Bu Sayı
Editör'den
Güncel
Narin: 2005'te kotaların
kalkması uzak ihtimal
Çin tehlikesine karşı
büyük güçbirliği
Narin: Hükümet Çin'e karşı acilen önlemler almalı
Başer: Tek taraflı gümrük indirimi olmayacak
Özelçi: Avrupalı tekstilcide bıçak kemiğe dayandı
Türkiye markalarını dünyaya 'Turquality' ile tanıştıracak
Firma
ORTA ANADOLU
İhracat
İhracat 50 milyar dolara yaklaştı 2023'te hedef 500 milyar dolar
Tekstil Araştırma Merkezi
TAM 2 yılda model oldu
Söyleşi
Cengiz Narin:
İhracatta başarının yolu şeffaf politikadan geçiyor
Hukuk
İHBAR ÖNELİ İÇİNDE HAKLI
NEDENLE İŞTEN ÇIKARMA
(Karar İncelemesi)
ENGLISH
Summaries in English
|
Güncel
Narin: 2005'te kotaların
kalkması uzak ihtimal
Sendikamız Yönetim Kurulu Başkanı Halit Narin, "Dünyayı daima baskı altında tutan dünya ekonomisinin liderleri varken, 2005'te kotaların kalkacağını söylemek uzak ihtimalden başka birşey değildir" dedi. Sendikamız Yönetim Kurulu Başkanı Halit Narin TRT için hazırlanan tekstil programına konuştu. Narin "2005 senesinde her şey serbest olacaktır, kotalar kalkacaktır" lafı Türkiye'de hiç kimseyi tedirgin etmemelidir. Bir kural kalkacak yerine mutlaka bir kural gelecektir. Çünkü her ülkenin kendi ekonomisini ve vatandaşını korumak mecburiyeti vardır" dedi. Narin'in programda sorulan sorulara yanıtlan şöyle:
Tekstilin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Sektör hala istihdam yaratabilecek konumunu sürdürüyor mu?
NARİN: Evet, tekstilin geleceğini konuşmak güzel bir şey. Tekstilin geleceği nedir diye herkes soruyor. Bana göre sorulmaması gereken bir soru ama ekonomik olarak açıklanması da mecburi olan bir vakıa. Çünkü yiyecek hariç alışverişin yüzde 90'ı tekstilin yapmış olduğu üretimler üzerinden yapılıyor. Türkiye, tekstili çok gelişmiş bir ülke durumunda. Moda yaratabilecek, acele siparişlere Avrupa'da ve Amerika'da cevap verecek şekilde. 15 gün zarfında siparişi mal teslimi yapılabiliyor. Eskiden 300 bin ton pamuk kullanan bir tekstil ülkesi Türkiye şimdi 1 milyon 200 bin ton pamuk kullanıyor. Yani potansiyeli çok büyük bir ekonomik yapısı var. Bunun ötesinde de 400-500 bin tonluk da mamul ithalatı yapılıyor. O kadar geniş bir yelpazesi var ki, bu yelpaze Avrupa'daki bütün tekstil fabrikalarını kapanmaya mecbur etmiştir. Avrupa'da artık bir iplik fabrikası, bir dokuma fabrikası, İtalya'nın dışında kalmamıştır. Bu ülkelerdeki potansiyel, Türkiye'ye gelmiştir.
Şimdi böyle olmasına rağmen, yanlışlıklar komedisi de bununla beraber geliyor. Dünyayı daima baskı altında tutan dünya ekonomisinin liderleri var. 2005'te kotalar serbest olacak diyorlar. Bu bir palavradan başka bir şey değil. Şimdi bu kuralı çıkaran ülkelerin başında Amerika var.
Amerika hem büyük pamuk üreticisi, hem de pamuklu sanayiye sahip olan bir ülke. Kendi ürününü satabilmek için NAFTA ülkelerinden Meksika'yı eline almış. Dolayısıyla, kendini bir korumacılık çemberi içine getirmiş. Basit bir demir çelikte büyük kavga çıkaran Amerika, Avrupa Birliği'nin, Uzak Doğu'nun baskısı altında kendisini serbest bir ekonomiye getirmesi mümkün değil. O yüzden "2005 senesinde her şey serbest olacaktır, kotalar kalkacaktır" lafı Türkiye'de hiç kimseyi tedirgin etmemelidir. Bir kural kalkacak yerine mutlaka başka bir kural gelecektir. Çünkü her ülkenin sının vardır, her ülkenin kendi gümrüğü vardır, her ülkenin kendi ekonomisini ve vatandaşını korumak mecburiyeti vardır. Onun için 2005 yılı bana göre tekstil sanayinin büyük değişikliği olmayan yeni formalitelerle çalışacağı bir düzeni getirecektir.
Türkiye'de tekstil sanayiinin geleceği nedir?
NARİN: Tekstilde 4 milyon kadar kayıt dışı ve kayıt içi çalışan işçimiz var. Tekstil sanayii 1986 yılından itibaren yanlış yapılanma sürecine girdi. Yani konfeksiyon sektörünü ön plâna çıkaran, tekstili ikinci
plana atan bir mantık. Buna rağmen tekstil bu kadar gelişti, ama şimdi Dahilde İşleme Rejimi denen rezaletle Uzak Doğu'nun bütün mallan ülkemize kontrolsüz bir şekilde geliyor ve Türkiye içinde bu mallar kayboluyor. Dolayısıyla, Türkiye daha büyük ekonomik potansiyel yaratacağı yerde, gelen bu mallarla tekstili kaybediyor, konfeksiyona yöneliyoruz. Halbuki temelinde köklü bir tekstil sanayiinin olduğu konfeksiyon sektörü modeli lazım. Tekstilin ve konfeksiyonun beraber yürüyebilmesi için bu sektörün değerinin Ankara tarafından iyi tanımlanması lazım. Müteşebbisin, yatırımcının değeri ithalatçının menfaatiyle kanştınlmamalıdır. İthalatçının, yani malı Uzak Doğu'dan getiren insanın yatırım yapmadan yapmış olduğu büyük kâr onu hem yatırım yapmaktan uzaklaştırmakta, hem de yeni bir iş sahası açmadığı için de insanlan işsiz bırakıp yeni iş sahası bulma imkânını elinden almaktadır. O yüzden günlük, aylık ve senelik beceri yerine, Türkiye'nin geleceğindeki işsizlere iş bulacak olan temel ekonominin modelinde alt yapısı olan güçlü bir tekstil sanayiine ihtiyaç var. Tekstil ve konfeksiyon sanayi 60 milyar dolarlık bir potansiyeli olan ve 4 milyon insanın çalıştığı büyük bir sanayidir. Bu nedenle gelecekte hükümet politikalan ithalata dayalı olmayan bir politikaya dönüşürse Türkiye her zaman kazanır.
İnsanlarımızın ellerindeki küçük birikimlerle özellikle milli geliri 1500 doların altında kalan illerde bir yatırım olarak tekstile girmelerini önerebilir miyiz? Diğer taraftan, günümüzde sıfırdan başlıyor olsaydınız tekstili yine de seçer miydiniz?
NARİN: Bana göre, yarın da doğsam, yüz sene sonra da doğsam iki şeyi yapmak isterim. Bir kere başka bir meslek dalını seçmem, tekstilci olmayı tercih ederim. Ama param varsa, karlı olsun dersem inşaat sektörünü seçerim. Son 20 senedir inşaat sektörü "yap ve sat" sistemiyle görülmemiş kâr elde etti. Bence tekstilin konfeksiyon kısmından ve konfeksiyonun da ana maddesi olan dokuma, triko ve ondan sonra iplik kısmına geçerek küçük üniteler yaratmak lazım. Artık dünya çok büyük sistemlerin, çok büyük işletmelerin zorluğunu yaşıyor. Küçük aile işletmesiyle yeni başlayan insanın her zaman tekstilde önü açık. Bunu Anadolu'da yaparsa işçilik maliyetleri daha da düşük olur. Ama 1500 doların altında il olduğu fikrine katılmak yanlış. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri ne vergi almayı beceriyorlar ne de vatandaşlar vergi vermeyi seviyor. Eğer benim vatandaşım orada bir sene için 1500 doların altında gelir gösteriyorsa, o zaman o bölgenin insanlan hangi şartlarda yaşıyor? O zaman devlet bütçesinin bu vilayetlere para vermesi lazım. O yüzden vergi muafiyeti yanlış. Bu insanlan "kazan ve ver mantığına" itmek lazım. "Kazanmıyorsun, verme" mantığına gittiğiniz zaman vergi toplayamazsın. "Yatırım yapın sizi teşvik edeyim" demek lazım. İstanbul'un yüzde 80'ini Anadolu insanı oluşturuyor. Bu Anadolu çocuklan burada iş yapıyor da memleketinde iş yapamıyorsa bunun kurallarında bir eksiklik var demektir. Bu kuralla-n o arkadaşlara verebilecek olan ise hükümettir. Ama parayı cebine koyarak yaptığı yanlıştan vazgeçmesi lazım. Teşvik etmek, arazi vermekle, elektrik parası vermekle olmaz; teşvik etmek bürokrasiyi yatırımcının yanına getirmekten geçer. Bürokrasi vatandaşla beraber olursa her şey olur.
Ama vilayetini ve bölgelerini gelir ayrımına tabi tutarak, vatandaşları da kendi içinde dilimlere ayırarak bir yere yaklaşırsanız o zaman ekonomiyi toplu bir şekilde kalkındırmanız mümkün değildir. İnsanlan üretken yapmanın yolu üretimini değerlendirmek, becerisine beceri katacak desteği vermekten geçer. Yoksa bu bölge tahsisiyle olmaz. Türkiye'de fırsatlar ve nimetler sınırsız. Çünkü Türk milleti, Avrupa'nın uyuşmuş, yatırımcı olmayan zihniyetine karşı büyük yatırım potansiyeli olan ve şimdi Avrupa'da ve Türkiye'de birikimi olan büyük bir potansiyele sahip. Bu milletin her yapmış olduğu yatırım akılcı olmak kaydıyla mutlaka büyük kazanç getirir. Ama bir tek şartı var; bugünü yarına taşıyamazsınız. Yarın daha becerikli olmalısınız, yani okumalısınız, görmelisiniz. Bu ülkenin her tarafı nimet dolu, refah dolu, para dolu. Onun için herkes parasını sağa sola saklayıp bir şey beklemesin, getirip çalıştırsın, çocuklarına, geleceğine ve memleketimize katkısı olsun. Anadolu'daki çocuklarımızın, Avrupa'daki arkadaşlarımızın şu anda 100-150 milyar dolara yakın paralan var, bankalarda bekliyor. Getirin, yeniden bir millet yaratın, yeniden bir potansiyel yaratın; niye orada bekliyor ki bu paralar?
Kişi başı Milli Geliri 3 bin dolar olan bir Türkiye'nin varlığına inanıyor musunuz?
Devlet İstatistik Enstitüsü rakamlanyla kişi başına milli geliri 3000 dolar gösterip
Avrupa'nın eline koz vermişiz. Bu rakam 2-3 fabrikaya sahip olan Bulgaristan'da 6 bin dolar ve Yunanistan'da 12 bin dolar. Sen ülkeni fakir tanıtırsan ve kendin de fakir olduğuna inanırsan, Avrupalıyı kendinden üstün görürsen, yatırımcını Avrupalının, Uzak Doğu'nun gerisinde düşünürsen bu milleti yüceltemezsin. Yüceltmenin yolu inançtan geçer. İnancın yolu da Batıyı taklit etmekten değil, Batı'nın bizi taklit edecek seviyeye gelmemizden geçer. Batı'nın arkasında, çok gerisinde fakir, beceriksiz bir ülke konumuna kendimizi düşürmememiz lazım. Biz şahsiyeti olan, becerisi olan, güçlü ekonomik potansiyeli olan bir milletin çocuklanyız. Hiç kimseden geri değiliz, herkesten ileri vasıflarımız var. Millet için bütün kurallar değiştirmeli, millet için herkes çalışmalıdır. Her şey Türk milleti içindir. Bu fertlerin içindeki demokrasi aşkını, laiklik aşkını, din aşkını da kimse ikinci plana itmemelidir. Herkes bu yolda serbest olmalı, ama millet için çalışan yeni bir düzene ihtiyacımız olduğunu da kabul etmek lazım.
Türkiye'nin Gümrük Birliği konusunda atması gereken adımlar nelerdir? Buna bağlı olarak Türkiye yanı başındaki pazarları doğru değerlendiriyor mu?
NARİN: Avrupa Birliği'ne girme şansımızın olduğunu zannetmiyorum. Aynca Avrupa Birliği'ne girmek için hükümetimizin çalışma yapmasını da doğru bulmuyorum. Ama Avrupa Birliği'nin ötesine geçecek şartlan hükümetimizin hazırladığına inanıyorum. Çünkü Avrupa standartlarında kanunlan, nizamlan kurma çalışması yapılıyor. Ancak, Hıristiyanlığı anayasasına koymak isteyen bir topluluğa Müslüman bir Türk ülkesinin gireceğini düşünemiyorum. Bizim Gümrük Birliği Anlaşması'yla Avrupa'ya sağladığımız ekonomik katkının devam etmesi sürecini uzatan, bir mantık içinde bizimle diyalog kuruyorlar gibi geliyor bana. Dolayısıyla, Gümrük Birliği'nin onlara getirmiş olduğu büyük avantajlan bizim de kendimize çevirecek olan bir müzakere taktiğini yeniden revize etmemiz lazım. Ortadan kaldırmak diye bir şey düşünmek doğru değil; çünkü ticaret yapmak mecburiyetindeyiz. Komşularla olan ticaretimizin ise kötü olduğu kanaatinde değilim. Ama Avrupa Birliği'yle olan ticaretimizin Avrupa lehine biraz istismar edildiğini, hatta Uzak Doğu'dan gelen malların orada evrak oyunuyla Türkiye'ye gümrüksüz yollandığını biliyoruz. O yüzden 500 kişilik bir parlamentoda her bir adamı Türkiye'nin aleyhinde konuşma fırsatı yaratan bir Avrupa Birliği'ne biz nasıl gireceğiz diye düşünüyorum ve sonunda diyorum ki, biz giremeyeceğiz. Avrupa Birliği'yle diyalogumuz devam etmeli, biz Avrupa'ya örnek olacak bir ülke ekonomisi yaratmalıyız. Böylece Avrupa Birliği bizi almak için çalışmalı, biz oraya girmek için çalışmamalıyız. Bunun için de bütün enstrümanlarımızı iyi kullanmalıyız.
|