ü

[ , ]    Sayı:292 Nisan 2004

TÜTSİS     Künye     Geçmiş Sayılar

Bu Sayı

 

Editör'den


Güncel

  Narin: Çin'le rekabetin yolu ithalatın kontrolüne bağlı

  Öztemir: İstihdam

  Fas Ticaret Heyeti sendikamızı ziyaret etti


 Genel Kurul

  Halit Narin'le devam


Gündem

  Türk sanayiinin önderi veda etti


Ayın Konusu

  İşte Türkiye'nin gerçek gücü: Kişi başına gelir 4731 dolar

  Narin: AB bize fakir ülke diye bakıyor


Panel

  Türkiye Çin'den korkacağına o pazara ihracatı düşünmeli


 Araştırma

  Şahin; Sektörün ağır krizlere ve büyük olumsuzluklara rağmen, ayakta kalması ve dünya ile rakebat edebilmesi iftihar vesilesidir


 Görüş

  2005 SEMBOLİK BİR TARİH OLARAK MI KALACAK?


 Hukuk

  TOPLU SÖZLEŞME YETKİSİNE İTİRAZDA İŞKOLUNUN TESPİTİ

Araştırma


Şahin; Sektörün ağır krizlere ve büyük olumsuzluklara rağmen, ayakta kalması ve dünya ile rakebat edebilmesi iftihar vesilesidir

Fatma ŞAHIN
AKP Gaziantep Milletvekili

 

Tekstil sektörünün, gerek ihracat, gerek istihdam, gerekse katma değer bakımından Türkiye için yeri ve önemi fevkalade büyüktür. Sektörün Türk ihracatındaki payı takriben yüzde 33'e tekabül etmektedir. 1994-2001 tarihleri arasında tekstil sektörü büyük bir atılım yaparak ihracatta yüzde 52.9'luk bir artış sağlamıştır. 2001'de yaşanan Cumhuriyet tarihinin en büyük ikinci krizinden, tahmin edileceği üzere en büyük zaran bu sektör görmüş olmakla birlikte, toparlayarak gelişim trendini yukarılara taşımayı başarmıştır.

Tekstil ve konfeksiyon sektörünün istihdama olan katkısı da Türkiye için çok önemlidir. Sektör, her ne kadar 2001 verilerine göre, kayıtlı olarak 503 bin 211 kişiye istihdam sağlıyor görünse de, gerçekte 2,5 milyon kişiye doğrudan iş imkanı sağlamaktadır.

İç ve dış gelişmelerden çok çabuk ve çok derin etkilenen bu sektör, kendisi ile birlikte Türk ihracatını, istihdam sorununu ve diğer sektörleri adeta felç etmektedir.

Türkiye için önemi birçok bakımdan yadsınamaz olan bu sektör, kriz ortamlarında Türkiye'nin yumuşak karnı olurken, kalkınma ve büyüme yıllarında ise en büyük umut olmaktadır.

Tekstilde 2005 Sendromu
Sektörün ağır krizlere ve büyük olumsuzluklara rağmen, ayakta kalması ve dünya ile rakebat edebilmesi iftihar vesilesidir. Ancak sektörle ilgili dünyada çok önemli gelişmeler olduğu için adeta "2005 sendromu" yaşanmaktadır. Bunun sebebi ise, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) Tekstil ve Hazır Giyim Anlaşma-sı'nın (ATC), 2005'ten itibaren bütün kotaların kaldırılmasını öngörmekte olmasıdır.

Türk tekstil ve konfeksiyon sanayi için bunun neden bir "sendroma" dönüştüğünü anlayabilmek, biraz gerilere gidip, Çin'in sektörde nasıl tehlikeye döndüğüne bakmakla mümkün olabilecektir.

ATC anlaşmasının yürürlüğe girdiği 1994'ten bu yana sektörde bir geçiş süreci yaşanmaktadır. Sektör 1994-2001arası dünyada yüzde 12,9 büyürken, Asya'da yüzde 13 büyümüş, yani atbaşı bir gelişim trendi göstermiştir. Hatta hazır giyimde Asya'nın büyüme oranı, dünyadaki büyümenin gerisinde kalmıştır. Ancak bu dönemde Çin tekstilde yüzde 42.4, hazır giyimde ise yüzde 54.4 büyümüş ve sektörün en büyüğü olmuştur. Türkiye'de bu dönemde büyük atılım greçekleştirmiş; teksitlde yüzde 76,9, hazır giyimde ise yüzde 52.9 büyümüştür.

2002 yılında da yüzde 8lik bir büyüme gerçekleştiren Çin, 55 milyar dolarlık ihracatı ile dünyanın en büyük tekstil ihracatçısı haline gelmiştir. Çin'i İtalya, Güney Kore ve ABD izlemektedir. Ancak ne var ki, Çin'in ihracatı, kendisini izleyen 4 ülkenin ihracat rakamlarına yakındır .Çin ulaştığı bu büyüklükle, sa-edce Türkiye için değil, tekstilde söz sahibi olan veya olmak isteyen tüm ülkeler için gerekli bir tehlikeye dönmüştür. Ucuz maliyet yapısı ve uygulanmakta olan devlet desteği nedeniyle Çin ile rekabet etmek ve onu durdurmak neredeyse imkansız haldedir.

Çin 1 Ocak 2002 tarihi itibariyle Dünya Ticaret Örgütü üyesi statüsünü kazanmıştır. Kotalardaki iyileştirmeler nedeni ile Çin'in 192 olan kotaya tabi ürün sayısı 109'a inmiştir. 2005'te tüm kotaların kalkacağını hesaba kattığımızda, Çin'in asıl o zaman tehlikeye döneceğini söylemek hiç de abartı olmayacaktır. Her ne kadar Çin'in tam üyeliği bazı koşullara bağlanmış ve "Çin İhracatına İlişkin Özel Önlemler" başlığı altında 2008'e kadar uygulanabilecek bir takım önlemler alınmaya çalışılmışsa da, özellikle ABD ve AB pazarlarında tam bir Çin istilasının yaşanacağını söylemek kahinlik olmayacaktır. Çünkü NAFTA'nın uygulanması nedeni ile 1994-2001 arasında hazır giyim ihracatını yüzde 400 artırarak Amerika'nın bir numaralı tedarikçisi konumuna gelen Meksika'nın, 2001'den sonra pazar payının Çin'e kaptırması bunun açık bir göstergesidir. Bu açıdan bakıldığında, tekstil ve konfeksiyon ihracatının yarısını AB ülkelerine yapan Türkiye'nin Meksika'nın durumuna düşmesi ihtimali yabana atılmayacak bir ihtimal gibi gözükmektedir. (ABD, "Çin İhracatına İlişkin Özel Önlemler" şartına dayalı olarak, Çin tekstil ürünlerine kota uygulamasını devam ettirme kararı almıştır. Ancak bu Çin tehdidini sona erdirmiş değildir. Benzeri bir kararı AB'nin alması Türkiye açısından hayati önem taşımaktadır.)

Çin; kotalı ürünler ihracatının yüzde 41.39'unu ABD'ye, yüzde 52.73'ünü AB'ye, yüzde 5.88'lik kısmını ise Kana-da'ya gerçekleştirmektedir. DTÖ'ye katılımı ile birlikte Çin'in ABD pazarına yönelik ihracatında en güçlü etkinin yaşanacağı tahmin edilmektedir.

Diğer önemli gelişmeler
Kaldı ki, 2005 sonrası yaşanacak gelişmeler, sadece DTÖ'nün bütün kotaları kaldırması ile de sınırlı değildir.

Bu dönemde;
• ABD'nin Afrika Büyüme ve Fırsatlar Yasası (AGOA) 1 Ekim 2000'den itibaren yürürlüğe girmiş bulunmaktadır. Bu program Karayip'lere de genişletilerek uygulanacaktır.
• AB 'de Genelleştirilmiş Prefe-ranslar Sistemi (GPS) altında özel kolaylıklar yaratmaktadır. Ayrıca AB, Şubat 2001'den itibaren en az gelişmiş 48 ülkeye "Silah Hariç Her şeyi Satın Al" programı altında vergisiz ihraç kolaylığı sağlamaktadır.
• Kanada 'da en az gelişmiş ülke lere yönelik pazara giriş girişimini, Ka-nada'da yapılan G-8 zirvesinde uygulamaya koymuştur. Buna göre en az gelişmiş ülkelerin ihracatı üzerindeki bütün vergi ve kotalar kalkmaktadır.
Türk tekstil sektörünün daha çetin geçeceği şimdiden belli olan dünya rekabet ortamına hazırlanması gereği, sadece tekstil sektörünün geleceği açısından değil, Türk ihracatının ve buna bağlı Türk ekonomisinin geleceği açısından da son derece önemlidir. Sektörün-daha çetin rekabet ortamına hazırlanabilmesi, dünya tekstil sektörünü tek başına belirleyici ve yönlendirici konumda olan Çin'in avantajları ile birlikte handikaplarını da iyi analiz etmekle mümkün olabileceğini burada belirtmekte yarar vardır. Bu bağlamda; yoğunlaşan rekabet, ürün fiyatlarındaki düşüş trendinin devam etmesi, sentetik tekstil sanayi için finansal sorunların daha büyük bir ciddiyet kazanmış olması, Çin'in sentetik tekstil hammaddelerinde önemli oranda dışa bağımlı olması, Çin firmalarının AR-GE faaliyetlerinin son derece az ve kısıtlı olması, ürünlerinin kalite bakımından daha az rekabetçi olması Çin tekstilinin yumuşak karnını oluşturmaktadır. Ancak bütün bu zayıf noktalarına rağmen, Çin'in bu sektöre muazzam bir yatırım yaptığı asla hesap dışı tutulmamalıdır. O kadar ki, bu sektöre kredi verip geri almadığı, özel uçak filoları kurduğu, hatta Amerika'da üretim yaptığı göz önünde tutulduğunda, Çin'in tekstil sektörünü ne kadar çok önemsediği daha iyi anlaşılacaktır. Çin'in stok azaltma politikasına ağırlık vermesi nedeni ile damping şartlarında ihracat yaptığı da dikkate alınması gereken bir başka gerçektir.

Türk tekstil sektörünün geleceği açısından temel strateji önerileri
Dünya tekstil ve konfeksiyon ticareti 360 milyar Amerikan dolarıdır. Başlıca hazır giyim tüketicisi ülkeler, ABD, AB ve Japonya olup, bu ülkelerin yıllık ithalatı sırasıyla 66 milyar USD, 52 milyar USD ve 19 milyar USD dolayındadır. Bütün ürün kategorilerindeki dünya perakende satışlarının toplamı ise 7 trilyon USD'dir. Bu pazarın muazzam büyüklüğüne rağmen, Türkiye sektörde büyük başarılara imza atmış olmakla birlikte henüz yaklaşık 15 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirmektedir.

Türkiye'nin bu muazzam pazardan daha fazla pay almaması için hiçbir se bep yoktur. Yeter ki, doğru strateji ve taymingi iyi ayarlanmış doğru hamleler yapılabilsin... Esasen "2005 Çin Tehlikesi" zamanında fark edilmiş olup, gerekli önlemler için dış ticaretten sorumlu bakanlığımız tarafından düğmeye de basılmıştır. 2005 sonrası çalışma grubu oluşturulmuş ve sektörün önde gelen temsilcileri ile periyodik olarak bir araya gelinmeye başlanmıştır. Nitekim bu çalışma grubu daha ilk toplantıda sonuç vermiş olup, dahilde işleme izin belgeleri ile ilgili ön iznin, yerinden yönetim anlayışı uyarınca yerel meslek örgütlerince verilmesi katan çıkartılmıştır.

Ancak tekstil sektörünün olası bir kriz yaşamasının Türk ekonomisini derinden etkileyeceği varsayımından hareketle, bu meselenin bir hükümet meselesi olarak ele alınmasında büyük yarar bulunmaktadır. Zira birçok bakanlığın, bir çok kurumun "2005 Send-romu"na odaklanması ve "durumdan vazife çıkarması" gerekmektedir. Ayrıca hükümetimizin bu konuda "takvimli acil eylem planı" hazırlaması gereği tartışma dışıdır.

Bu bağlamda temel strateji ve atılması gerekli adım önerileri şöyle sıralanabilir:
a) Çin'in Dünya Ticaret Örgütü'ne üye olmasının, ilk elde "tehdit" olarak algılanması doğrudur. Ancak Çin'in bir pazar olarak da muazzam bir değer ifade ettiği unutulmamalıdır. Türkiye nüfusundan daha fazla çok iyi gelir düzeyine sahip, krema tabaka, Türk tekstil ve konfeksiyon sektörü tarafından keşfedilmeyi bekleyen adeta "yeni bir dünya"dır ve tabii ki, böylesine müreffeh bir kitlenin varlığı iştah kabartan bir umut kapısıdır. Çok yakın bir gelecekte, Çin pazarının ABD ve AB ayarında bir pazar haline geleceği tahminlerin ötesinde bir gerçektir.

Türk tekstil sektörünün Çin tehdidini kazasız belasız atlatması yeni pazarlara açılması ile mümkün olabilecektir. En iyi ve en bakir pazarsa elbette Çin'in kendisidir.
b) Bu arada Türk tekstil sektörü için asıl temel stratejinin sahip olduğu pazarları korumak ve geliştirmek olduğu tartışma dışıdır. Bu bağlamda, özellikle AB tekstil politikalarının belirlenmesinde, Türkiye'nin etkin olmanın dolaylı ve direkt bütün yolları kullanması gerekmektedir. Esasen, bir partner olarak masada yer almak Türkiye için bir hak, AB içinse bir ödevdir. Türkiye'nin AB müzakerelerinin tam orta yerine AB tekstil ve konfeksiyon politikalarını oturtması ve bu politikaların Türkiye'nin menfaatleri doğrultusunda belirlenmesinin teminini, diğer müzakere konularının da temel belirleyicisi olarak ortaya koyması çok önemlidir.
c) ABD pazarı da Türkiye için çok önemlidir. ABD'nin Çin tekstiline karşı düzenleyici ve sınırlayıcı kararları desteklenmeli ve teşvik edilmelidir. Hatta bu kararların AB politikaları üzerinde de bir baskıya dönüşmesi sağlanmalıdır. Ancak son tahlilde Dünya Ticaret Örgütü Tekstil ve Hazırgiyim Anlaşması'nın (ATC) bütün kotaların kaldırılmasını öngördüğü, istisnai düzenlemelerin 2008 ve 2011 yılma kadar geçerli olacağı da unutulmamalıdır.
d) Çin'in sektördeki en büyük avantajı maliyet düşüklüğüdür. Türkiye'nin kaliteye yatırım yaparken, maliyeti düşürmenin de yollarını araması Çin'le rekabet açısından çok büyük bir önemi vardır. Bunun için, büyük firmaların Doğu ve Güneydoğu .Anadolu bölgesine yatırım yapması ya da buralarda fason üretime yönelmesi önemli bir adım olabilir. Aynı zamanda geri kalmış bu bölgelerimizin kalkınmasına ve istihdam probleminin çözümüne de katkı yapacağı açıktır.
e) Tekstil sektörünün geleceği bağlamında çok şey söylemek mümkünse de, son olarak şunu ifade etmek kafidir: Enerji maliyetlerinin pahalılığı Türk sanayinin dünya ile rekabetinin önündeki en büyük engeldir. Hükümetimizin enerji fiyat indirimi doğrudur, daha da artarak devam etmelidir. Tekstil sektörünün Türk sanayi ve ihracatındaki önemli ve ayrıcalıklı yeri itibariyle, özel enerji indirimine tabi tutulması mutlaka gerçekleştirilmesi lazım gelen bir husustur. Bu bağlamda, petrol ve petrol ürünleri üzerindeki fahiş vergi yükünün hafifletilmesi, önemli enerji indirimi ve teşviği anlamına gelecektir.
f) Bu yaklaşımlar çerçevesinde, "takvimli acil eylem planı" hazırlanmalıdır. Hangi bakanlığın, hangi zaman diliminde, ne yapacağı açıkça belli olmalıdır.
Bu raporla, tekstil sektörünün yoğun olarak yaşadığı "2005 Sendromu"na hükümetimizin bir kez daha dikkatini çekmek amaçlanmıştır. Zira konu Türkiye açısından fevkalade önemlidir. Hükümetimizin bu konunun öneminin idrakinde olduğundan en ufak bir kuşkumuz bulunmamaktadır.

Sorunlarına ve üzerindeki büyük tehdide rağmen, tekstil sektörü Türk sanayi ve ihracatının yüz akı ve umudu olmaya devam edecektir.

Tekstilisveren.org.tr     Üyelerimize Duyurular    İrtibat

© 2002-2004 TÜTSİS      -      boratur.net