatırımla geleceğimizi işimize esir etmişiz, Atatürk'ün bize vermiş olduğu direktifle bu memleketi Batı'ya örnek olacak bir Türkiye yaratmak için seferber etmişiz. Ama gelin görün ki biz mükellef olduğumuz için bütün kanunlar, mevzuatlar bizimle mücadeleye girmiş, kayıt dışı ekonomiye hiçbir şey yapmamıştır. O yüzden devletin bütün kademelerinin vergi mükellefine yardımcı olması lazım. Diğer bir nokta da bir vergi mükellefi vergisini veremezse "vergi yüzsüzü" oluyor. Vergi verenin yüzsüzü olur mu? Vergi veren adamın vergi verememesi bir zorluktan kaynaklanır. Kayıt dışı ekonomisi yüzde 60'ı bulmuş olan Türkiye'de vergi vermeyen insanların kamuoyunda tartışılır hale gelmesi icap ederken, vergi verecek kadar cesaretli, inançlı ve köklü müesseselerin vergi yüzsüzü gibi tanıtılmasına ben her zaman reaksiyon gösteriyorum. Bizler eğer müteşebbis isek becerikli insanlarızdır. Boynu bükük insan olsaydık zaten müteşebbis olmazdık, yatırım yapmazdık, yanımıza işçiyi almazdık, o insanların ailesinin yükünü üstümüze taşımak için gönüllü olmazdık."

"Borcunu ödemek isteyen bir mükellef iyi bir insandır" diyen Narin "Borcu vardır diye karşısındaki kişiye hükmetmek isteyen insan ise zayıf bir insandır. Hele bu bürokrasi içindeyse üstelik kötü bir insandır. O yüzden hükümetimiz, müteşebbisine, yatırımcısına güç verecek şekilde bu sistemi yeniden gözden geçirmelidir. Türkiye'mizin kalkınması için sarfedilecek bu borcun mutlak surette rahatlıkla ödeneceği inancında olan bir avuç insanız" dedi.

Narin konuşmasında uluslararası para kuruluşlanyla ilişkilere de dikkat çekerek "500 milyon dolarak para vermek için toplantı yaptırıyorlar koskoca Türkiye'ye. Sayın Konukoğlu bile 500 milyon dolan bulur burada. Koskoca bir hükümetin 500 milyon dolar için kalkıp da böyle Dünya Bankası'yla falan müzakere yapması bana göre ayıptır. Böyle bir şey olamaz" diye konuştu.

Hükümetin sanayiciyi yatırıma tevsik etmesi gerektiğini de söyleyen Narin, "Sanko'nun patronu Abdülkadir Konukoğlu sürekli yatırım yapıp beni tahrik ediyor. Oysa ki hükümetin sanayiciyi tahrik etmesi gerek" dedi. Narin, Uzakdoğu'dan yapılan ithalatın en çok tekstili olumsuz etkilediğine de işaret ederek, kontrolsüz ithalatın, yatırımların önüne geçtiğini kaydetti. Dahilde işleme rejiminin Türk tekstilini tükettiğini belirten Narin, "Dahilde işleme rejimiyle Türkiye'ye gelen mallar son 3 senedir tekstil sanayiini hemen hemen tüketti. Dahilde işleme rejimiyle gelen malların belgelerinin bir hak olduğunu ve bu belgelerin kullanılması icap ettiğine dair de Ankara'dan kararlar çıkıyor. Yani belgelerin yüzde 90'ı dahilde işleme rejimiyle Türkiye'de kaybolup bizim tekstil ve konfeksiyon sanayiimizi baltalıyor. Bu hareket bizim yeni alacağımız işçilerimizi, yeni yapacağımız yatırımları ortadan kaldınyor" dedi. Narin Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'a seslenerek "Dahilde işleme belgesi alanları sorgulayın. Bu mallan ne yapmışlar. Türkiye 4 aydır hayali ihracatla çalkalanıyor. Hükümetle KDVyi yüzde 18'den yüzde 8'e indirime konusunda mutabıkız ama neden bu karar çıkarılmıyor. Bunda bir mantık olabilir mi? Bunu anlamak mümkün değil" dedi.

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'dan, ithalattan alınan vergiyi sorgulamasını da isteyen Narin "40-50 milyar dolarlık ithalât yapılıyor, kaç lira vergi alıyorsunuz diye kendinizi lütfen sorgulayın. İthalat yapan insanlar gelir vergilerine mahsuben bir taahhütte bulunsunlar. İthalattan vergi alın. İthalatçıyı bu yolla sorgulayın. Sorgulayın ki, bu memleket vergi verme alışkanlığını elde etsin, hep beraber kalkınalım. Yoksa bir avuç insan bu parayı yiyor. Dahilde işleme rejimiyle yiyor, ihale mafyasıyla yiyor, onunla yiyor bununla yiyor. Yedirmeyin. İşte Konukoğlu burada. Yatırım yapıyorum diyor. Ben de kızıyorum ikide bir; çok yatırım yapıyorsun, herkesi tahrik ediyorsun diyorum. Beni de tahrik ediyor. Ama hükümetin bizi tahrik etmesi lazım. Para istemiyoruz, kredi istemiyoruz, mevzuatları hafifletin, vergi veren müesseselere destek verin, vergi vermeyen insanlara da hesap sorun. Başka bir şey istemiyoruz" diye konuştu.

Narin Çin tehlikesi konusunda ise "Çin bir demokrasi ülkesi olamaz; çünkü Çin Avrupa kıtasından çok daha büyük bir toprak parçasına sahip, içinde de 1.5 milyar insanı var. Çin'in yaptığı hiçbir şey bizim mantığımıza uymaz. Ama gelin görün ki, bizim Türkiye Cumhuriyeti'nin yaptığı da hiçbir dünya mantığına uymaz. Çünkü Amerika, Avrupa ithalatını kısıtlamış, Çin'e karşı tedbirler almış. Biz ise kapıları açmışız" dedi.

Yıllardır ATR belgesine menşe yazdıramadıkların da belirten Narin sözlerini şöyle tamamladı: "Hollanda ve İtalya Çin malına Türkiye'ye gitmek şartıyla ATR belgesi veriyor, onu Türkiye'ye yolluyor. ATR belgesi Avrupa'da serbest dolaşım değil Türkiye'de serbest dolaşım oldu. Biz 3 senedir bir menşe yazdıralım dedik, ne haddinize. Ben Türk'üm diyorum adam bakıyor, yazmam diyor. Ankara'da 3 senedir toplantılar yapıyoruz. Kimin lehine? Türk milletini lehine. Neden çıkmıyor bu? Milletinin düşüncesine birinci planda yer vermeyen bir bürokrasiyi istemiyoruz. Milletlerarası kavgada milletini düşünen bir bürokrasiye ihtiyacımız var. Sayın Bakan'ımız toplantılarda bize hak vermelerine rağmen bir türlü yazdıramıyoruz. Yani bu milletin sanayicisinin, işçisinin, çoluğunun çocuğunun, hakkını bir belgenin altına yazı yazmayarak kimi koruyorsunuz. Çinli'yi mi koruyorsunuz. Tekstil Türkiye'nin en eski sektörüdür. Doğduğunuz andan imamla, hahamla, papazla buluşana kadar geçen bütün sürede tekstile ihtiyacınız var. Böyle bir sektörün Türkiye'ye getireceği büyük imkanlar vardır. Tekstilin böyle bir rolü varken bu memleketin kapılarını Çin'e açarak ileriye dönük kapıları kapamak bence yanlıştır."

 

Ergezen: İnsanı sağından solundan kuşatıyorlar

Çeşitli açılışlar için bulunduğu Antalya'da semlinere katılarak bir konuşma yapan Bayındırlık ve İskan Bakanı Zeki Ergezen, yolsuzluklar konusuna değinerek "Açık söylüyorum korkuyorum, çünkü insanı sağından ve solundan kuşatıyorlar hemen. Bıkıyorsunuz ve bir taraftan delik deliniyor. Ben Bayındırlık Bakanı'yım, o deliğin açılmaması için ne kadar direnebileceğim diye düşünüyorum" dedi. Ergezen "Bu memlekette Özal'dan, Menderes'ten, Erbakan'dan çok şeyler öğrendik. Meclis'e ilk girdiğimde rahmetli Özal Cumhurbaşkanı'ydı, o da gitti. Tansu Çiller'in başbakanlığı'nı gördük. Demokrasilerde çare tükenmez diyen Demirel'i de. Erbakan da Yılmaz da yok. Şöyle bir geçmişe dönün ve bugüne gelin. Şu anda Türkiye iyi bir yoldadır. Muhalefetteyken neler söylemedim ben o kürsüden. Ama bu işlerin çok kolay olmadığını görüyoruz şu an" dedi.

Çin konusuna da değinen Ergezen "Çinlilerin Allah eksikliğini vermesin sizi bir araya getirdiler. Sadece tekstil değil beyaz fasulye üretenler de rahatsızdırlar. Güçlü olursanız Irak'ı da işgal edersiniz, Çin mallarını da piyasaya sürersiniz. Önemli olan güçlü bir Türkiye'yi yaratmak. Sayın Rahmetli Özal'ın 1 yıllık gücüyle, Erbakan'ın veya Tayyip Bey'in ya da Sayın Ecevit'in iyi bir manevrasıyla 6 aylık güçlü olmanın bir anlamı yok. İstikrarlı güç, istikrarlı hakimiyet şart. Türkiye bunu yakalamalıdır. Bizim iktidar olarak parti mesajımız budur. Bundan vazgeçmeyeceğiz, gücümüzü artırmak için üreteceğiz, israflan önleyeceğiz, tekelci olmayacağız Türkiye'ci olacağız. Bu çok önemli meseledir. Ben Doğulu bir milletvekiliyim, Türk olduğumu da ispat edemedim bir türlü. Bu tarafta Kürt o tarafta Türk. Canım yandı, o yüzden herkese diyorum ki Türkiye'ci olalım, bölgeci olmayalım, dar mantıkları bırakalım. Şirketimiz iflas edince bağırmayalım; Türkiye iflas etmesin diye çırpınalım" diye konuştu.

Geçmiş dönemde Türkiye'de bir şirket köşeyi dönsün diye kararnamelerin çıktığını söyleyen Ergezen "Bunlar Türkiye'nin şanssızlığıdır. İnşallah biz bu hataya düşmeyiz. Açık söylüyorum korkuyorum, çünkü insanı sağından ve solundan kuşatıyorlar hemen. Yakınlarınızla kuşatıyorlar, partililerinizle kuşatıyorlar; bıkıyorsunuz ve bir taraftan delik deliniyor artık. Bir delik açıldı mı tamam artık orayı su basıyor, önüne geçemiyorsunuz. Ben Bayındırlık Bakanı'yım, o deliğin açılmaması için ne kadar direnebileceğim diye düşünüyorum" dedi. "İyi yoldayız" diyen Ergezen sözlerini şöyle tamamladı:

"Faiz ve enflasyon düştü, zam yok. Piyasalarda para yok deniyor ama o da olacak. Biz zaten seçimlerde 2 yıl bir şey yok dedik. Ama millete verdiğimiz sözlerin peşindeyiz, onların takipçisiyiz. Sizin bu konunuz Bakanlar Kurulunda gündeme geldi, tartışıldı, talimatlar verildi, bakanlar çalışıyor. Bunların peşindeyiz. Sizin kadar biz de üzülüyoruz. Ama siz de bu çalışmalarınızın sonucunu ilgili bakanlara iletin. Yani yolla ilgili bir şey olsaydı ben saatlerce konuşsaydım. Yollar Allah için iyi gidiyor. Parasız pulsuz Kemer yolunu yapıyorum. Para varken herkes iş yapar, mühim olan bu yokken iş yapmak. Koskoca 43 kilometrelik Kemer yolunun 30 kilometresini ben 6.5 trilyona yapıyorum. Bir milleti mahveden israftır. Batan şirketler de böyledir, devletler de böyledir. Sizin milyar dolarlar verip Avrupa'dan aldığınız makineler orada yatacak. Devlete 2.5 milyara mal olan işçiler de yan gelip yatacak, bütçeden para alacak. Siz bunları çalıştırmayacaksınız ve yol yapmak için gidip Japonya'dan, Amerika'dan, Dünya Bankası'ndan para bulacaksınız öyle mi? İki yakamız bir araya gelir mi? Zaten o işçi parayı alıyor, makine, dozer, greyder orada zaten. Her konuda böyledir. Çalışarak bu işleri halledeceğimize inanıyorum. Bir de biz birbirimizi geçmişte çok yanlış tanıdık. Milleti kucaklayamadık ve bundan yararlananlar oldu. Yüreklerimize kin tohumlan ekildi, ama artık kardeşliği pekiştirmek mecburiyetindeyiz. Ayrıca ihtiras da kötü birşey. Siyasi ihtiras kötü olduğu kadar dünya malı kazanmaktaki ihtiras da çok kötüdür. Şehirlerimiz bu yüzden bu hale geldi. Antalya'yı bataklıklar üstüne binalar konulmuş. Yani, biraz daha fazla kazanayım diye belediye başkanını zorluyorsunuz, Ankara'ya gelip bakanları zorluyorsunuz. Telefon açtırıp İmar Yasası'nı, imar planını bir tarafa at da 4 katlı yerine 10 kat yapayım diyorsunuz. 20 sene sonra bina yıkılıp 100 tane adam ölüyor dizimize vuruyoruz, hiç ders almıyoruz. Dünya malı hırsı ve ihtirası kanun tanımıyor ve birçok bürokrat ve siyasetçi de buna alet ediliyor."

 

Keçeciler: Haksız rekabete yol açan ithalata önlem şart

Seminerin açılışında konuşan Devlet eski Bakanı Mehmet Keçeciler ise konuşmasında, haksız rekabete yol açan kalitesiz ithalatın önüne mutlaka geçilmesini istedi. "Hükümet acilen yatırımların önünü açacak bir model üzerinde çalışmalı, yatırımcıyı teşvik etmeli" diyen Keçeciler, işsizliği önlemenin en akılcı yolunun kalkınma hızını yükseltmek olduğuna dikkat çekerek "Rantiye devrini tamamlayıp şantiye dönemine geçmek zamanı gelmiştir" dedi. 3 Kasım seçimlerinde AK Parti'nin tek başına iktidara geldiğine dikkat çeken Keçeciler "Geçtiğimiz 1.5 yıla dönüp baktığımız zaman gördüğümüz güzel şeyler de tenkit edeceğimiz hususlar da var. IMF ile birlikte hazırlanarak uygulamaya konulan ekonomik programın ince ayarlar yaparak devam ettirmesi iç ve dış piyasalara güven vermiştir. Seçimlere bir hafta kala akaryakıta zam yapacağım demişler ve yapmışlardır. Bu milletçe hoşlandığımız bir iş değildir ama, demek ki popülizme kaçmak noktasında herhangi bir eğilim yok. Mali disiplini bozmamak için ellerinden gelen çabayı göstermişlerdir. Ayrıca hükümetin geçmiş siyasi çıkış noktalan ne olursa olsun Avrupa Birliği'ni benimsemesi ve bu noktada önemli atılımlar yapması, yasaları çıkartması başarıdır" dedi.

"Ancak herşey güllük gülistanlık değil" diyen Keçeciler "Hükümetimiz Irak politikasında birinci ve ikinci tezkerede yanlışlıklar yapmıştır. Birinci tezkerede ta başından itibaren Türkiye'nin üç politikayı eş zamanlı olarak izlemesi gerekirdi: Irak'ın toprak bütünlüğü korunacak. Amerika'yla ilişkiler bozulmayacak. Türk halkıyla Irak halkı arasında kardeş kavgasına sebep olabilecek bir davranışa girilmeyecek. Bu olabilir mi? Özal döneminde biz yaptık. Tüm baskılara rağmen karadan cephe açmadık. Bugün yapılan da doğrudur. Ama önceden karadan cephe açılacakmış intibaı verilip, sonradan reddedilmesi yanlış olmuştur. Türkiye güvenilmez bir ülke konumuna düşmüştür. İkinci tezkere de yanlıştır. Irak'tan davet gelmeden çıkarılmamalıydı. Tezkereyi çıkarttık, Irak'a gideceğiz dedik, orada iki tane aşiret biz istemiyoruz dediler ve tezkereye rağmen Irak'a gidemez noktaya geldik. Bu yanlışların sonucunda bizim Kuzey Irak'taki kırmızı çizgilerimiz yok olmuştur. Diğer bir husus da özellikle YÖK olmak üzere devlet kuruluşlarıyla lüzumsuz bir kavga içerisine girilmiştir. Bu doğru değildir. Hükümetin Kıbrıs'ı çözme politikası da doğrudur. Ancak Sayın Denktaş'ı bu kadar kırmaya gerek yoktu" dedi.

Hükümetten beklentilerini de sıralayan Keçeciler şunları söyledi: "İşsizliği önlemenin en akılcı yolu kalkınma hızını yükseltmektir. Acilen yatırımların önünü açacak bir model üzerinde hükümetimiz çalışmalı, yatırımcıyı teşvik etmeli. Gerçekten yatınmcılara cesaret vermeli ve bu cesareti sağlayabilecek adımları atmaktan da hükümet çekinmemelidir. Yapısal reformları daha fazla sürüncemede bırakmadan mutlaka ve mutlaka tamamlamalıyız. Kamu idaresi temel yasası düzeltilerek, ıslah edilerek, aksaklıklan giderilerek muhakkak çıkartılmalıdır. Sosyal güvenlik açıklarına mutlaka dikkat etmeliyiz. Özelleştirmenin tamamlanması, yabancı sermayenin çekilmesi için daha aktif politikalar da izlemeliyiz. Kendi ülkemizde bu kadar işsizimiz varken, bu kadar istihdam sorunumuz varken iş adamlanmızın Türkiye'yi bırakıp bu ülkelere gidişinin sebeplerini çok iyi araştırmalıyız, çok iyi incelemeliyiz."

Cari açıktaki artışa da dikkat çeken Keçeciler "Çok tehlikeli rakamlara ulaşmaya başladık. Gelen rakamlar sanki 2001 krizinde, bizim düştüğümüz krizdeki rakamlara benziyor. Biz damdan düştük, sizi de ikaz ediyoruz, dikkat edin bu cari işlem açığı iyi netice vermez diyoruz" dedi. Çin tehlikesine de dikkat çeken Keçeciler sözlerini şöyle tamamladı: "Haksız rekabete yol açan kalitesiz ithalatın da önüne geçilmelidir. Bilhassa Çin'den yapılan ithalat yüzde 90 artmıştır. Bu ithalatla ilgili mutlaka tedbirler almalıyız. Taraf olduğumuz hiçbir anlaşma gerekçe gösterilerek Türk sanayiini tahrip edecek, dolayısıyla iç pazarı bozacak ticari ilişkileri yürütmeye mecbur değiliz. Çin ile dış ticarette Dünya Ticaret Örgütü çerçevesinde alabileceğimiz özel koruma önlemleri vardır. Ayrıca yerli üretimde kalitenin yanında verimliliği artırmaya yönelik önlem ve destekler de almalıyız. Serbest rekabet ekonomisi demek başıboş ekonomi demek değildir."

Şahin: standartlara uygun olmayan ürünü topluyoruz

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Müsteşarı Doç. Dr Adem Şahin ise seminerin açılışında yaptığı konuşmada, bakanlık olarak ülkeye giren Çin mallarını standartlara uygunluk açısından denetime tabi tuttuklannı belirterek "Piyasada bulunanların ise toplatılması dahil her türlü önlem alınmaktadır" dedi.
Dünya ekonomik düzeni içinde üretim ve ticaret zincirini AB, ABD ve Uzak Doğu'nun şekillendirdiğine dikkat çeken Şahin "Bugün geldiğimiz noktada bizim yıllardır dayandığımız ucuz iş gücü ve yerli hammaddeye dayalı rekabet edebilirliğimiz Uzak Doğu kaynaklı bir tehdit altındadır. Çin'in nüfus, istihdam ve dış ticarette geldiği yeni nokta hem Türkiye'yi hem de dünyayı tehdit etmektedir. Kotaların kalkmasıyla ortaya çıkacak durum bizim gibi diğer ülkeleri de düşündürmektedir. Maruz kalınan bu tehdidin yol açacağı birçok olumsuzluk bulunmaktadır" dedi.

Çin'in devlet destekleri, ucuz işgücü ve yabancı sermaye yatırımı çekmesi gibi nedenlerle dünya pazarlarında genişlemesini sürdürdüğüne dikkat çeken Şahin, bunun da Türkiye pazanna tahribat olarak yansıdığına işaret etti. Bu konuda bakanlık olarak yaptıkları çalışmalara da değinen Şahin "Bakanlığımıza gelen tüm şikayetler değerlendirilmiştir. Konu, bakanlığımızın koordinasyonunu üstlendiği Ekonomik Sorunları Değerlendirme Kurulu'nun gündemine de taşınmıştır. Yapılan incelemelerde de onlarca sektörde rekabet edilemeyecek düzeyde düşük fiyatlarla karşılaşılmıştır. Bazı malların ithalinde çok düşük fiyatlar beyan edildiği görülmüştür. Yani düşük beyan söz konusudur. Öte yandan Çin'de yaygın olan marka taklidi ve kopya endüstri birçok malın standartlara ve teknik düzenlemelere aykırı olması sonucunu doğurmaktadır" dedi.

Garanti belgesi, servis yeterliliği, uluslararası standartlara aykırılık ve kayıt dışı, usulsüz girişler konusunda önlemler aldıklarını belirten Şahin "Koruma önlemleri 21 Nisan'da Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Aynca Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Türk Standartları Enstitüsü ülkeye giren malların standartlara uygunluğunu kanun ve ilgili yönetmelikler çerçevesinde aralıksız denetlemektedir. Bu konuda standartlara aykın ürünler tespit edildiğinde öncelikle ülkeye girişleri ve piyasaya arzedilmelerinin önüne geçilmekte, piyasada bulunanların ise toplatılması dahil her türlü önlem alınmaktadır. Bu açıdan ithalat yapanların da bu konuda titiz davranmalarını arzu etmekteyiz. Bu kapsamda sanayicimizin dünya koşullarında rekabetçi olabilmeleri ve uluslararası pazarda Türk sanayiinin konumunun güçlendirilmesi için çalışmalarımız da sürmektedir. Yatırım ve üretim faaliyetlerine uygun bir ortam sağlamak için rnakro ekonomik istikrarın sağlanması başta olmak üzere enerji fiyatları vergi yükü ve bürokrasinin azaltılması gibi girdi maliyetlerinin düşürülmesi yönünde adım atmaya da devam etmemiz gerekmektedir" dedi.

 

Orakçıoğlu: Tehditlere karşı ortak hareket etmeye hazırız

İstanbul Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçılan Birliği (İHKİB) Başkanı Süleyman Orakçıoğlu ise açılış konuşmasında, Tekstil ve hazırgiyim sektörünün bir bütün olduğunu belirterek, "Her şeyin, tehditlerin bizi aynı dozda etkileyeceğinin bilincindeyiz ve farkındayız" dedi. Yıllardır tekstil ve hazırgiyim sektörlerinin kavga içinde olduğunun hatırlatan Orakçıoğlu, son birkaç yıldır ortak akıl içinde hareket edildiğini söyledi. Orakçıoğlu "Sektörün sorunların iplikçi, kumaşçı, konfeksiyoncu birlikte çözmeye çalışıyoruz. Ortak noktalarda buluşuyoruz" dedi. Orakçıoğlu, iki düşman sektör gibi değerlendirmenin yanlış olacağına dikkat çekti.

Orakçıoğlu konuşmasında 'Türkiye tekstil sektöründen vazgeçsin' şeklindeki söylemleri de eleştirerek sözlerini şöyle sürdürdü: "20 yıl önce 500 milyon dolar ihracatı olan bir sektör, 2003 yılında 15.2 milyar dolarlık ihracatı gerçekleşti. 2004 yılındaki hedefi her türlü olumsuz koşullara rağmen 18 milyar dolar. Artık dünyanın her yerinde biz vanz. Bazı konularda inanılmaz büyük tehditler var ama dünyanın en iyi fuarlarındayız, dünyanın en iyi koleksiyonlarını yapmaya başladık. İnanın sektörde öyle bir dinamizm, öyle bir hareketlilik var ki, yani şu anda Türkiye gibi zor ve engebeli bir arazi koşulunda iş yapmanın anlamını herkes biliyor ve buna rağmen bu arkadaşlarımızın hepsi inanılmaz başarılara imza atıyorlar. Tekstil ve hazır giyim sektörü şimdi öyle bir bütün ki, Washington'da aynı dili konuşuyoruz, Brüksel'de de aynı dili konuşuyoruz. Uluslararası birtakım tavırları geliştirmelerde tüm stratejileri beraber kurguluyoruz. Ortak enerjimizi bugün dünyada üretmek için kullanıyoruz. Nasıl mı? İşte bugün herkesin konuştuğu bir İstanbul Deklarasyonu var. Katılım sürekli artıyor. Biz bile katılımın bu kadar hızlı olabileceğini düşünmüyorduk. Belki burada bir sonuç almak konusunda, yel değirmenlerine karşı Donkişotluk yapıyorsunuz diyebilirsiniz. Birinci amaç tabi ki başarılı olmak, ama başarılı olmanın dışında da tüm dünya kamuoyunun duyarlılığını burada ortaya koymak. Amacımız Çin'in dünyada yaratmış olduğu haksız rekabete tüm dünya kamuoyunun dikkatini çekmek. Çünkü dünyada kamuoyu oluşturmadan hiçbir zaman için bir politika üretemezsiniz. Biz bunun için sadece İstanbul Deklarasyonuyla sınırlı kalmadık. Burada Eurotex'le birlikte yapmış olduğumuz bir hareket var. Eurotex'in 24 üye ülkesinin hepsinde kendi basın organlannda çıkan ve Çin'in yaratmış olduğu haksız rekabetle ilgili basın metininin ve basın toplantılarının da tüm belirleyicisi olduk. Cancun'a giderken Pascal Lami'ye bir mektup yazdık ve 'Siz bugün üçüncü dünya ülkeleri gümrük tarifelerini yüzde 15'e çekmeden ek bir tarife indirimi yapamazsınız' dedik. Bu yazdığımız mektup tüm dünyada internet sayfalarında yer edinmeye başladı."

Orakçıoğlu sözlerini "Sektörü korumak için her türlü çalışmalarda ortak ve uyum içinde ve sektörün gerçek gücünü gösterecek şekilde hareket etmeye ben huzurlarınızda söz veriyorum" diye bitirdi.

 

Çelebi: Ciddi ve planlı bir strateji izlemeliyiz

DİSK Başkanı Süleyman Çelebi ise konuşmasında Türkiye'nin bir yandan 2005 yılından itibaren başlayacak olan kotasız ticaret koşullarına hazırlanırken diğer yandan da AB'ye entegrasyon sürecine devam ettiğini belirterek "Ciddi, hızlı ve planlı bir strateji izlemeliyiz" dedi.

"Tek başımıza ne işçi örgütleri olarak ne de işveren örgütleri olarak bu sorunları çözemeyiz" diyen Çelebi "Kayıt dişiliği önleyemeyiz, kaçak ithalatla mücadele edemeyiz, ihtisas gümrüğü, dahilde işleme belgesi sorunlarını, haksız damping uygulamalarını, haksız rekabeti tek başımıza bizler önleyemeyiz. Hükümetlere bu konuda sorumluluk düşüyor. Devlet bu anlamda düzenleyici olmalı, birbirinden kopuk çalışmalar yerine tarafların görüşünün alınarak ihtiyaç duyulan düzenlemeler ve uygulamalar derhal başlatılmalıdır" dedi.

"Gerekli önlemler alınmadığı takdirde kotasız ticaret ortamının getireceği ilk sonuç haksız rekabet olacaktır" diyen Çelebi sözlerini şöyle sürdürdü: "Bilindiği gibi kimi ülkeler çocuk emeği, mahkumların zorla çalıştırılması, karın tokluğuna çalıştırma gibi yöntemlerle iş gücü niyetlerini en düşük noktaya çekebilmektedirler. Bizim kullanabileceğimiz avantajları yaratmalıyız. Daha temiz, daha insancıl çalışma koşulları, daha adil ticaret ve iş koşulları yaratmalıyız. Ucuz maliyet, ucuz iş gücü Türkiye'nin rekabet üstünlüğü olamaz. Katma değeri yüksek bir üretim ve dış ticaret anlayışına sahip olmalıyız. Üretim alanında dünya çapında geçerliliği olan sosyal kuralların uygulanmasını sağlamak, günü kurtaracak popülist çözümler değil, geleceğimizi kurtaracak uzun vadeli projeler üretmemiz gerekmektedir. Önümüzdeki meseleler son derece zorludur, bu zorlulukların üstesinden gelebilmek için akılcı, planlı, programlı ortak bir yol izlemeliyiz. Dikkat etmemiz gereken bir diğer konu ise, artık Avrupa Birliği standartlarını yalnız nihai üründe değil, üretim süreçlerinde, yaşamın her alanında uygulamak zorunda olmamızdır."

Dünya Ticaret Örgütü'nün son yıllarda uluslararası ticaret kurallarını oluşturmak için çeşitli toplantılar düzenlediğine de dikkat çeken Çelebi, bu toplantıların ne yazık ki büyük devletlerin ve çokuluslu şirketlerin çıkarlarına hizmet eden kuralların diğer ülkelere dayatılması gibi sonuçları ortaya çıkardığını söyledi.

Çelebi "Ülkemizde tekstil sektöründe belki de en çok ihmal edilen konu nitelikli iş gücüdür. Bu sorun ancak meslek eğitimi ve meslek içi eğitime ağırlık verilmesiyle aşılabilir. Günümüzde tekstil sektörü kullanılan makine ve teçhizat bakımından nitelikli iş gücüne ihtiyaç duymaktadır. Oluşturulacak nitelikli iş gücünün yanı sıra, özgün bir hizmet ürünü anlayışının hayata geçirilmesi şart" diye konuştu.

Çelebi kayıtdışı ekonomi konusunda ise "Bu konudaki mutabakat hiçbir konuda yok. İşveren örgütleri olarak, işçi örgütleri olarak ve iktidara gelmeden siyasi partilerin topluma vaatleri arasında en temel konu bu. Bu kadar mutabakata vardığımız konuda bile adımlar atılamıyorsa, o zaman onu besleyen argümanlara karşı ortak eyleme ihtiyacımız var. Sigortasız çalışmamaya karşı yürüttüğümüz kampanyanın bir diğerini kayıt dışı ekonomiye karşı birlikte ortaya koyabilmeliyiz. Bunu yaptığımız zaman yol alabiliriz" dedi.

 

Polat: İthalat mutlaka disipline edilmeli

TEKSİF Sendikası Genel Başkanı Zeki Polat ise konuşmasında ithalat rejiminin mutlaka disipline edilmesi gerektiğini söyledi. Polat "Lütfen politikacılar bunu bir disipline etsinler, bir statüye bağlasınlar. Biz olmasın demiyoruz, ama denetim altında olsun. Yıllardır kapanmayan taahhütler var, kapatın bir defalık" dedi.
Türkiye'de dörtte bir fiyatına Çin malı satıldığına dikkat çeken Polat "Rahmetli Şevket Bey 'Mersin Limanı'na bir gemi yanaşır, bizim bir fabrikamızı kapatır' derdi. Şimdi yalnız bizim bir fabrikamızı kapatmıyor, bizim her sektörde bir fabrikamızı kapatıyor. Buna mutlaka çare bulmak zorundayız. 21 Nisan'da kararname çıktı ama yeterli değil" dedi.

Polat, tekstilde KDV indirimi konusunda ise "Bu salonda tekstil sektöründe KDV'nin yüzde 18'den 8'e düşmesine karşı olan var mı? Varsa zaten ayıp eder. Yüzde 8'e indirmek için, karşı olanlar varsa onlarla da mücadele edelim veya onları ikna edelim. Sayın Başbakan İşkur genel kurulunda verdiği sözü yerine getirmeli. 5 ay geçti. Karşı çıkanlar var. Halit Başkanla Maliye Bakanı'yla karşılaştığımızda sorduk. 'Bunu engellemek isteyenler var' dedi. Halit Bey 'IMF mi?' deyince Bakan 'IMF'nin dışında da güçler var, bize destek verin' dedi. IMF'nin dışındaki güçlere karşı her türlü desteği vermeye biz hazırız. Siz de hazırsanız bu işi bitirelim, ondan sonra başka işlere bakalım. Dışarıdan kim getiriyor bu malları. Bekçi Mehmet efendi mi getiriyor? Bu işin kaymağını kimler yiyor? Biz getirmelerine karşı değiliz, ama ART ile İtalya üzerinden, Hollanda üzerinden getirip yüzde 3, yüzde 2 vergiyi onlara veriyorsunuz, kaymağı onlar alıyorlar ceremesini biz çekiyoruz" diye konuştu. Çin konusunda rakamlar da veren Polat "Fotoğraf makinesinin dünyadaki yüzde 50'sini, klimanın yüzde 30'unu, televizyonun yüzde 30'unu tekstilin yüzde 15'ini üretiyorlar. Bizim yapmadığımızı yapmışlar, bizim bir tane tekstil lisemiz var onlar tam 23 tane tekstil üniversitesi kurmuş. Biz onları ayıplıyoruz, mahkumları çalıştırıyor, insan haklarına uymuyor diye. Öyle bir alt yapı kurmuşlar ki, dünyanın egemen sermayesinin hepsi oraya gitmiş" dedi.
Çin'le mücedele etmenin yolunun enerji, SSK ve diğer üretim maliyetlerine dönük çare üretmekten geçtiğini de söyleyen Polat, Ar-Ge'ye yatırımın önemine de dikkat çekti.

 

Engin: Çözüm için ortak platform kurmalıyız

Öz İplik-İş Sendikası Genel Başkanı Yusuf Engin ise konuşmasında sorunların çözümü için ortak bir platform kurulmasını önerdi. Engin "Bir platform oluşturalım, bir program yapalım. Aylık periyortlarla biraraya gelip, üretilen tekliflerin ne kadarı hayata geçti, ne kadan kaldı onlar değerlendirip yeni öneriler getirilelim" dedi.

Türkiye'nin bugün hem sermaye göçü hem de beyin göçü felaketiyle karşı karşıya olduğuna dikkat çeken Engin "Biz kendi kaynaklarımızı harekete geçirmediğimiz sürece, kendi zenginliklerimizi üretim sürecine koymadığımız ve insanımızın önünü açmadığımız sürece, hem sermaye göçü olur, hem beyin göçü olur. Anadolu'nun zeki insanlan, zeki gençleri bir bir dışarıya kaçmaya devam ediyor. Biz o güçlü beyinleri, durduramazsak, ülkemizde hizmet vermelerini sağlayacak bir iklim oluşturamazsak büyük bir vebal altına girmiş oluruz" dedi.

Türkiye'nin üçte ikilik kayıt dışı ekonomiyle bir yere varamayacağına da dikkat çeken Engin, Çin konusunda ise bazı fırsatlar olduğuna dikkat çekti. Ergin şöyle devam etti: "Rüzgara karşı koşmakla yol alınmaz. O yüzden rüzgarı arkamıza almalıyız. Markalaşmak, kaliteli üretim yapmakla biz kaliteyi hedeflemek zorundayız. Çin büyük bir pazar. Çin'de de biz bunun çalışmalarını yapabiliriz. Orada büroların, temsilciliklerin açılması, hızlı araştırmaların yapılması lazım. 1.3 milyar nüfusun içerisinde en az yüzde 10'u kaliteli tüketim yapar. Çin'in önünü tamamen kesmemiz mümkün olmadığına göre; kaliteli üretmeye mecburuz. Tekstil sektörümüz gerçekten son 20 yılda yapılan yatırımlar sonucu büyük bir noktaya geldi. Yani güçlü bir potansiyelimiz var. Ama bunu bir türlü olması gereken noktaya getiremiyoruz. Bir tarafta kaynak arıyoruz, bir tarafta makine parkımızın yüzde 50'si ölü yatırım olarak duruyor. Onun için plansızlıkla bir yere varmamız mümkün değil. Önce plan yapmalıyız. Bizim evvela elimizdeki mevzuatı uygulamamız lazım. Bu kayıt dışı nereden geliyor? Kanunları uygulayamamamızdan geliyor. O halde bunları uygulamaya, uygulamayanlara da bunun hesabını sormaya mecburuz. Yoksa sosyal patlamalar oluyor. Aslında 3 Kasım ve 28 Mart bizim toplumumuza, milletimize yakışır ve yaraşır bir sosyal patlamadır hem de ciddi bir patlamadır."

Konukoğlu: Çin'den korkmamalıyız

TOBB Tekstil Sektörü Kurulu Başkanı Abdülkadir Konukoğlu ise seminerin açılışında yaptığı konuşmada, Türk tekstil ve hazırgiyim sektörünün Çin'den korkmaması gerektiğini söyledi. Konukoğlu "Ben Çin'den korkmuyorum. Ar-Ge çalışmanızı iyi yapın, kaliteli mal üretin ve onlarla mücadele edin" dedi.

Bir dönemler Rusya'nın da Çin ile aynı durumda olduğuna dikkat çeken Konukoğlu surdan söyledi: "Ama 5-6 yıl sonra Türkiye'den Rusya'ya ihracat başladı. Çin de öyle olacak. Yarın onlara biz bir gömlek giymesini öğretelim, modayı giydirelim, bir de demokrasiye doğru gittiği zaman ürün yetiştiremezsiniz.Türkiye'de tekstil bitmez. Türkiye'de tekstili gözden çıkaramazlar çünkü pamuk üretimi var. Bu bitmez. Geçmişte İngiltere liderdi, sömürgeleri bitti, tekstil orada da bitti. Sonra Fransa devraldı onun da pamuk alacak sömürgeleri kalmayınca o da bitti. Türkiye'nin hiçbir sömürgesi yok ama pamuğu var, toprağı var. Türkiye'de pamuk üretimi 2 milyon tona dayanacak. Yani Türkiye'de tekstil bitmez ama belki atlet yapmayı bitireceğiz. Onu belki Çin'den alacağız, ama ona çok güzel kıyafet göndereceğiz. Nasıl İtalya'da fason konfeksiyon yaptırmaya başladı. Onu da yapacağız.

Bizim eksiğimiz hiçbirimizin fabrikasında Ar-Ge'si yok. Biz de 3 sene öncesine kadar Ar-Ge'ye para ayırmamıştık. Biz baktık ki herkes bizi geçiyor. Şu anda toplam 30 mühendis akşama kadar kumaş imalatındaki çeşitlilikleri araştırıyorlar ve bu işi nasıl yaparız diye uğraşıyoruz. Bir de biz ipliği ve dokumayı biliyoruz ama terbiyeyi bilmiyoruz. Rekabet olduğu için de kaynatmasını az yapıyoruz, kimyasından çalıyoruz. Tekstilde eğer terbiyeyi çok güzel bir noktaya getirirsek, son teknolojiyi kullanırsak bize Çin falan dokunamaz. O yüzden son teknolojiyi iyi takip etmeliyiz. Makinelerimizi yenilemeliyiz."

Sendikalaşma konusuna da değinen Konukoğlu, sendika ağalığının yavaş yavaş bittiğini belirterek "Üç Başkan da burada. Tebrik ediyorum. Hakikaten Türkiye sendikalaşır. Ama sizler yardımcı olun bize, bizler size yardımcı olalım, el ele bu işi bitirelim. Bakın eğer bir toplum olarak hep beraber birbirimize sahip çıkamadığımız müddetçe tekstilde siz sendikalaşamazsınız biz de resmi çalışanla resmi çalışmayan yerleri kesinlikle bir noktaya getiremeyiz. Türkiye'de tekstildeki hesapları yaptık, 6 milyar dolar KDV kaçağı var. Sendika başkanlan da dahil hep bir araya geldik, altına imza attık. Sayın Başbakan da, Maliye Bakanı da söylüyor. Bazı güçler bastınyor ama biz onlardan daha güçlüyüz. Çünkü biz vergi veriyoruz. Ben ayda 6 trilyon KDV ödüyorum, öbür taraflara bakıyorum hiçbir şey yok. Ama şuna inanıyorum KDV'yi 8'e düşüreceğiz" dedi.

Bu arada Konukoğlu'nun ardından söz alan Sendikamız Başkanı Halit Narin "İlaç sanayiinde KDV düştü. Bu KDV tekstilde düşemeyecekse orada niye düştü? Diyorlarki "orada 8-10 tane yabancı ciddi firma var, burada kaçak yok. IMF karşı çıkıyor" lafı gerçekçi değil. Bazı güçler Sayın Başbakan'a, bunun düşmesini önleyecek her türlü münasebetsizliği yapıyorlar. Hükümetimizin artık bu işi bir yerde bitirmesi lazım" dedi.

Tekstilisveren.org.tr     Üyelerimize Duyurular    İrtibat

© 2002-2004 TÜTSİS      -      boratur.net