Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu Başkan Vekili Necmettin Öztemir:
Bu rehabilitasyon planının sahibi yok!
Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu Başkan Vekili Necmettin Öztemir,
"Reel sektörün rehabilitasyonu " konulu toplantıda yaptığı konuşmada, "Reel
sektörü rehabilite etmek bir misyon ise bu misyonun kime verildiği belli
değildir" dedi. Öztemir'in toplantıda yaptığı konuşma özetle şöyle...
Mali sektöre olan borçların yeniden yapılandırılması"na dönük tasarı hakkında,
Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu olarak eleştiri ve önerilerimizi
bilgi ve değerlendirmelerinize sunuyoruz.
Türkiyemiz'in en önemli sorununun istihdam ve üretim olduğu şu günlerde
konfederasyonumuz bu konunun gecikerek de olsa bu heyet huzurunda ele alınmış
olmasını büyük memnuniyetle karşılamaktadır. Sayın devlet bakanımızın TRT'deki
konuşmasında "tartışmalar ayrıntılar üzerinde devam ediyor" dediler. Biz de bu
davete uyarak diyoruz ki: Öncelikle reel sektörü rehabilite etmek bir
misyon ise bu misyon kime verildi?
Bu belirsizdir ve sahibi ne yazık ki yoktur.
1. Bu taslak, borçlarmı yeniden yapılandırarak ödemek isteyen işverene herhangi
bir makama müracaat hakkı tanımamakta ve işvereni alacaklı mali kuruluşların
davetini bekleyen adeta bir mazlum veya sanık konumuna itmektedir. İşveren
olarak bunu içimize sindiremiyoruz.
2. Bu taslak borçlu işverene yeniden yapılandırma müzakerelerini başlatma
inisiyatifi vermediği gibi; ona uluslararası benzer uygulama alanlarında
yürürlükte olan bekleme süreci de vermemekte; cebri icra takiplerini de bu
süreçte askıya aldıracak bir yol açmamaktadır. Demokles'in kılıcı işverenin
tepesinde, İcra memurları evinin ve İşyerinin içinde, ya alacak tahsili için
birbiri ile yarışa girmiş bankaların davetini bekleyecek ya da bu baskı altında
müzakere masasına oturacaktır.
Kriz nedeniyle iki yıldır geri dönen para yoktur. Bunun için bankalar adeta
tahsilat yarışma girmişlerdir. Zira, bir yıl önce 1 milyar dolar borcu olan bir
işverenin 650 milyar TL borcu varken, bu rakam bugün 1.5 trilyon TL'ye
yükselmiştir. Borç bir kat artmıştır. Cebri icra sonucu fabrikalar
satılmaktadır. Arsa, bina ve makineler durmakta, ancak fabrika ortada yok,
çalıştıran yok. Tam bir ekonomik açmaz. 3. Bu tasarıdan; Bakanlar
Kurulu'nun gönderdiği metnin 5'inci maddesinde varolan TMSF'nin aktif yönetim
şirketlerinin kuruluşuna sermaye koyarak katılımını sağlayan hüküm çıkartılmış
böylece aktif yönetim şirketlerinin kuruluşları; teşvik edilmek bir yana adeta
engellenmiştir.
Ayrıca bu tasarı ile alacaklı bankalara harç ve vergi istisnası kolaylıkları
dışında alacaklarını yeniden yapılandırmalarını teşvik edecek, nakde dönük
özendirici imkânlar sağlanmamıştır. Herhangi bir reeskont imkânı yok;
karşılıklar kararnamesinde ilave bir imkân yok, dolayısıyla ek sermaye
yükümlülüğünde bu işlem nedeniyle ilave bir kolaylık yok. Bir de kamu
alacaklarının faiz oranları ve hesap tarzları göz önüne alındığında borcun diğer
alacaklarla birlikte tasfiyesi zorunlu hale getirilmediği müddetçe tasfiye
anlaşmasının bir anlamı kalmıyor. 4. Alacaklı bankalar ile borçlu
müesseseler arasında düzenlenecek çerçeve sözleşmesi veya protokole diğer
alacaklıların da katılabilecekleri ifade ediliyor (md.2). Ancak devlet
alacaklarının da; mali kurumlar dışında kalan alacakları kategorisinde olması
hasabiyle, sözleşmelere dahil edilebilmesi için somut bir yönteme ihtiyaç olacak
mıdır? Tasarıda bu konu belirsiz kalmıştır. 5. Bankaların
rehabilitasyonu da bu kanuna eklendi. İtirazımız yok. Sayın Devlet Bakanımız'ın
ifade buyurdukları gibi "bir sektör hasta olursa makro düzeyde milli ekonomi
batmaz ancak bankacılık sektörü hastalanırsa tüm ekonomi zarar görür". Bu görüşe
katılıyoruz. Bankacılık sektörüne bugüne kadar aktarılan fonlara ilaveten (20
katrilyon) Sayın BDDK Başkanımız 4 milyar dolar daha destek sağlanacağından
bahsettiler. Bu azim destekler için kaynak bulunabiliyor da milyonlarca işsiz ve
binlerce fabrika ve işyerinin rehabilitasyonu için 3-4 milyar dolarlık kaynak
nasıl oluyor da bulunamıyor? Biz bunu anlamakta güçlük çekiyoruz. 6.
Rehabilite edilecek bankalara verilecek kredilerin geri dönüşü için 7 sene süre
tanınıyor. Buna karşın işverene; mevcut borcunu maksimum 4 senede öde deniyor!
Genel ekonomik koşullar düzelmeden 4 senede borç ödenmesini istemek; borçluyu
günü kurtarma anlaşması yapmaya itmek anlamına geliyor. Bu adaletsiz bir
yaklaşımdır. 7. Ayrıca, rehabilite edilecek bankalar hükmi
şahsiyetine verilecek krediler yetmeyebilir deniyor; bu bankaların ortaklarına
da sermaye artırımında kullanabilmeleri için ferdi kredi tahsisi öngörülüyor.
Reel sektöre gene bir şey yok. Bankaların da birer ticari müessese oldukları göz
önüne alındığında reel sektörün iki tarafından biri olan bankacılığa bu derece
ayrıcalıklı yaklaşımı anlamak mümkün değildir. Devlet Bakanı Sayın Kemal
Derviş'in, 4 Ocak 2002 tarihinde TRT'de yayınlanan söyleşisinde, "bankacılık
sektörünün kur çıpası mağduru olduğu" ifade edilmiştir. Bankalar, çıpa mağduru
ise kredi kullanarak ihracata mal üretmek için varını yoğunu borçlanarak, makine
yatırımına harcayan, benim işverenim neyin mağduru oluyor? Rehabilite
edeceğiniz bankalarla gerektiğinde, devletin geçici ortaklık anlaşması yapması
normal ise milyarlarca dolar ihracat yapan; kur çıpası yüzünden finans
darboğazına düşmüş, işletme sermayesini yitirmiş, devlet Hazinesi'ne KDV,
muhtasar, SSK primleri, kurumlar vb. vergilerle katkıları olan, istihdamın tüm
yükünü çeken işverene neden benzer yaklaşım sergelenemiyor? 8.
Bankalara rehabilitasyon operasyonları sürecinde ihtilafların çözümü için
mahkemelere başvuru yolu açılırken, işverene; alacaklı Bankalar Konsorsiyumu ile
anlaşamaz ise Bankalar Birliği'nin tayin edeceği üç bankacıdan oluşacak Hakem
Kurulu'na başvuru imkanı verilmesi kanımızca yanlıştır. Hakem Kurulu'na reel
sektör kuruluşlarından eşit miktarda üye alınması daha adil olacak ve hakemlik
müessesesinin tarifine ve ruhuna uygun bir çözüm getirecektir. Biz, işverenimize
de ihtisas hakimine başvuru yolunun açılmasını tercih ederiz. 9-
Tasarının emri; BDDK yeniden yapılandırma sürecinde uyulması gerekecek prosedür
kurallarını düzenlemek üzere bir yönetmelik hazırlayacak; bu arada bakanlıklar
da tebliğler neşredecekler. Gerek yönetmelik gerekse tebliğler ile yeni bir hak
ihdası veya herhangi bir hakkın iptali bahis konusu olamayacağına göre, yukarıda
bahsi geçen taleplerimizin birer hak olarak mevcut tasarıya uygun önergeler ile
eklenmesini hükümetimizden talep etmeyi tarihi bir görev kabul ediyor ve
kendimize göre hazırladığımız önerge taslaklarını takdim ile gereğini rica
ediyoruz. 10. Son olarak bir hususa daha değinmeden edemiyoruz,
Yeniden yapılandırma işlemleri için zorunlu; gerek yönetmelik, gerek
bakanlıkların hazırlayacakları teklifler, gerekse çerçeve anlaşması ve bunun
BDDK tarafından tasdiki; alacaklı bankaların davet prosedürü ve nihayet alacaklı
banka veya bankalar konsorsiyumları ile sürdürülecek müzakere ve pazarlıklar
için konan bir süre var, 3 sene. Bu sürenin uzunluğu, hazırlanacak mevzuatın
beklentisi ve nihayet yeniden yapılandırmayı organize edecek bankalara, elle
tutulur belirgin nakdi teşviklerin öngörülmemesi gibi nedenlerle, alacaklı
bankalara yeniden yapılandırma sorununu acilen çözüm konusunda yeterli heves, ne
yazık ki verilmeyecektir. Böylece, yeniden yapılandırma konumuz, bankacılık
sektörünün bu işin acelesi yoktur veya bekle gör gibi davranışları sonunda,
korkarız güncelliğini kaybedecektir.
İşsiz işçimiz işini ister, hasta işyerlerimiz yoğun bakımdan çıkarılmayı bekler.
Bir Fransız deyimi ile sözü bağlayalım. Zamanını öldürme, zaman senden öcünü
alır. |