![]()
GÜNCEL :
Halit Narin: Reel
sektörün rehabilitasyonu
Necmettin Öztemir:
Reel sektörün ana sorunları
Sendikamızın
genel kurulu yapıldı
SÖYLEŞİ
:
Sevil Bursa: Geçmişte
yapılan yanlışların bedelini ödüyoruz
SEKTÖR :
Tekstil terbiye
sektörünün çözüm önerileri
ARAŞTIRMA :
GÖRÜŞ :
Güncel bir tartışma:
Türkiye-AB ilişkileri
FİRMA :
Neşe Tekstil, krizi
istikrarlı üretimle aşmaya çalışıyor
LİNKLER:
![]()

| Başkan Halit Narin, 5 Eylül'de İstanbul'da gerçekleştirilen "İşsizlik, işten çıkarmalar, kapanan işyeri sorunlan ve muhtemel çözümler" başlıklı zirveye yazılı bir açıklamayla katkıda bulundu. "Ekonomiyi düzeltme prensiplerinin nereden başlayacağına karar vermek bence en mühim hadisedir" denilen açıklamada, çözüm önerileri de dile getiriliyor. İşte Başkan Narin'in zirveye yansıyan mesajları... |
Türkiye'de krize sebep olan mali ve idari, eksik veya yanlış tasarrufların hepsine geç de olsa çare bulunabilir.
Ancak bugün için hükümetçe belirlenen orta ve uzun vadeli önlemler geçerliliğini kaybetmiş olup reel sektörün rehabilite edecek kısa süreli ve acil çözümlere ihtiyacı vardır.
Çünkü, üretimi ve üreten insanı yani ekmek için çalışan insanı, ailesi için çalışan insanı, memleketi için çalışan insanlan ve yatırımcıları ikinci planda, hatta son planda düşünerek alınacak ekonomik tedbirlerin neticeye gitmesi hiçbir zaman mümkün olmayacaktır. Dünya Bankası 6 Ağustos'ta Hazine'ye sunduğu raporda, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'na kote olan şirketlerden yüzde 80'inin orta ve yüksek risk grubuna girdiğini bildirmiştir. |
İstihdam korunmalıdır
İlk olarak, Türk iş hayatında başta tekstil, otomotiv, ziraat gibi sektörler olmak üzere çalışmayı teşvik edecek unsurlara ve insana değer verecek olan bir politikaya ağırlık verilmesi gerçeğini kabul etmek lazımdır.
Türkiye'nin müteşebbis gücüne ve halkına güvenmeyen bir ekonomik politika ve
yalnız bir avuç bankacının elinde kalan talep ve arz sistemi ile Türkiye bir
yere gitmedi ve gidemeyecektir.
Bankacılık sektörüne aktarılan 30 milyar dolarlık kaynak yerine üreten
sektörlere 10 milyar dolar verilseydi, ülkemizde işyerlerimiz ayakta kalacak,
insanlarımız üretim yapan, işine sahip mutiu insanlar olarak yaşayacak ve
ekonomik krizle karşı karşıya kalınmayacak idi.
Fakat ne yazık ki, ulaştığımız nokta bir yıl öncesine göre GSMH'de yüzde 11.8'lik bir gerilemeyi, kapanan işyerlerini ve milyonlarca işsizi ifade etmektedir. İşsizlik hesabında tarımda yaşama şansı bulamayan gizli işsizler hesaba katılmamaktadır. Bu insanların şehirlere göçü, işsizler ordusunu artıracak ve sosyal tansiyonu yükseltecektir.
Sanayi kesiminde kapasite kullanım ortalamasının yüzde 50'nin altına inmesi
mavi yakalılar yanında beyaz yakalıları da etkilemektedir. Beyaz yakalıların
ise gidecek köyü de yoktur.
Milletin güvenini kazanmak ve istikrar programları hakkında millete güvence vermek hükümetin asli görevi olmalıdır.
- Sosyal patlama kapıya dayandı, kapıyı aştı!..
Ufukta beliren sosyal patlamayı ancak çalışmak, üretmek, insanımıza güvenmek
ve adaletli bir paylaşım konusunda tesis edilecek ve lafta kalmayacak bir mali
mutabakatla önlemek mümkündür. Ama ne yazık ki bu mutabakatın tesis edileceği
yer olan Ekonomik ve Sosyal Konsey bir türlü işletilememektedir.
• Finans sektörü, üreten
Finans dünyasının sadece hükümete para vermesi, yatırımcıya ve üreticiye
kaynak aktarmaması, enflasyonla mücadeleye ve sosyal dengelerin kurulmasına
hiçbir katkı sağlamamaktadır. Dayanılmaz faiz yüküyle şişmiş borç batağında
bırakılan işletmelerin sorunları çözülmeden ve üretim desteklenmeden ekonomik
ve sosyal dengelerin kurulması mümkün değildir.
Borçları yüzünden bankaların bloke ettikleri bu şirketlerin borçlarının
oluşturulacak varlık yönetim şirketi aracılığıyla rehabilitasyonu acil bir
çözümdür.
Varlık yönetim şirketinin uluslararası pazarlarda rekabet gücünü koruyan veya
oluşturacak şirketlerin söz konusu borçlarını bankalardan iskontolu olarak
alması, yaşayacak müesseseleri ekonomiye kazandıracaktır.
Finans politikaları milli ekonomiye destek veren bir çizgiye getirilmeden,
bankacılık sektörünün Türk ekonomisine katkıda bulunmasını beklemek mümkün
değildir.
Kamuoyunu şaşırtan yanlış beyanların ve bankalardaki milli mevduata karşı
yapılan suistimallerin sorumluluğunun halen tartışıldığı bir ortamda
bırakılması ve ekonominin çalışamaz duruma getirilmesi üzüntü vericidir.
Halkı çalışmaya yöneltmek, ancak suistimal yapanların cezalandırılması ile
mümkündür.
Çalanların suçsuz, çalışanların mağdur olduğu bir ekonomik modelden gerekli
kanun ve nizam değişiklikleri ile çıkılmadan, halkın hükümetimize vereceği
desteğin istenen seviyede olamayacağı aşikardır.
Tek taraflı işleyen gümrük birliğinden vazgeçilmelidir.
Gümrük birliği bitmiştir
Gümrük birliği, Avrupa Birliği'ne giriş sürecini hızlandıracak bir mekanizma
olarak düşünülmekte idi.
Gümrük Birliği'nin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren Türk sanayii çökmeye
başladı. Çünkü anlaşma tek yanlı idi, Avrupa Birliği her şeyi dikte
edebiliyordu.
Türkiye'nin dış ticaret politikası Brüksel tarafından belirleniyordu. Sıfır gümrükle bütün AB ve üçüncü ülke malları Türk pazarını ağzına kadar doldurdu.
Türk milletine rahat ve huzur getirmeyen, onun gelişmesine katkı sağlamayan, ekonomimizi tükenme ve yok olma noktasına getiren ve 14 milyon işsiz ile ülkemizi sosyal bunalımın ve patlamanın eşiğine getiren bu anlaşmalar, yeniden gözden geçirilmeli ve netice alınana kadar da her türlü ithalat süratle disiplin altına alınmalıdır.
Türk milletinin aleyhine işleyen Uzakdoğu ülkelerinden yapılan ithalattan da
vazgeçilmelidir.
- Hesap sorulmalıdır
Milletin hesap sorma hakkı vardır. Millet hesap sormazsa, politikacı ve
bürokrasi de hesap vermezse, bu memleket daha çok krizler yaşar.
Politika insanlara daha huzurlu bir yaşam kurabilmek için vardır. İnsanların
işini, aşını koruyabilmelidir. Politika bunun için tedbirler almakla yükümlü
bir mevkiidir. Politika koalisyonu korumak için değil, milletin sorunlarını
çözmek için olmalıdır.
Halkın gelir seviyesini yükseltmeyen bir ekonominin sağlıklı ve büyük bir
ekonomi olduğunu tartışmak bile yersizdir.
Tartışılacak olan şey ekonomik kriz değildir. Siyasetin yapmadıklarını
tartışmak, yapılabilecek hale getirmek ve ondan sonra da ekonomik krize parmak
basmaktır.
Politika ve bürokrasinin kendisi ile iyi geçinen insanlarla temas etme
alışkanlığı yerine, teke tek halkla temas etmelerinin ve kendilerine doğru
söyleyen insanlarla ve gruplarla konuşmalarının büyük fayda sağlayacağı
hatırdan çıkarılmamalıdır.
Çözüm önerileri
I) Tekstil işletmeleri rehabilite edilmeli ve sektörde yeniden yapılandırma
programı başlatılmalıdır
1) Kaynak sorununa çözüm için şirket sermaye yapılarını güçlendirecek yeni
kanun taslağı üzerindeki çalışmalar hızla sonuçlandırılmalıdır.
2) İhracat teşvikinde yerli girdiler dikkate alınmalıdır. Eximbank kredileri,
yerli girdi oranı yüzde 70'in üzerinde olan ihracat projelerine verilmelidir.
3) Üretim ve istihdamın korunması için Belçika, İspanya ve Portekiz benzeri
yeniden yapılandırma planı yapılmalıdır.
4) Sektör 2005 yılı sonrası kotaların kalkması ile oluşacak yeni rekabet
ortamına hazırlanmalıdır.
5) Devletimizin sahipleneceği bu plan envanter çalışmasına dayanmalıdır.
6) Bu plan, pazar araştırmaları ve katma değeri yüksek mallara yönlenme
stratejilerini desteklemelidir.
II) Kayıtdışı ekonominin ülkemizin sosyal ve ekonomik
yapısını tahrip etmesi önlenmelidir
1) KDV tüm elyafta yüzde 1, iplikte yüzde 2, kumaşta yüzde 5 seviyesine
indirilmelidir.
2) SSK kaydını yaptırmamış işletmelere enerji bağlanmamalıdır.
3) Kayıtlı istihdam teşvik edilmelidir.
4) Serbest bölgelerde yanlış uygulamaların yarattığı haksız rekabet
önlenmelidir.
III) Haksız ithalat ülke çıkarları doğrultusunda yok
edilmelidir
1) İthalata emsal pazar fiyatı kontrolü ve denetleme uygulaması
getirilmelidir.
2) Gümrüklerimiz merkezi denetime kavuşturulmalıdır.
3) Dahilde işleme belgeleri AB normlarında düzenlenmeli ve rejimin
uygulamaları yeniden gözden geçirilmelidir.
IV) AB ile ilişkilerde menfaat ve çıkarlarımızın
gözetilmesi şarttır
1) AB'nin Uzakdoğu ülkelerine uyguladığı serbest kota ve sıfır/sıfıra yakın
gümrük stratejisini Türkiye'nin çıkarları doğrultusunda değiştirmek için AB
nezdinde resmi girişimler başlatılmalıdır.
2) Türkiye, AB'nin üçüncü ülkeler ile yaptığı ve kendi çıkarlarımıza aykırı
olan STA'ları karşısında AB Gümrük Birliği Katma Protokolü'nün 60. maddesini
gecikmeden tek taraflı uygulamalıdır.
3) AB'nin Doğu-Avrupa, Kuzey Afrika, Meksika ve diğer üçüncü ülkelerle yaptığı
ve yapacağı anlaşmalara Türkiye'nin doğrudan katılımı gerçekleştirilmelidir.
4) ABD'nin Türkiye'ye haksız olarak uygulamaya devam ettiği kotaların
kaldırılmasında AB'nin Türkiye ile ortak hareket etmesi sağlanmalıdır.
V) Rekabet faktörleri korunmalıdır
1) Enerji maliyetlerinin rakip ülkelerle aynı seviyeye getirilmesi
sağlanmalıdır.
2) İşçilik ve sosyal ödemeler artışı rakiplerimizin maliyetlerindeki artışlar
dikkate alınarak düzenlenmelidir.