[ , ]    Sayı:293 Mayıs 2004

TÜTSİS     Künye     Geçmiş Sayılar

Bu Sayı

 

Editör'den


Antalya Semineri

  Antalya Semineri


 Değerlendirme

  Ankara'dan duyarlılık bekliyoruz

  Adres verin baskın yapalım


Gündem

  Kayseri eğitimleri

  10. Uluslararası İzmir Tekstil ve Hazır Giyim Sempozyumu

  Suriye'nin ucuz ipliği üreticileri zorluyor


Ayın Konusu

  Ekonomide öncelikli rota: Yoksullukla mücadele


Tekstil Kongresi

  Taklitçilikle bir yere varılamaz


 Fuar

  Türk ev tekstilcileri Rusya pazarında iddialı

  EVTEKS-2004 CNR Expo'da kapıların açtı


 Hukuk

  BORDRO DIŞINDA ÜCRET ÖDENDİĞİNİN İSPATI
(Karar İncelemesi)


 ENGLISH

  Summaries in English

Değerlendirme

 

Narin, "Ticarette Çin Tehdidi" seminerinden çıkan sonuçları CNBC-e'de katıldığı programda değerlendirdi:
Ankara'dan duyarlılık bekliyoruz

 

Sendikamız Yönetim Kurulu Başkanı Halit Narin, Sendikamızın 24-26 Nisan tarihleri arasında düzenlediği "Ticarette Çin Tehdidi" seminerinin son gününde CNBC-e'de katıldığı "Sektör Raporu" programında, seminerden çıkan sonuçları değerlendirdi. Seminerde herkesin Çin'e karşı önlem alınması konusunda birleştiğini belirten Narin, ancak bu konuda adım atılmakta gecikildiğini söyledi. Bu durumu "Ankara mı daha tehlikeli Çin mi tehlikeli?" sözleriyle özetleyen Narin "Ankara tedbirlerini alıp da Türk milletini bu ikili ticaret dengesi içine koymazsa o zaman Çin'den daha büyük tehlike politikacıların ve bürokrasinin almadığı tedbirlerden başlıyor demektir" dedi. Halit Narin'in, seminerin düzenlendiği Martı Myra Otel'den canlı yayınlanan programda Tamer Coşkun'un sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

COŞKUN: Üç gün boyunca yoğun bir seminer maratonu yaşandı. Öncelikle seminerde verilmek istenen mesaj verildi mi acaba?

NARİN: 1963'ten beri bu seminerleri yapıyoruz. Biz bu semirlerle öncelikle işverenlerin, idarecilerin, kamunun, devlet memurlarının, beraber olmasını temin ediyoruz. Böylece gruplar arasında bir ahenk kuruyoruz. Ondan sonra mesaj veriyoruz. Bu sene amacımız, Çin'in Türkiye'ye ve dünyaya getireceği potansiyel tehlikeye dikkat çekmekti. Seminerde bütün konuşmacıların, hepimizin söylediği bir tek şey vardı: Çin bir devdir Devi elindeki her şeyi verirsin doyuramazsın. Ancak devin önüne bazı setler koyarak hareketini yavaşlatabilirsin veya bir bölge içinde onu kısıtlayabilirsin. Çin'in potansiyeli çok büyük. 1.5 milyar insanın 1 milyar 100 bini çalışıyor ve hiçbiri vergi vermiyor. Hepsi bir avuç pirince çalışıyorlar. Sosyal güvenceleri yok, elektrik maliyeti, işçilik maliyeti yok. Aynca hammadde ve vergi maliyeti de yok. Bütün bu işlerin hepsi bir devletin kasasına giriyor. Politika-lan açık: "Halk meşgul olsun, sıfır maliyetle üretsin, ben de onu dünyanın her yerine satayım." Biz buna karşı Ankara'mızın duyarlılığını bir türlü harekete geçiremedik. Şimdi Türkiye'de bu duyarlılığın eksik olmasının getirmiş olduğu bir kargaşa başladı. Eskiden bu bazı gurupların menfaat kargaşası gibi görünüyordu, ama şimdi büyük bir panikten evvelki kargaşa başladı. Her sektörde Çin malı,öyle ucuz fiyatlara giriyor ki, şimdi her sektör çalışamaz duruma düşmeye başladı. Tekstilde iplik, kumaş, bez, konfeksiyon derken, elektrik malzemesi, kilit, cam ve oyuncak sektörü gibi daha birçok sektör şimdi bitiyor. ABD buna karşı bir tedbir alıp "Şu kadar ithalat yaparsan, bu kadar ihracat yaparsın" diye fren yapmış. Japonya, Kore ve Avrupa ithalat ve ihracatını dengelemiş. Bu ülkelerin ithalat ve ihracat dengeleri yüzde 70'lerde birbirini kon-panse ediyor.Yani makine satıyor, alıyor veya kimyevi madde satıp alıyor dengeliyor. Türkiye ne satıyor? Türkiye 10 alıyor, 1 bile satamıyor. Şimdi "Çin vatandaşı mı önemli, Türk vatandaşı mı" diye biz de ortaya koyduk. Her insan önemli ama Türk vatandaşı Çinli vatandaştan neden sonra gelsin? Millet olarak benim Çinliden daha evvel Türk vatandaşın önceliği olması lazım. Bütün dünya kapılarını kapamamış ama gümrük kapılarını, ithalat sistemini büyük bir denge içinde tutarak ticaretini koruyor. Bütün dünya kendi ekonomisini, insanını koruyor. Bizde öyle bir şey yok. Onun için ben "Ankara mı, yoksa Çin mi daha tehlikeli" diye bir slogan attım ortaya. Yani, Ankara tedbirlerini alıp da Türk milletini bu ikili ticaret dengesi içine koymazsa o zaman Çin'den daha büyük tehlike, politikacıların ve bürokrasinin almadığı tedbirlerden başlıyor demektir.

COŞKUN: Seminerde biz de programa baktığımızda, davet edilen bakanların sayısı bir hayli fazlaydı. Fakat seminerde göremedik sayın bakanları. Bu konuda ne diyeceksiniz?

NARİN: Şimdi buna ne denir, onun cevabını ben bilmiyorum. Ama Türkiye'nin medarı iftiharı, gerek iş sahası açarak 4 milyondan fazla insan çalıştıran gerekse ihracata da lokomotif olan bir sektörün, Ankara'da Sayın Başbakan'ımız başta olmak üzere politikacılarımızın dikkatini çekmemesi, diğer günlük aktüaliteler içerisinde kalmalarını ben değerlendiremem. Onlar öyle değerlendirmişse, onların yaptığı doğrudur da diyemem. Çünkü burada ekonomi ve istihdam konuşuluyor. Öncelik bu olmalı. "Ankara mı, Çin mi tehlikeli" dediğim zaman o yanlış anlaşılmasın. Karar alacak olan mekanizmada güç veren siyasettir, siyasetçidir. "İnsanlarımın ekmeğiyle kimseyi oynatmayın. Uzak Doğu da olsa, ABD de olsa halkımı ve ekonomiyi koruyun" diyecek olan Sayın Başbakan ve hükümettir.

Bu talimatı aldıktan sonra lüzumlu tedbirleri almayan bürokrat varsa hesabım soracak da hükümettir. Ama biz de müteşebbisler olarak, "Bunlar yanlıştır, bunlar dünyada tatbik edilmiyor. Neden bu kadar kapıyı açarak ithalat yaptırıyorsunuz? Resmen vergi kaçakçılığı yapıyorlar, fabrikalarımız kapanıyor, bizi kanun dışı çalışanların yanına itiyorsunuz, kanun içinde çalışan dürüst sanayimizi bunlar baltalıyor" diyoruz. Bunu anlatamıyoruz. Sayın Başbakan da dinliyor, bakanlarımızın hepsi dinliyor. Fakat değişen bir şey yok. Gümrükler sonuna kadar açılmış, Çin malıyla dolu. Avrupa, bizim ekonomimiz batsın diye ATR Serbest Dolaşım Belgesi'ni Çin mallarına veriyor, Türkiye'ye yolluyor. Peki benim sanayicim ne yapsın?

COŞKUN: Menşein belli olması konusunda talebiniz vardı. Bu talebe cevap geldi mi?

NARİN: Herşeyin önüne bürokrasi çıkıyor. Bizim Ankara'nın hastalığı bu. Ama her kademede biraz daha aşama yapa yapa bir mesafe alıyoruz. Biz diyoruz ki, her gelen mala bir menşe sorun. Menşe soramıyorsanız, üretici firmanın ismini sorun. Bu üretici firma hakikaten bunu dünya standartlannda üretiyorsa başımın üstünde yeri var. Ama neden Türki devletlerdeki kardeşlerimiz birinci önceliği alıyor da benim Kayseri'deki vatandaşım ikinci önceliği alıyor? Burası Türkiye Cumhuriyeti mi, Türki devleti mi? Burası Çin mi, Türkiye mi? Bunun hesabını, bu malın geliş menşeini ben kimden soracağım? Tabi ki gümrükten gelen mala soracağım. Gelen mala sual açmayayım mı? Gelen mal yurt içinde kaybolunca, bunun tahkikatım yapmayayım mı? Komik bir şey ama, Türkiye'nin bütün müfettişleri organize iş yerlerine giderler, kanun dışı çalışan yerlere gitmezler. Çünkü kanun dışı çalışan yerin adresi yok. Türkiye'mizin yüzde 60 ekonomisi kayıt dışı olduğuna göre, vazifemiz bu yüzde 30'ların içinde olan yeri denetlemek midir, yoksa yüzde 60'ı bu denetim sisteminin içine koymak mıdır? Biz, bir şey istemiyoruz ki, istediğimiz "Ankara duyarlı olsun, işini yapsın", Ankara eksik yapıyor demiyoruz. Ankara gümrüklerde kontrol yapsın diyoruz. Hayali ihracat var diyoruz. Sayın Unakıtan da söylüyor.
Peki, onun söylediği de benim söylediğim de doğru o zaman niye yanlış devam ediyor. Hayali ihracatın önlenmesi gerektiğini söylüyor, bunun yolu KDV'yi yüzde 8'e düşürmektir. IMF'nin karşı çıktığı söyleniyor. IMF nasıl yasaklar? IMF ilaç sanayiinde yüzde 18'i, 8'e indirmeye müsaade ediyor da tekstil ve konfeksiyon sektörüne düşman olduğu için mi "bunu indirmeyin" dedi. Böyle bir saçmalık olmaz.

COŞKUN: Tekstil sektörünün potansiyeli, hacmi büyük, ondan değil mi?

NARİN: Kanunlar insanların adedine göre, nüfusuna göre olmaz, edepsizliğine göre de olmaz. Yani netice itibanyla, bu millet ve devlet idaresinin sisteminde vardır. Burada maalesef kayıt dışı değil, kanun dışı çalışan insanlar lobi faaliyetleriyle, hükümetimizin inandığı ve almak istediği kararlan geciktiriyorlar. Onun için de diyoruz ki, bizim problemimiz Ankara'dan başlıyor. Dolayısıyla Ankara tedbir alırsa biz Çin'i durdururuz: Çin'le rekabet ederiz. Böylece Çin, Türkiye halkına problem getirmez. Bu seminerde de bunu anlatmaya çalıştık. Bunu Ankara anlasın diye de rica ediyoruz. Yani yeryüzünde bu kadar ricacı olan bir sektör, sanayici yoktur. Sayın Bush, Beyaz Saray'da Sayın Erdoğan'a, "Benim Güney Caroline'da tekstilde 120 bin çalışanım var, ben size tekstilde taviz veremem" dedi. Ben de diyorum ki Sayın Erdoğan'a; "4 milyon çalışan var, siz de Çin'e lütfen taviz vermeyin."

COŞKUN: Peki bir konu daha var gündemde o da Kıbrıs'taki referandum. Türk tarafından "evet", Rum tarafından "hayır" şeklinde çıktı. Avrupa Birliği'nin ve ABD'nin Kuzey Kıbns Türk kesimi üzerindeki ambargoların kaldırılması gibi yaklaşımlar vardı. Bu, Kuzey Kıbns Türk Cumhuriyeti ve gerekse Türkiye açısından Avrupa Birliği ve Amerika ilişkilerinde yeni bir boyut açılabilir mi?

NARİN: Avrupa Birliği hiçbir zaman Türkiye'yi içine almaz. Biz çünkü güçlüyüz, büyük potansiyelimiz var. Sevr muharebesinden beri en büyük dertleri Türkiye'yi parçalamaktır. Türkiye'yi daha ileri götürmek değildir. Referandum sonrası hangi yönde destek verirler; bu bana göre bir hayal mahsulüdür. Ama hükümetimizin yaptığı çalışma fevkalade normaldir. "Ben vazifemi yaparım, taahhütlerimi yerine getiririm, yapmazsan sen mahcup ol" diyor. Bize bir müzakere tarihi bile verseler Türkiye'nin üyeliği 14-15 seneye kadar uzar, bu kısalmaz. 14-15 sene zarfında da Avrupa Birliği kalır mı kalmaz mı, o da bir ayrı mesele. Ama, ben referandumdan evvel diyordum ki, bu Kıbrıs hakikaten birleşsin, bir ülke olarak AB'ye girsin. Ama referandumun sonunda bu olmadı-, ama ben neticeden daha memnunum. Yavru Vatan, bir kere Yavru Vatan olarak kaldı. En büyük avantajımız bu. İkincisi; oranın varlığını biz kabul ettik, onlar da deklere ettiler. Bunu da dünya ister kabul eder, ister etmez. Yani benim Yavru Vatanım, benim yavrum benimle beraber. Şimdi bunu geliştirmeliyiz. Devlet politikası oluşturmalıyız. Yani hükümetimizin "Bu sene KKTC'ye şu kadar yardım edeceğim" demesi bana göre hükümet politikası... Ama bir devlet politikası olursa biz orayı kalkındırırız. "Kuzey Kıbns'ı kalkındıracağım" diyen bir devlet politikası olursa Türk müteşebbisi orayı havaya kaldırır.

COŞKUN: Daha önce gidenler yatırımcılar oldu, ziyaretler oldu...

NARİN: Herkes gider ve Kuzey Kıbrıs'ı havalara uçurur. Güney Kıbrıs'ı da katlarız. Ama devlet politikasına ihtiyaç var, hükümetlerin politikasıyla olmaz. Bizimkiler 1963'ten beri fevkalade kibarlar; ama bu kibarlığın sökmediğini gördük. Bundan sonra Sayın Erdoğan da elinden geleni yaptı. Ama, hükümet politikasıyla Kıbns'ı bir yere götüremeyiz. Ben Avrupa'ya güvenmemesini diliyorum. Sayın Başbakan diyaloga çok açık biri.. Devlet politikasını ortaya koysunlar, Kıbrıs'ı problem olarak düşünmesinler.

Tekstilisveren.org.tr     Üyelerimize Duyurular    İrtibat

© 2002-2004 TÜTSİS      -      boratur.net