Bu Sayı
Editör'den
Güncel
NARİN: Türkiye üretmiyor, Çin malı satıyor
NARİN: Türkiye 3 bin dolarlık ülke değil
Çin'e karşı Türk-ABD tekstilcileri birleşti
Uluslararası hazır giyim alıcıları İstanbul Moda Fuarı'nda buluştu
TİSK Genel Sekreteri Bülent Pirler:
"Türkiye ulusal rekabet gücü politikasını belirlemelidir"
Firma
Akın Tekstil: "Silahlar aynı olduğu sürece biz dövüşmekten çekinmeyiz"
Görüş
Orhan Yıldırımçakar, 36 yılını tekstil sektörüne verdi
Eğitim
TÜRK TEKSTİL VAKFI 2003 YILI FAALİYETLER
Hukuk
DEĞİŞİKLİK FESHİNDE KÖTÜNİYET (Karar İncelemesi)
ENGLISH
Summaries in English |
Gündem
Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) Genel Sekreteri Bülent Pirler:
"Türkiye ulusal rekabet gücü politikasını belirlemelidir"
Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) Genel Sekreteri Bülent Pirler, Türkiye'nin atılım yapabilmesinin belirlenecek ulusal rekabet gücü politikasına bağlı olduğunu belirtti. Dünya Ekonomik Forumu (WEF)'nun verilerine göre de Türkiye'nin rekabet gücü açısından 105 ülke arasında 2003 yılında 52. olabildiğine dikkat çeken Pirler, "Günümüzde güçlü bir ekonomiye sahip olmanın temel koşulu, rekabet gücünün artırılmasından geçmektedir" diye konuştu. Pirler, Tekstil İşveren dergisine şu değerlendirmeleri yaptı:
"Günümüzde güçlü bir ekonomiye sahip olmanın temel koşulu, rekabet gücünün artırılmasından geçmektedir.
Dünya ile hızlı bir entegrasyon sürecinde olan ülkemiz, hem Türk sanayicisini Avrupa Birliği ve gelişmiş ülkeler içinde rekabet edebilir düzeye çıkarma, hem de dünya ticaretinden daha fazla pay alma gayreti içinde olmalıdır.
İşletmelerimizin rekabet gücünün geliştirilmesi, makro düzeyde ülkenin rekabet gücünün artırılması anlamına gelmektedir. Dolayısıyla, Türk ekonomisinin başansı da, reel sektör işletmelerimizin iç ve dış piyasalarda yabancı rakipleri ile mücadele edebilme gücüne bağlıdır.
Türk ekonomisinin ulusal rekabet gücü sürekli olarak gerilemektedir.
Ülkemizde peşpeşe yaşanan ekonomik durgunluk ve krizler, reel sektörün üretim ve istihdam sağlama, rekabet etme gücüne darbe vurmuştur.
Uluslararası rekabet gücü analizleri dünyaca takip edilen iki kuruluştan biri olan Uluslararası Yönetim Geliştirme Enstitüsü (IMD)'nün verilerine göre Türk ekonomisi, dünyada nüfusu 20 milyondan fazla olan 30 ülke arasında yapılan rekabet gücü sıralamasında 1999'da 18, sırada iken 2003'te 25. sıraya gerilemiştir.
Dünya Ekonomik Forumu (WEF)'nun verilerine göre de Türkiye, rekabet gücü açısından 105 ülke arasında 2003 yılında 52. olabilmiştir.
Bu veriler, Türk Ekonomisi'nin uluslararası rekabet gücü bakımından Tunus, Litvanya, Ürdün, Kosta Rika, Kolombiya gibi ülke ekonomilerinin gerisinde kaldığını göstermektedir.
Ülkemizde girişimciye iş ve yatırım yapmaya elverişli bir ortamın temin edilememiş olması, rekabet gücümüzün zayıflığının ve istihdam yaratma potansiyelimizin düşüklüğünün başlıca faktörlerinden biridir.
Dışa açık ekonomilerin rekabet gücü büyük ölçüde maliyet farklılıklarına dayanmaktadır. Ülkemizde reeİ sektör işletmeleri, sosyal güvenlik ve vergi yükünün, enerji maliyetlerinin rakiplerinin kat kat üstünde olduğu bir ortamda üretim ve ihracat yapmaya çalışmaktadır.
İşletmelerimizin dünya piyasalarında başarılı olabilmesi için öncelikle maliyetler açısından rekabet edebilir hale gelmeleri gerekmektedir.
Ülkemizde; işgücü maliyetinin verimlilikle bağının bulunmayışı ve verimliliğin ücrete göre düşük kalması, ücret-dışı işgücü maliyeti unsurlannın (vergi, sosyal güvenlik primleri, tazminatlar v.s.) aşın yükü; üretimin en önemli girdilerinden olan enerjinin pahalı oluşu Türk Ekonomisi'nin rekabet gücünü azaltan, kalkınmasını frenleyen en önemli faktörler durumundadır.
Türkiye'de vergi yükü, ABD ve Japonya gibi en zengin ülkelerin üzerindedir.
OECD verilerine göre Türkiye, OECD ülkeleri içinde 1985-2001 döneminde ekonominin vergi yükünü en çok artıran ülke konumundadır. Verginin milli gelire oranı 1985 yılında % 15.4 iken 2001'de % 35.8'e çıkmıştır. Sosyal güvenlik primleri gibi parafiskal gelirler dahil vergi yükü 2001 yılında %36'ya yükselerek Kanada, Avustralya, ABD, İrlanda ve Japonya gibi zengin ülkeleri geride bırakmış, Almanya ile aynı düzeye gelmiştir.
OECD'nin verilerine göre ülkemiz, 30 OECD ülkesi içinde, istihdam vergilerinin ağırlığı bakımından en üst sıradadır.
OECD ülkelerinde yaygın olan ailevi vergi desteklerinin hesaba katıldığı OECD verileri incelendiğinde, en üst sırada bulunan Türkiye'de ortalama işçilik maliyetinin % 42'sinin istihdam vergilerine (ücretten alınan vergiler ve sosyal güvenlik primleri) ayrıldığı görülmektedir. Bu oran OECD genelinde ortalama % 24, ABD'de % 17.6, İrlanda'da % 9'dur. İstihdam vergilerinin 2002'de Macaristan, ABD, Kore, Lüksemburg ve İrlanda'da azaltıldığı dikkati çekmektedir.
Üretim üzerindeki vergi yükünün ağırlığı, yeni yatırımları engellemekte; ekonominin rekabet gücünü azaltarak işsizlik sorununu büyütmektedir.
İstihdam üzerindeki vergi ve SSK prim yükü, belirli bir takvime bağlı ve kademeli şekilde indirime tabi tutularak, OECD ortalamasının altına indirilmelidir.
Birim işgücü maliyeti artış hızı, rekabet gücünün önemli bir belirleyicisidir.
ILO'nun verilerine göre uzun dönemli (1980-1999) birim işgücü maliyeti artışı, yıllık ortalama olarak Türkiye'de % 4'rür. Ülkemiz bu rakamla ülkeler sıralamasında en yüksek 2. sırayı almıştır. En fazla maliyet avantajı ise 23. sıradaki Almanya'ya aittir (% 0.5).
Öte yandan, ekonomimizin iç ve dış piyasalardaki rekabet gücünü, uzun vadede, bilgi çağının yüksek katma değer, dolayısıyla yüksek ücret ve yüksek kâr içeren sanayi ve hizmet ürünlerine hangi ölçüde yatırım yapılacağı belirleyecektir. Ancak her koşulda vergi ve sosyal güvenlik yükünün rakipler karşısındaki durumu önem taşımaktadır.
Ülkemizde sosyal güvenliğe ilişkin (işsizlik sigortası dahil) yasal işçi yükümlülük oranı % 15 ve işveren yükümlülük oranı % 22.5 — 30 olup, çok yüksektir.
Sigorta primlerinin işgücü maliyetine ve net ücrete oranı son 3 yılda ikiye katlanmıştır. 1999 yılında ortalama net ücretin % 23'ü büyüklüğünde olan SSK prim yükü, 2002'de % 51'ine ulaşmıştır.
Uluslararası Yönetim Geliştirme Enstitüsü (IMD)'nin verilerine göre de, 2002 yılında birim işgücü maliyetindeki değişim Rusya'dan (% 34) sonra en yüksek oranda Türkiye'de (%30.6) gerçekleşmiştir.
AB ülkelerinin de aralannda bulunduğu birçok ülkede ise söz konusu artışlar % 1-5 arasında kalırken, ABD, Hong Kong, Japonya, Polonya ve Singapur'da birim işgücü maliyetinde azalma olmuştur.
Belirtilen birim işgücü maliyeti değişimi, verimlilik artışını da değerlendirmesi nedeniyle, rekabet gücü açısından önem taşımaktadır.
Ucuz işgücü avantajını, uyguladığı vergi ve enerji politikalan ile teşvik eden ve birlikte değerlendiren Çin'e göre, Türkiye'de işgücü maliyeti 8 kat daha fazladır. Ülkemizde ücret politikası, reel sektörün rekabet gücüne dayanmalıdır. Verimliliği esas alan bir "Ulusal Ücret Politikası" oluşturularak, ücret artışlarında çalışanın, işletmenin ve işkolunun verimliliği dikkate alınmalı; ücret artışı verimlilik artışını açmamalıdır.
Üretim maliyetlerini artıran ve rekabet gücünü azaltan bir başka faktör de enerji fiyatlarının yüksekliğidir.
Uluslararası rekabet gücü açısından kaliteli, sürekli, güvenilir ve ucuz enerji büyük ihtiyaçtır. Türkiye, diğer gelişmiş ülkelerden çok daha yüksek fiyatlarla enerji tüketmektedir. Sanayide kullanılan elektrik enerjisi ve doğal gazın fiyatı OECD ülkeleri arasında en yüksek olanlardan biridir.
2002 yılında Türkiye; sanayide ton başına 278,5 dolarla kullanılan fuel oil fiyatlan ile pek çoğu gelişmiş 30 ülke arasında dördüncü; litre başına 76,3 centlik motorin fiyatı ile 32 ülke arasında dördüncü; sanayide kullanılan doğal gaz fiyatlan ile 26 ülke arasında altıncı sırada gelmektedir. Dünyanın yeni ekonomik devi olma yolunda ilerleyen Çin'e göre, Türkiye'de enerji maliyeti 3 kat daha fazladır.
Sanayinin enerji ihtiyacının zamanında karşılanması ve bu alandaki girdi maliyetinin düşürülmesine yönelik tedbirlerin geciktirilmeden alınması, Türkiye'nin kalkınması açısından vazgeçilmezdir.
Ekonomilerin rekabet gücünün gelişim hızı, toplumların gelecekte hangi koşullarda yaşayacağını belirlemektedir.
Dünya ekonomisi daha global ve rekabetçi bir yapıya doğru gitmektedir. Bu yapı içerisinde yakın tarihlerde Şili, Çin, Tayland gibi ülkeler 10 yıl içerisinde kişi başına gelir ve üretimlerini iki katına çıkarabilmişlerdir. Bu ülkelerin sağlamış olduğu ekonomik gelişme yirminci yüzyılın fenomenlerinden birisi olmuştur.
Ülkemiz ekonomisinin de bir atılım yapabilmesi için sosyal diyalog ve üçlü çalışma yöntemi ile "Ulusal Rekabet Gücü Politikası" tespit edilmeli ve uygulanmalıdır. Ülkemizde çıkarılacak tüm yasalar ve alınacak tüm tedbirler; ulusal, sektörel ve işletme bazında rekabet gücünün geliştirilmesi hedefini gözetmelidir."
|