Bu Sayı
Editör'den
Güncel
Tekstilde Toplu Sözleşme dönemi başladı
Narin: Başbakan kılıcı vurup düğümü çözmeli
TÜBİTAK TEKSTİL ARAŞTIRMA MERKEZİ'NDE HER AY BİR AR-GE PROJESİ SONUÇLANIYOR
Gündem
Asgari ücretlinin işverene maliyeti 539 milyon liraya düşürüldü
Çalışma hayatı yeni göstergeleri
İstihdamı artırana enerji desteği
Eurocoton
EUROCOTON Genel Kurulu İtalya'da yapıldı
Değerlendirme
İŞ SAĞLIĞI, GÜVENLİĞİ VE DENETİMİ İLE İŞYERİ HEKİMLİĞİ
Firma
Karsu, Modal'da tek isim
Hukuk
ANTRENÖR HAKLARINDA GÖREVLİ MAHKEME (Karar İncelemesi)
ENGLISH
Summaries in English |
Güncel
Narin: Başbakan kılıcı vurup düğümü çözmeli
Sendikamız Yönetim Kurulu Başkanı
Halit Narin, Başbakan Recep Tayip
Erdoğan'ın da bürokrasiden şikayet
ettiğine dikkat çekerek "Başbakan
kılıcı vurup düğümü çözmeli" dedi. Narin TRT-2'de "İş Günü" programına canlı yayın konuğu olarak katılıp Çin tehdidi, kontrolsuz ithalat ve bürokrasi engeli konularında görüşlerini dile getirdi. Narin'in sorulara verdiği yanıtlar özetle şöyle:
Efendim Çin tehdidi konusunda bir süre önce sarfettiğiniz "Ben Çin'den değil, Ankara'dan korkuyorum" gibi bir cümleniz var. Hâlâ Ankara'dan korkuyor musunuz?
NARİN: Ankara'dan korkmayanı Allah çarpar. Çin ikinci planda bana göre. Ankara'da değişik bir yapı var... Çünkü Ankara'nın nesini seviyorsun demişler... Herkes İstanbul'a dönüşünü demiş. Şimdi Ankara'ya geliyoruz, bir sürü, hanımlar, beyler var. Hepsi pırıl pırıl insanlar. Problemi önüne koyduğunuz an herkesin şekli değişiyor. Peki biz niye Ankara'ya geliyoruz, onlar niye Ankara'dalar, bunu bir türlü çözemedik. Biz Ankara'ya bizim problemimizi çözsünler diye geliyoruz. Onlar da Ankara'da bizim problemlerimizi çözmek için çalış-maları icap ederken, önümüze mevzuat çıkanyorlar. Peki o zaman Ankara'da ne işin var. O zaman beni niye Ankara'ya getirecek şartlar geliştiriyorsun... Ya sen gel bizim işimizi yap, ya biz gelip senin işini yapalım... Bunu da diyemediğimize göre, şimdi Ankara'da böyle bir karışım var. Sayın Başbakan da bürokrasiden şikayet ediyor. Yapılacak şey kanunlan değiştirirken, değişmesi icap eden mevzuatlan da aynı süratle ele almaktır. Biz "Ankara'dan korkuyoruz" dediğimiz zaman, geçmiş hükümetlerden gelen problemler ve geçmişten gelen kanun ve mevzuatların kargaşasından dolayı yaşanan problemleri kastediyoruz. Avrupa Birliği'ne uyum için yapılan birçok değişikliğin temelinde zaten bunlar var. Biz bu problemleri aşamıyoruz. Kanunları değiştiriyoruz ama problemleri aşamıyoruz.
Ne yapacağız o zaman?
NARİN: Sayın Başbakan'ımızdan ve bakanlarımızdan rica ediyoruz, bürokrasi bizim önümüzde engel olmasın, bürokrasiyi bizim yanımıza çeksinler.
Biraz da Çin'e bakalım isterseniz. 2005'te tekstil kotaları kalkacak, ucuz emek, maliyetler...
NARİN: Hiçbir şey olmaz.
Bir tedbir almamız gerekmiyor mu?
NARİN: Çin o kadar büyük ki, Çin'i tüketici yaptığınız zaman Çin zaten biter.
Onları da harcamaya alıştıralım diyorsunuz.
NARİN: Bütün dava o. Japonlar tüketici oldu, Avrupa'nın en pahalı mallarını onlar alıyor. Şimdi bizi marka yapmak isteyen arkadaşlarımız hepsi haklı. Çin'i tüketici yapmanın yollarını arıyorlar. Mesela Hindistan büyük ihracatçı iken, İtalya'nın en büyük markalarını satın alan bir ülke durumunda. O yüzden Çin'den korkmamamız lazım. Biz rekabet koşullan altında süratle fiyatlarımızı, maliyet girdilerimizi azaltmalıyız. Şimdi diyorlar ki, elektrik maliyetini 9-10 sentten aşağı düşüremeyiz. Oysa telefon fiyatlarında, Türk Hava Yollan'nda bir düşme daha varsa her şey dünya standartlarına inebiliyor ise, yarın telefon gibi elektriği de Avrupa'nın kullandığı elektrik fiyatına düşürürsen, şimdi biz sanayicilerin, yatırımcıların çektiği eziyet yanına kâr mı kalacak? Biz ezilmiş olacağız. Ben halen Türkiye'de üretim yapıp, iş sahasında iş bekleyen tekstil işçileri dahil, başta olmak üzere, bunlara yüksek elektrik satarsam kimin cebine giriyor. Geçmiş hükümetler özelleştirmede yanlış yaptı. Hala elektriği yüksek alıyoruz. Başbakan'dan bunu durdurmasını bekliyoruz.
Hataya bir an önce dur demek lazım.
NARİN: Şöyle bir yaklaşım şart. Herkes Gordion düğümünü açmaya çalışmış. Birisi gelmiş, ben bu kadar aptal değilim demiş, kılıcını vurmuş, düğümü çözmüş. Bize böyle yaklaşım lazım. Sayın Başbakan da böyle olmalı. Ben düğümü açmaya niye çalışayım. Elimde kılıç var, devlet otoritesi var, vururum, düğümü parçalarım biter. Madem ki, bürokrasi önümde hizmet yapmakta, yatırım yapmakta, Çin'le rekabet koşullarına karşı güç yaratmakta engel, bunu Gordion düğümünü kılıçla kestiğim gibi keser bitirir. Onun için ben Çin'den değil, hep Ankara'dan korkuyorum.
2004 başına baktığımızda, 50 müyar dolarlık bir ihracat hedefi söz konusuydu ama revize edildi 60 milyar dolarlar konuşuluyor şimdi İhracatı nasıl görüyorsunuz. Yani bizde o başanlıyor galiba değil mi bu koşullar altında?
NARİN: Sayın Başbakan da, Sayın Tüzmen de hepsi rakam konuşmaya korkuyorlar. Rakamın doğrusu bu değil ki!
Biz, Türkiye'de, nizamla çalışan, kayıt içi ekonomiyi temsil ediyoruz. Öbürlerine kayıt dışı demiyorum, onlara kanunsuz diyorum. Kaçak çalışan insanlar, vergi vermeyenler, işçisinin sosyal sigortası olmayan insanlar kanunsuz. Bizde kanun dışı çalışan insanlar yüzde 50. Böyle bir ekonomide bizim bu rakamlarımız 60 milyar dolar değil, çok daha fazla olması lazım. Eğer öyle olmasaydı, bugünkü 10-11 milyar dolarlık ticaret açığımızla Türkiye batmış olurdu. Ama Türkiye'nin ne döviz rezervinde, ne ithalatında ne de ihracatında sıkıntısı var. Türkiye'nin bir sıkıntısı var; tenceresinde kaynayan miktar azaldı. Yani halkın tencereye koyduğu miktar artmadığı sürece, ekonomide gelişme vardır diye iddia etmek biraz yanlıştır. Yani tabana dayanmayan bir ekonominin kalkınmasını konuşmak zordur.
Büyüme rakamlarının da olumlu yönde revize edilmesine nasıl bakıyorsunuz? Siz hissediyorsunuz belki de halk hissetmiyor mu diyorsunuz?
NARİN: Son 2-3 senedir Türkiye ekonomisi hakikaten çok kötüydü. Şimdi onun üstüne şimdi bu rakamlar tabi çok güzel neticeler. Ama 2-3 senenin getirmiş olduğu darbeden sonra bu rakamlarla yavaş yavaş normal bir düzeye çıkacağız ve sonra hissedilecek. Ancak bu rakamlar herkese birbirine şu soruyu sorduruyor. Madem büyüyoruz, niye işsizlik artıyor? Benim sektörümde fabrikalarda işçi adedi her gün azalıyor. Yeni yatırım yapamıyoruz. Ekonominin büyümesindeki temel, sosyal dengenin kurulmasıdır, yani fazla işsiz kalmaması, herkesin evinde pişen aşının artmasıdır. Onu artıramadığımız zaman ithalat dengesinde bir yanlışlık var demektir. Bu yanlışlığı ortadan kaldıracak olan da hükümet politikalandır. Yani gümrükle gelen malı disipline edecek. Türkiye'mizde geç kalınan şey ithalattan vergi alınmamasıdır. Bir ithalatçı ile bir ihracatçı, sanayiciyi yan yana koymak lazım. İhracatçı sanayicinin yapmış olduğu formaliteler, mesuliyetler ne ise, ithalatçının da aynı kurallara uyması lazım. İthalat cennet, ihracatçı baskı altında. Neden ikisine de aynı ölçüde tatbik edilmiyor. İhracatçının bütün mali denetimleri maksimum seviyede ve geçmiş senelere bağlı devam ederken, neden ithalatçılar bir firma kurup istediğini yaptıktan sonra orayı kapatabiliyorlar? Getirmiş olduklan dövizden elde ettikleri kârın hesabını veremiyorlar. Bunlar girerken çıkarken ihracatçılar gibi bir disipline tabi tutulmuyorlar ve gelir vergisinden hepsi muaf oluyorlar. Eğer öyle olmasaydı, ithalatçılar bizim doktorlan-mız gibi serbest meslek dalında en düşük vergiyi veren insanlar olmazdı. 60-70 milyar dolarlık ithalatın vergisi bu Türkiye'yi kalkındınr. Bunların peşine düşmek lazım.
Dünyaya baktığımızda, global olarak genel anlamda bir büyüme süreci sadece Türkiye için değil, bütün dünya için geçerli. Bu, ek pazarlar bulma konusunda bir farklılık ya da zorluk yaşatır mı acaba?
NARİN: Bize göre hiçbir şey olmaz. Biz nereye gidersek gidelim, benim bütün vatandaşlarım pazarlama yaparken, onlar gibi çalışabiliyoruz, onlar gibi konuşabiliyoruz. Yani ben Türk milletinin dünyada rekabet koşulu karşısında ezileceğini
katiyen kabul etmiyorum. Bunu da ispat ettik. Dünyada kurallar çıkıyor, bütün kurallar değiştiriyoruz.
Ankara'dan bizi kurtarın... Biz hakikaten 500 milyar dolar ticaret hacmine birkaç senede geliriz...
Önünüzdeki döneme bakarsak piyasaların IMF ile yapılan anlaşmanın esnetilmesi beklentisi, yüzde 6.5'lik faiz dış fazlanın biraz geriye çekilmesi ve sosyal kesimlerin biraz daha rahatlatılması beklentisi var. Sanayici nasıl bakıyor buna?
NARİN: Ben ters bakıyorum. Benim ortaokulda bir İngilizce hocam vardı. Kafayı taktı bana sınıfta kim bilmese beni kal-dınp bana sorardı. Ben o baskıdan dolayı İngilizce öğrendim. Şimdi IMF bir baskı unsuru değildir, bir disiplin unsurudur. Sayın Özal da geçmişte bundan bir sıyrıldı, baş aşağı gittik. Siz bir hesap verme mekanizmasından kendinizi kurtardığınız zaman bunun bir iki sene rahatlık dönemi vardır. Ama bu rahatlık dönemi millete uymuyor. Bizim milletimiz biraz hesabı kitabı verebilen bir düzene alışık. O yüzden IMF'nin faiz dışı fazlalan bence daha da artmalı. Çünkü biz sıkıştıkça daha büyük beceri gösteren bir milletiz.
Serbestlik bize gelmiyor yani.
NARİN: Bize gevşeklik gelmez, bize disiplin gelir. Başbakan yürü der yürürüz, çalış derler çalışınz, yatırım yap derler yaparız.
SUNUCU: Son derece rahat görüyorum, hiçbir tedirginliğiniz olmadığını görüyorum. Türkiye bu kadar iyiye mi gidiyor acaba, yoksa siz mi iyiye gidiyorsunuz?
NARİN: Benim iyiye gittiğimi söylemek mümkün değil. Çünkü biz sanayiciyiz, bizim üstümüzdeki yükün birisini kal-dırsalar, öbürünü koyuyorlar. Yani şimdi komik bir ülkenin bürokrasisi var bizde. Ama yine de kötümser değilim. Benim memleketimin insanlarına bakınca içim açılıyor. Ve toprağına bakıyorum, bereket fışkınyor. Yeter ki Anadolu insanının heyecanını hükümetler ikinci plana atmasınlar... Şişecam, AB'ye bizden evvel girecek diye Bulgaristan'a 150-160 milyon dolar yatıran yaptı. Bu parayla bu memlekette kaç tane insan daha iş sahibi olabilirdi. Ben yurt dışında yapılan yatırımlara karşı bir Türk sanayicisi olarak fazla sempatik bakmadığımı da söylüyorum.
|