Bu Sayı
Editör'den
Güncel
Narin: Çin'le rekabetin yolu ithalatın kontrolüne bağlı
Öztemir: İstihdam
Fas Ticaret Heyeti sendikamızı ziyaret etti
Genel Kurul
Halit Narin'le devam
Gündem
Türk sanayiinin önderi veda etti
Ayın Konusu
İşte Türkiye'nin gerçek gücü: Kişi başına gelir 4731 dolar
Narin: AB bize fakir ülke diye bakıyor
Panel
Türkiye Çin'den korkacağına o pazara ihracatı düşünmeli
Araştırma
Şahin; Sektörün ağır krizlere ve büyük olumsuzluklara rağmen, ayakta kalması ve dünya ile rakebat edebilmesi iftihar vesilesidir
Görüş
2005 SEMBOLİK BİR TARİH OLARAK MI KALACAK?
Hukuk
TOPLU SÖZLEŞME YETKİSİNE İTİRAZDA İŞKOLUNUN TESPİTİ |
Güncel
Sendikamız Yönetim Kurulu Başkanı Narin, CNBC-e'deki "Tekstil Sektörü ve Çin" programının konuğu oldu...
Narin: Çin'le rekabetin yolu ithalatın kontrolüne bağlı
Sendikamız Yönetim Kurulu Başkanı Halit Narin, Çin'le rekabetin yolunun ithalatın kontrolüne bağlı olduğunu belirterek, bu kapsamda dahilde işleme rejimi sisteminin denetimi, referans fiyat uygulaması ve gözetimine dönük uygulamaların hayata geçirilmesini istedi.
Sendikamız Yönetim Kurulu Başkanı Halit Narin, 18 Şubat'ta Tamer Coşkun'un CNBC-e'de hazırlayıp sunduğu "Tekstil Sektörü ve Çin" konulu programa katılarak soruları yanıtladı. Tekstil sektörünün Çin karşısındaki durumunu da aktaran bant sunumunun ardından Narin'in Tamer Coşkun'un sorularına verdiği yanıtlar şöyle:
COŞKUN: Çin konusunda sektörler bazında değerlendirme yapıyoruz ama, en çok etkilenme sanırım tekstil sektöründe. Şu anda tekstil sektörünün Çin karşısındaki durumu nedir acaba?
NARİN: Her sektör gibi berbat. Ama, Çin bir problem değil esasında, problemi yaratan bizim sistemlerimizdeki eksiklikler.
COŞKUN: Ne gibi eksiklikler?
NARİN: Örneğin Amerika Çin problemini halletmeye çalışıyor. Yani kendi sektörlerinin korunması için lüzumlu olan tedbirleri alıyor. Sayın Erdoğan'ın Sayın Bush'la yapmış olduğu konuşmada Sayın Bush'un söylediği şey, "Tekstilde bir şey istemeyin, çünkü bizim tekstil sektörümüzün de problemi var" olmuştu. Şimdi, bir Amerkan Devleti'nin Başkanı, dünyanın en büyük lideri "Tekstil sektörünün problemi var Sayın Erdoğan" diye konuşmalar yaparak, öne çıkacak bir şekilde "istemeyin" gibi bir ifade kullanabiliyorsa, Türkiye gibi gelişme gayreti içinde olan bir ülkenin Başbakanı, bakanları ve müsteşarları, bu konuyu çok daha ileri bir kademede düşünerek ele almalan lazım. Sayın Başbakan'ın "Bütün ekonomiyi canlandıralım, yatırımları teşvik edelim" laflanna karşı, bizim maalesef birliklerimiz -yani kendimizi de suçlu duruma koymak lazım- dahilde işleme rejimiyle büyük menfaat sağladıkları için, yani kağıt üzerinde büyük para kazandıkları için Türkiye'ye dahilde işleme rejimi kapsamında namütenahi tekstil ürünü getirme yanlışlığını yapmaktadırlar. Bu yanlışlığın getirmiş olduğu boyutlara baktığınız zaman da, tekstilde bir "yeniden yapılanma" diye bir şey yok. Konfeksiyon fabrikaları kuruluyor, boyahaneler kuruluyor, ama hakiki "tekstil fabrikaları kurulma" gibi bir teşvik yok.
COŞKUN: Dahilde işleme rejiminden benim anladığım da, dış piyasayla rekabet edebilmek için sektörün hammaddesini daha ucuza temin edebilmeleri, ihraç kaydıyla getirip işledikleri ürün olarak bakıyoruz. Bu amacının dışında mı kullanılıyor?
NARİN: Tabi. Dahilde işleme rejimi Türkiye'de rekabet koşullarının lafı altında getirilmiş olan bir haksız rekabet sistemi. Bu insanlar bu malı getirirken dünya gümrüklerinde olduğu gibi maalesef bizim gümrüklerimizde de yanlışlıklar oluyor ve bunlar memleket içinde yüzde 18 KDV'yi vermemek suretiyle sistemin dışına çıkabiliyorlar. İhracat yaparken de "yerli ihracat yapılıyor" gibi bir kısmı da belgelerle KDV iadesi alabiliyorlar. O yüzden Gelir Vergisi beyannamesinde bu dahilde işleme rejiminin getirmiş olduğu mallann bir gelirini göremiyorsunuz. Türkiye'de iki tane gerçek var. Sayın Unakıtan vergi artıralım diye çırpınıyor. Hiç lüzumu yok ki. Sayın Unakıtan masasında otursun, hiç kıpırdamasın, ona para yağması lazım. Neden? Madem ki Türkiye bu kadar ithalat yapıyor. Ara malları değil tüketim mallarını ithal eden insanlar ne vergi veriyor diye lütfen kontrol ettirsin yeter. Çünkü o kadar çok ithalat yapıyoruz ki artık, kimse vergi vermiyor. Bunlardan yüzde 20, yüzde 30 Gelir Vergisi alabilseler Sayın Unakıtan'ın hiçbir problemi olmaz. Tekstil İşverenleri Sendikası olarak dahilde işleme rejimiyle ithalat yapılan malların denetimi için bir-iki tane sistem geliştirdik. Referans fiyatlan dedik; ancak Çin'in referans fiyatı dünya standartlarına uymuyor. Hemen onu sulandırdılar. Halbuki referans fiyatı dünya referans fiyatı olması lazım. Çocuk çalıştıran, sosyal şartlan olmayan Çin'in referans fiyatı olur mu? Bu bizim tekstil sanayiini öldürüyor, işçimizin emeğini alıyor. İkinci olarak bakanlığın gözetim yapması lazım. Ancak Türkiye'nin medan iftiharı, lokomotifi olan tekstilde gözetim birtürlü devreye konulamıyor. Demek ki bu hükümet ve hükümetler tekstilde yanlışlıkla mı yapılmasını müsamahayla karşılıyorlar. Şimdi Güney'e Adana civanna baksınlar. Güney'de kombine çalışan fabrikaların 7 bin olan işçi sayıları ikişer bine düştü. "Bu insanlar ne yapıyor" diye hükümetlerimizin bir araştırma yapması lazım. Herkes ithalat karşısında, eli böyle açık Allah'a bakıyor. Kağıt üzerinde insanlan işsiz bırakan bu insanların hesap vermesi mecburiyetini hükümetimizin birinci öncelik olarak ele alması lazım. Yani, dahilde işleme rejimi ile son bir kaç yıl içinde getirilmiş olan bütün malların, belge sahipleri ister sanayici olsun isterse tüccar olsun, bunların her bir belgesini müessesesini Sanayi Bakanlığı'mı-zın, Ticaret Bakanlığı'mızın ve Maliye Bakanlığı'mızın denetlemesini istiyoruz. Bunlar ne vergi vermişler, ne için getirmişler, ne yapmışlar bu malı ve bunlardan ne kadar vergi iadesi almışlar. Bu konuların denetlenmesini istiyoruz. Bundan daha açık bir ifade olmaz. Almanya'da 1000-2000 tane belge verilmiş, bizde 56 bin tane. Bunlann mutlaka 30-40 bin tanesinde suiistimal vardır diyoruz.
COŞKUN: Bu şartlar altında tekstil sektörü nasıl bir savunma mekanizması geliştiriyor ya da nasıl bir savunma mekanizması istiyor? Çin'le rekabet karşısında sizler ne yapacaksınız?
NARİN: Gazetelerde iki tane büyük bankamızın iftihar ettiğimiz kârlılık haberlerini okuduk. Rakamlanyla iftihar ettik. Çünkü iki teşebbüs çok güzel para kazanmış. Ama bir sanayici olarak şunu sormadan da edemiyoruz. Acaba bunlar, hangi büyük yatırım için kullanarak bu parayı elde etmişler? Bütün gelirleri yüksek faizden elde edilen miktarlar mı veya devlet tahvillerini alarak mı, yoksa yalnız kredi kartlarının getirmiş olduğu rant mıdır diye düşünmek icap ediyor. Hükümetimizin kâr eden müesseselere destek vermesinden çok mutluluk duyuyoruz. Ama kamu hizmeti yapan bankacılık sektörü bir ölçüde kârlılığını, yani mevduatı, tasarrufları istikametlendire-cek bir fonksiyonu da kullanmalı. Benim bildiğim kadar, büyük yatırım yapılan hiçbir yerde devletin ve kamu bankalarının parası yok. O yüzden hükümet, bu trilyonları kazanan müesseselere bir istikamet vermeli. Aynca tasarrufların yüzde 52'sine yakınını devletin kullandığına dair de rakamlar var elimizde. Tasarrufların yüzde 52'sini devlet kullanıyorsa peki özel teşebbüs nasıl kalkınacak, hanfi şartlar altında nasıl yatırım yapacak? Bu sualler aklımıza gelirken bakanlarımızdan ikinci defa rica ediyorum ve diyorum ki, dahilde işleme rejimini denetleyin.
COŞKUN: Sisteme değil uygulanış şekline mi?
NARİN: Yani, hiç olmazsa dahilde işleme kapsamında mal getiren müessese kâr ediyor mu, vergi veriyor mu, ne yapıyor diye denetlenmesi lazım. Tekstili kurtarmak istiyorsak ayrıca referans fiyatları ve gözetimin de mutlaka uygulanması şart. Bu yapılmadığı zaman biz ne yaparız? Bizler de herhalde ileride 20-30 konteynır mal getirip, fabrikalarımız-daki makineleri atıp, oralarda böyle açık pazar yapıp, 1 dolara kazak, 1 dolara oyuncak, satan müesseseler haline geliriz. Durum öyle gözüküyor. Çünkü iş o duruma düştü ki artık Laleli'de Çinliler ofis açtılar. Toptancılığı Türkler'in elinden alıyorlar. Laleli'de Merter'de, Perşembe Pazari'nda toptancılığı Türklerin elinden alan bir Çinli grubu olursa, konfeksiyon ithalatı da oradan yapılırsa o zaman bize ne kalıyor? Bize, ancak onların verebildiği kadar mal getirip, yerlere serip, "batan fabrikaların malıdır" deyip satmak kalıyor. Bunlar laftır deyip bırakmak yerine gerçekçi tarafına bakıp bu duruma Türkiye'nin düşmemesi için bu konuya eğilme mecburiyetimiz var. Şu an Türkiye güzel bir kalkınma hamlesi içinde gibi görünüyor. Halbuki yatırım yapmadan kalkınmak mümkün değildir. Kaynakları kullanıp onlara istikamet vermeden kalkınma olmaz. Teşvik Yasası kapsamına alman 36 ile bedava arsa vererek, vergiden düşerim diyerek kalkınmak mümkün değildir. Oraları kalkındırırken mevcutları da devam ettirecek olan politikaya ihtiyaç var. Hükümetimiz, her yerde gösterdiği kararlılığını tekstil sektöründe de göster-
melidir ve çok geç kalmaktadır. Kayıt dışı ekonomiyi, SSK primlerini, KDV'yi hala halledemedik. KDV'yi yüzde 8'e düşüreceğiz diye hükümetle mutabık kalındı. Sayın Unakıtan da bunu deklere etti. Halen büyük kaçakçılığın temelinde bu yüzde 18 KDV yatıyor. Hükümet bu adımı atmalı ve KDV'yi bir defa yüzde 8'e, SSK'yı üçte bire çekmeli. Sosyal güvencesi olmayan bir yerde tekstil sektörü canlanamaz. Biz Sayın Başbakan'dan, Sayın Bakanlardan para istemiyoruz; destek istiyoruz. Yani rekabet koşullarını eşitlendirecek destek istiyoruz. Biz Türk evladıyız, Türk vatandaşıyız ve bizim işçimiz Avrupa standartlarına gelecek olan gücün içinde çalışan insanlarız. Biz bir tas pirince adam çalıştıramayız. O yüzden hem gözetim, hem referans fiyatı konulmalı, icap ediyorsa gümrüklere daha fazla memur takviyesi yapılmalı ve Türkiye'nin, sadece Çin'e karşı değil dünya rekabetine karşı hazırlanan ekonomisine güç kazandırılmalı. O zaman biz de sizin istediğiniz bütçenin gelirlerini vereceğiz. Biz de mutlu olacağız, siz de iktidar olarak mutlu olacaksınız, bu yolu da beraberce aşacağız.
COŞKUN: Sonunu mutlu bitirdiniz, ama oraya gelene kadar epey uğraşılması gereken nokta var.
NARİN: O da Sayın Başbakan'ın işi...
ÇİN'LE REKABETİN NERESİNDEYİZ?
• Konfeksiyon ihracatında dünyanın dördüncü büyük ülkesi Türkiye tekstil ihracatında da yüzde 3 pay alan büyük bir güç.
• Türkiye, dünyanın en büyük alım bölgelerinden biri olan Avrupa Birliği pazarında ise tekstil ve konfeksiyonda ikinci sırada yer alıyor.
• Bugüne kadar 150 milyar doların üzerinde yatırım yapılan sektör, son yıllarda etkisini giderek artıran Çin faktöründen ve Çin'den yapılan kontrolsüz ithalattan oldukça rahatsız.
• 2003 yılının 10 aylık döneminde Çin'den yapılan pamuklu mensucat ithalatı toplam ithalât içinde yüzde 42 pay alırken, metrekare birim fiyatı ise 29 sentten gerçekleşti. Aynı dönemde Çin'in toplam kadife ithalatındaki payı ise yüzde 83'e yükseldi; artış oranı ise yüzde 189.
• Bu dönemde kadifenin ortalama birim fiyatı da 1,93 dolardan 1.79 dolara kadar geriledi.
• Mensucat ile iplik ithalatında da Uzak Doğu ülkeleri ile Çin'in etkisi açıkça görülüyor. 1997 yılında 620 milyon metre kare olan mensucat ithalâtı 2002 yılında 987 milyon metre kareye çıkarken, 270 bin ton olan iplik ithalâtı da 383bin tona ulaştı. Bu rakamların, yüzlerce kumaş ve iplik fabrikasının üretimine eşdeğer olduğu belirtiliyor.
• Türkiye'nin tekstil ve konfeksiyon ihracatında ikinci sırada bulunduğu Avrupa Birliği'nin yanında ABD pazarında da Çin'in hakimiyeti giderek artıyor. 2000 yılında AB'nin tekstil ve konfeksiyon ithalatında yüzde 14.5 pay alan Çin 2002 yılında bu oranı yüzde 16.4'e yükseltti. Aynı dönemde Çin'in ABD pazarındaki payı ise yüzde 14'ten yüzde 20.7'ye çıktı.
• Dünya makine yatırımlarında Çin'in, özellikle tekstil makinelerinde yaptığı yatırımlar dikkat çekici. Çin, 2002 yılında dünya dokuma makinelerini yatırımında yüzde 71.7 gibi büyük oranlara ulaştı. Devlet sübvansiyonları, ucuz işçilik, düşük kredi faizleri gibi birçok maliyet düşürücü etkenlerle birlikte pazar payının 75 milyar doları aşması beklenen Çin sadece Türkiye'yi değil dünya tekstil sektörünü de endişelendiriyor.
|