[ , ]

 

Ana Sayfa / Editör'den

 

GÜNCEL :

Halit Narin: Reel sektörün rehabilitasyonu

Necmettin Öztemir: Reel sektörün ana sorunları

Sendikamızın genel kurulu yapıldı

 

SÖYLEŞİ :

Sevil Bursa: Geçmişte yapılan yanlışların bedelini ödüyoruz

 

SEKTÖR :

Tekstil terbiye sektörünün çözüm önerileri

 

ARAŞTIRMA :

Türk ekonomisinde tekstil

 

GÖRÜŞ :

Güncel bir tartışma: Türkiye-AB ilişkileri

 

FİRMA :

Neşe Tekstil, krizi istikrarlı üretimle aşmaya çalışıyor


LİNKLER:

tekstilisveren.org.tr

üyelerimize duyurular

 

 

 

 

A- Tekstilin Türk ekonomisindeki yeri;

Ekonomide;
- Ham maddeleri kullanma,
- İstihdam yaratma,
- İhracat yoluyla döviz kazanma,
- Sayılan alanlardan devlete vergi geliri sağlama, yönlerinden bazı sektörler önem taşır ve ön planda gelir.


Son zamanlarda turizm sektörü döviz kazandırma, istihdam yaratma gibi yönlerden ön planda görülmekte ise de;


- Turistin başka yerleri de görme arzusu ile her yıl başka bir ülkeye gitmesi,
- Mevsimin turizme elverişli hale gelmemesi,
- Terör gibi olayların rezervasyon iptallerine sebep olması vs. bu sektörü her zaman güvenilir olmaktan çıkarabilmektedir.


Ama bunun yanında imalat sanayiindeki bazı sektörler hacim, kararlılık ve benzeri yönlerden ekonominin can damarı olma niteliğini taşırlar.


Ne var ki, bu sektörlerin de geleceğe ait tahminlerde olumlu sonuçlar verebilmesi için güvenilir ekonomik politikalarla desteklenmesi ve önünün açılması gerekmektedir.


Tekstil sektörü kanaatimizce ekonominin can daman olma yönünden ilk sırada yer almaktadır.

 

 

Tabloda "Diğer İmalat Sanayii" olarak gruplandırdığımız sanayi dallarının 30 dolaylarında olduğu göz önünde bulundurulacak olursa tekstil ve giyim eşyası dalı hakkında "can damarı" ifadesini kullanmamızın isabetsiz olmadığı anlaşılır.


Nitekim, 9 Mayıs 2001 tarihinde düzenlenen "Tekstil ve Konfeksiyon Sorunları" toplantısına katılan Devlet Bakanı Tunca Toskay'ın, "Tekstil ve konfeksiyon sektörü, gerek yaratmış olduğu istihdam ve katma değer, gerekse ihracat yoluyla sağladığı döviz geliri açısından Türkiye'nin en önemli sektörü olma özelliğini devam ettiriyor" sözleri değerlendirmemizi desteklemektedir.


Üstelik bu ifadenin, sektörün uzun süredir özellikle ekonomik yönden sorunlu olduğu bir dönem sırasında söylenmiş olması ayrı bir önem taşımaktadır.


Kuşkusuz, böyle bir sektörün sorunları içinde bulunarak üretim ve satış faaliyetlerinde gerilemiş olması sadece sözünü ettiğimiz iki sektörü ilgilendirmemekte;
- Hammadde üretimi,
- İstihdam
alanlarını ilgilendirdiği gibi, devlet gelirleri yönünden de,
- KDV,
- Gümrük vergisi,
- Öteki vergi ve benzeri gelirler gibileri ile Hazine'yi de ilgilendirmektedir.

 

B- Uluslararası ekonomik ilişkilerde tekstil
Durumun böyle olmasına rağmen, ülke içi şartların olumsuz etkilerinin yanında, ülke dışı ilişkilerde de önemli ölçüdeki olumsuzluklar "can damarı" olarak nitelendirdiğimiz bu sektörü büyük ölçülerde gerilemeye uğratmış ve yaşama mücadelesi verir duruma getirmiştir.


Mevcut veriler dikkate alındığında sektörün ön planda tutulmasının ve ekonominin canlandınlmasında neden ihmale uğratılmamasının gerektiği daha iyi anlaşılacaktır.


- Ring ipliği kapasitesi AB'nin yüzde 90'ına ulaşmıştır.
- Dokuma kapasitesi AB'nin yüzde 80'ine ulaşmıştır.
- İhracatın yüzde 32,2'sini tekstil ürünleri oluşturmaktadır.
- Yıllık ihracat tutarı 10 milyar dolar dolayındadır.
- Yıllık üretim değeri 20 milyar doların üstündedir.
- Yıllık yurtiçi tüketim 14 milyar dolar dolayındadır.
- İmalat sanayii içindeki istihdam payı yüzde 26,2'dir.
- Toplam istihdam içindeki payı yüzde 10,3'tür.
- Sektörde faaliyette bulunan firmaların sayısı yüzde 80 KOBİ (küçük ve orta büyüklükte işletme) olmak üzere 44.000 firmadır.
- 500 büyük sanayi firması içindeki tekstil firmalarının oranı 1/5'dir
- Son 10 yılda 50 milyar dolar olmak üzere son 20 yılda 150 milyar dolarlık yatırım yapılmıştır.


Böylesine pek çok yönleriyle güçlü bir sektörün günümüzdeki kapasite kullanım oranının yüzde 50 dolaylarında olması, bir yandan sektör içinde sıkıntıların yaşanmasına, öte yandan ülke ekonomisinin ihracat, istihdam, vergi geliri sağlama alanlarında yetersiz kalmasına sebep olmaktadır.

 

C- 2000 yılının ekonomik modelinde tekstil
2000 yılının ekonomik modelinde enflasyonun düşürülmesi ve özelleştirmeye ağırlık verilmesiyle, üretim faaliyetlerinin ve ihracatın kalkındırılması ikinci plana itildiğinden sektörde sıkıntıların yaşanması sürpriz sayılmamalıydı.


Üstelik, bu olumsuzluklara bir de ülke dışı firmalardan kaynaklanan ve
- Dampingli ithalat,
- Kaçak ithalat,
- Standard dışı mal ithalatı,
- Geçici kabule dayalı ithalat,


gibilerinin eklenmesi sektörün güçlü bir haksız rekabetle karşılaşmasına sebep olmaktaydı.


Kuşkusuz sektörün bu haksız rekabete karşı koyabilmesi için yabancı firmalara karşı alınacak tedbirler yanında, yurtiçinde de bazı desteklere veya rekabet gücünü azaltan aşağıdaki saydığımız hususlarda olağan şartların oluşturulmasına ihtiyaç vardı;


- Sanayinin kullandığı enerjinin yetersizliği,
- Enerji maliyetinin, rakip ülkelerin enerji maliyetlerinden yüksek oluşu,
- Vergi ve sigorta primlerinin yüksekliği,
- AB'nin üçüncü ülkelerle yaptığı ticaret anlaşmalarının kendi ithalatlarını kolaylaştırılmasına rağmen, Türkiye'nin AB'ye ihracatını zorlaştırması,

- İkili anlaşmaların rakip ülkelere açık ve gizli avantaj sağlamasına karşılık Türk tekstil ihracatcısına zorluklar çıkartması,


gibi etkenler de sektörün gerilemesine ve kullanım kapasitelerinin yüzde 50'lere düşmesine sebep olmuştur.


2001'de gerçekleştirilen devalüasyonun bir sonucu olarak dış ticaret ilişkilerinde ihracat lehinde görülen gelişme olumlu sayılabilecek sonuçlarını ortaya koymuştur.


Nitekim, haziran ayı sonu itibariyle bir karşılaştırma yapıldığı takdirde "hazır giyim" ve "konfeksiyon" dışındakilerde küçük yüzdeli de olsa bir artma görülür.

 

Ne var ki, katma değeri ötekilere göre daha yüksek olan bu sektördeki gerileme üzerinde durulması gereken bir husus olarak gündemdeki yerini ve önemini hala korumaktadır.(Tablo 2)

 

 

Tablodaki veriler tekstil sektöründeki ihracat artış oranının tekstil dışı ürünlerin ihracat oranı artışından daha geride kaldığını da ortaya koymaktadır.


D- Tekstilin desteklenmesinin gerekliliği
Bu gelişme bir yandan ekonomik krizden çıkabilmek için desteklemede öncelik verilecek sektörün hangisi olduğunu, öte yandan döviz giderlerini artırmada tekstil sektörünün öteki sektörlerden daha güçlü olduğunu ortaya koymaktadır.
 

Tekstil sektörü kredilendirme, ihracata kolaylıklar getirme vs. gibi yönlerden hangi ölçülerde desteklenirse desteklensin;


- Dampingli ithalat,
- Kaçak ithalat,
- Standart dışı mal ithalatı,
- Geçici kabule dayalı ithalat


ve benzerlerinin sebep olduğu olumsuz etkilerin önüne geçebilecek, engelleyecek tedbirler alınmadığı takdirde, yukarıda saydığımız desteklemelerin olumlu etkilerini görmek zordur.


Kuşkusuz, olumsuz etkileri sadece dış kaynaklı olarak göstermek de yanıltıcı ve sorunun sadece bir yönünü göstermek olacaktır.


Son yıllarda "Enflasyonu aşağı çekme"ye odaklanan politikanın yanında "özelleştirme" faaliyetlerine öncelik verilmesi "üretim" ve ihracatla kalkındırma ve krizden çıkma" politikasının ihmal edilmesi, ayrıca sektördeki kayıtdışı faaliyet boyutunun yüzde 70'in üstüne çıkması, hatalı politikaların tek yönlü olmadığının göstergesidir.


Daha önce Yaklaşım Dergisi'nde yer alan bir yazımızda dünyanın "endüstri ötesi ülkesi" olarak anılan ülkelerinde bile KOBİ'lerin ihmale uğramadığı, bu ülkelerin bu seviyeye ulaşmalarının başta gelen gerekçesinin KOBİ'lerin kollanması olduguna işaret etmiş, aynca istihdamın çok büyük payının da KOBİ'lere ait olduğuna değinmiştik. (Almanya, Japonya, İngiltere, KOBİ oranı yüzde 90 dolaylarındadır)


Türkiye'de tekstil sektöründe faaliyette bulunan işyerlerinin yüzde 80'inin KOBİ niteliğinde olduğu dikkate alınırsa, sektörün ihmal edilmesi iç ve dış etkenlere karşı korumasız bırakılmasının "bindiği dalı kesme" anlamını taşıyacağı da ortaya çıkar.


E- Uluslararası rekabette zayıf yönler
Aslında yalnız tekstil sektöründe değil, öteki endüstriyel faaliyetler de yaşanan olumsuzlukları ve uluslararası rekabet gücündeki zayıflığı yukarıda saydığımız ve benzeri gerekçelere bağlamak, olayı tek yönlü değerlendirme anlamını taşır.

 

 "İğne ve çuvaldızı batırma" deyiminde olduğu gibi sektörün kendi içindeki kusurlara da yer vererek değerlendirmeyi bir bütün haline getirmek gerekir.


Maliyeti düşürücü ve rekabet gücü kazandıncı unsurların başında içgücü verimliliği gelmektedir. Bunu bir yandan mikro seviye ile ödenen ücret ve sağlanan verim olarak incelemek mümkün olduğu gibi, makro yönden yani milli ekonomi yönünden inceleme de uygun olur.


Bazı ülkelerde,
a) Genel işgücü verimliliği yönünden çalışılan saat başına GSYİH (Gayri Safi Yurtiçi Hasıla),
b) Tekstil sanayiinde istihdam edilen kişi başına katma değer, yönlerinden bir karşılaştırma yaptığımız takdirde Türkiye'nin durumu (Tablo:3)'deki gibidir.

 

 

Tablo: 3'ü
a) Verimlilik seviyeleri,
b) AB'nin tam üyesi ülkelerle sıralamasındaki yeri yönünden incelemek uygun olacaktır.


Görüldüğü gibi, Türkiye hem işgücü verimliliği, hem de kişi başına yaratılan katma değer yönünden tablonun en alt sırasında, hem de büyük bir farkla yer almaktadır.


Aynca, bu ülkelerin AB'nin tam üyesi olmaları sebebiyle Türkiye'nin topluluk içindeki rekabet gücü zayıflığını da ortaya koymaktadır.


Bütün bu verileri Türkiye'nin son yıllarda yaşadığı ve içinden çıkmakta güçlük çektiği ekonomik krizden kurtulabilmesi için tekstil sektörünün ihmal edilmesi yerine, aksine desteklenmesi gerektiğini göstermektedir.


Zaten toplam 747.754 kişinin istihdam edildiği 3.507 firmada yapılan araştırmada elde edilen sonuçlar tekstil sektörünün büyüklüğünü ortaya koyduğu gibi, desteklenmesinden elde edilecek olumlu sonuçların yaygınlığına ve güçlülüğüne de işaret etmektedir.