Çalışma Bakanı Okuyan ile "tekstil masasında" buluşma
Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan, sendikamızın Maçka 'daki genel merkezini
ziyaret ederek tekstil sektörünün sorunları ve çözüm önerilerini dinledi,
hükümetin reel sektör için attığı adımlar konusunda açıklamalarda bulundu.
Başkan Halit Narin ve sendikamızın yönetim kurulu üyeleriyle görüşen Okuyan,
tekstil sektöründe son bir yıldır işçi-işveren-hükümet üçlüsünün sorunların
çözülmesi için birarada çalıştığını anlattı. Bu işbirliğinin Türkiye'de kriz
sonrası zihniyetin değiştiğinin bir göstergesi olduğunu kaydeden Okuyan, bu
çabaların sürmesinde yarar olduğunu, Türkiye'nin popülist politikalardan
uzaklaşıp reel çözümler üretmesi gerektiğini ifade etti. Bireysel emeklilik
projesiyle İstihdamın artırılması için önemli bir kaynak yaratılacağını söyleyen
Bakan Okuyan, toplanacak fonların yatırıma yöneleceğini vurguladı.
Kayıtdışılığın en fazla tekstil, turizm ve inşaat sektörlerinde görüldüğünü de
vurgulayan Okuyan, yabancı kaçak işçi sayısının 1 milyona ulaştığını, bunu
önlemek için yabancıların çalışma kurallarını düzenleyen yeni bir kanun
tasarısını TBMM'ye sevk ettiklerini de sözlerine ekledi.
"Bankalara tıkır tıkır"
Toplantının açış konuşmasını yapan Başkan Halit Narin, yaklaşık 150 milyar
dolarlık yatırım yapılmış sektörde, kriz nedeniyle büyük bölümünün kapalı
olduğunu söyledi, Narin, tekstil sektörünün desteklenmesi durumunda
Türkiye'ye her yıl 30 milyar dolar getirilebileceğini kaydetti. Tekstil
sektöründeki kayıtdışılığın beşte bir gibi yüksek bir oranda olduğunu, bunun
haksız rekabete yol açtığını kaydeden Narin, kayıtdışılığın süratle giderilmesi
gerektiğini söyledi, Hükümetin yeni çıkan kanunları işverene daha "iyi"
anlatması gerektiğini de kaydeden Narin, "Hükümet bize bir kaynak yaratmalı ki,
fabrikalar açılsın. Tekrar üretiıne geçilsin" diye konuştu. Başkan
Halit Narin, Bakan Yaşar Okuyan'ın ziyareti vesilesiyle, reel sektörün sorunları
ile taleplerini bir kez daha dile getirme fırsatı elde ettiklerini belirterek
özetle şu noklalara dikkat çekti: NARİN: Sayın Bakanım "şimdi
biz işverenler olarak artık birçok şeye inanmıyoruz. Mesela hükümetimizin para
yok lâfına artık inanmıyoruz. Bunun modası geçti. Hazineden para verilmez,
lâfına da inanmıyoruz. Çünkü, ne zaman ihtiyaç olsa, bankalara tıkır tıkır
milyarlarca dolarları verebiliyor hükümetimiz. Kayıtlı müteşebbislerimizin
vergi yükü bir sene, iki sene için yüzde 50 indirilebilinir, kayıtdışında
bulunan işyerlerinin de kayıt altına alınması sağlanabilir diye düşünüyoruz.
Bildiğiniz gibi Sayın Bakanım, para isteyen bir teşkilât değiliz. Hükümetten
finans sektörüne getirmiş olduğu kuralların dışında bir talepte bulunan bir
sektör de değiliz. İhracatımızın teşvik sistemleriyle böyle sübvansiyon yapma
fıkrine karşı olan bir teşkilâtız sadece. Haksız ithalâtı, kanunlara uygun
olrnayan ithalâtı, kanunlara uygun olmayan çalışmaları dile getiriyoruz. Madem
ki bankalara bir kalemde 4 milyar, 5 milyar dolar verebiliyorsunuz, ardından
finans sektörünü kurtarnak için 17 milyar doları gözden çıkarabiliyorsunuz...
150 milyar dolarlık yatırım yapmış tekstil sektörünün sorunlarını gidermek,
milyonlarca işsizi yeniden iş sahibi yapmak için de bir kaynak yaratılabilir
diye düşünüyoruz. Sayın bakanımızdan, bizi bankacılık sektörünün önüne
taşısın, bizi ön plana çıkarsın istiyoruz. Bunun sonucunda da, "çalışın ülkeye
30 milyar dolar getirin", desin. Bu dinamizmin başını çeksin. Türkiye'nin cari
giderleri ihtiyacı için tekstil sektörüne güvenilmelidir. Tekstil sektörü en
kötü dönemlerinde bile öncü konumundadır. Şimdi artık "efendim, biz lokomotif
sektör olacağız" diye ortaya çıkan sektörlerin gerçekleştirdiği rakamları
tekstil sektörü yıllar önce aştı. Lokomotif olacağız diyen sektorlerin toplam
ihracatı sorulduğunda 500 milyon, 1 milyar dolardan söz ediliyor. Bu rakamlar
bizde tek tek fırmaların gerçekleştirdiği işlerdir. Bize güvenen ve bize
lokomotif olmasını istediğimiz bakanımızdan ricalarımız ağır değil. Bize kaynak
yaratın, fabrikalarımız yeniden açılsın.. Bize kaynak yaratın, işsizlerimiz
tekrar işine kavuşsun.. Bize kaynak yaratın, biz ihracatla ülkemizi dövizsiz
bırakmayalım. Dolayısıyla Sayın Bakanımdan, tekstili masanın bir kenarında
unutmadan, ilgilenmeye devam etmesini temenni ediyorum ve kendilerine geldikleri
için hepinizin huzurunda teşekkür ediyorum." Okuyan: Büyüme
hazirandan sonra
Konuşmasına, "Türkiye Tekstil İşverenleri Sendikası'nın genel rnerkezini ziyaret
etmekten ve Sayın Başkan başta olmak üzere değerli yönetici arkadaşlarımızla hem
tekstil sektörünün sorunları, hem de ülkenin diğer sorunları üzerinde
görüşmelerde bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum; öncelikle bunu ifade
etmek istiyorum" diye başlayan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan da
Türkiye ekonomisinin içinden geçtiği sıkıntılı durumuna işaret etti. Sancılı
sürecin halen devam ettiğini anlatan Okuyan, yılın ikinci yarısında büyüme
trendinin hissedileceğini kaydetti. Türkiye'nin en önemli sorununun
üretim ve istihdam sorunları olduğuna dikkat çeken Okuyan, krizlerin yeniden bir
değerlendirme fırsatı da yarattığını anlattı. Zaman zaman tartışma havasında
geçen görüşmede Okuyan'ın özetle sözleri ve tekstil işverenlerinin kısa
hatırlatmaları şöyle: OKUYAN: Bize bir şeyi öğretmiştir bu
kriz; herkese kendini yeniden bir sorgulama yapma imkanını yarattı. Bu
sorgulama, bize geçmişteki yanlışlıklardan sıyrılma ve geleceğe doğru daha yeni
bir anlayışla, yeni bir mantaliteyle, yeni bir zihniyetle, yeni bir anlayışın
öne çıktığı bir davranış biçimini de beraberinde getirme zorunluluğunu
koymuştur. Kendimi de dahil ederek ifade etmek istiyorum; eğer bu zihniyet
değişikliğini gerçekleştiremezsek işimiz daha çok zordur. Ama şu aşamada
görüyoruz ki, belki yüzde yüz olmasa da çok önemli adımlar atılmaktadır, artık
popülist politikalardan uzaklaşıp gerçek hâdiselere reel yaklaşımlarla çözümler
üretmeye başlıyoruz. Bugün hakikaten, işte tekstil sektöründe aşağı
yukarı bir senedir şahit olduğum ve daha önce de toplantılarınızda da kamuoyuyla
paylaştığım gibi, işçi sendikaları işveren sendikaları ve hükümet üçlü bir
diyalog içinde.
Şimdi, kısa, orta ve uzun vadeli olarak meseleleri mutlaka tasnif etmemiz lâzım.
Kısa vadeli dediğimiz bugün ile ilgidir, bir yılla ilgilidir, orta ve uzun
vadeli dediğimizi bunun dışındaki süreçler olarak değerlendirmemiz lâzım.
Nitekim, hükümetimizin aldığı ve almakta olduğu bazı tedbirler, çıkarttığımız
yasalar, bir kısmı bugünle ilgili olmakla beraber, önemli bir kısmı orta ve uzun
vadeli gelecekte esas tesirleri icra edilebilecek önemli reform yasalarıdır.
Şimdi eksikliklerimiz çoktur, doğrudur, Hükümetin eksikliği de vardır,
yanlışlarımız da vardır. Bunlar gayet doğaldır. İşte bu yanlışları tartışacağız,
yanlış yapılmış bir iş varsa o yanlışın tekrar değerlendirilip analizinin
yapılıp doğrusunu yapmakta el birliğiyle bir çaba içinde olacağız.
Sonra ciddi bir hâdise de, üçlü diyaloğun öne çıkartılmasıdır. Şimdi biraz önce
Sayın Başkan da ifade ettiler, bu hazırladıkları metinde de var, üçlü istihdam
politikasının geliştirilmesi. Evet, sadece onda değil, her konuda olabildiğince,
çalışma hayatıyla ilgisiyle üçlü diyaloğun mutlaka öne çıkartılması lâzım.
Şimdi biz, Sayın Başkanın biraz önce işaret ettiği gerek çalışma hayatıyla
ilgili bazı yasaların yeniden değerlendirilmesi, alınması lâzım gelen istihdamla
ilgili bazı tedbirlerle ilgili olarak iki ayrı çalışma yürütüyoruz.
Bir tanesi, sosyal taraflarla tam bir mutabakat içerisinde harekete
geçirdiğimiz, yani işçi, işveren ve Çalışma Bakanlığı, hükümet olarak 3'er
öğretim üyesinden oluşan 9 öğretim üyesi arkadaşımızın oluşturduğu Çalışma
Grubuyla da, yarın konfederasyon başkanlarımızla beraber bakanlığımızda tekrar
bir araya geliyoruz ve bu arkadaşlarımızla, daha önce başlattığımız çalışmayı
1475 sayılı İş Kanunu, 2821 sayılı Sendikalar Kanunu ve 2822 sayılı toplu
sözleşme grev ve lokavt kanunun hem günün koşullarına göre yeniden
değiştirilmesi, hem de Avrupa Birliği'nin norm ve standartları ve ILO
sözleşmelerinin genel çerçevesi içinde çağdaş bir çalışma hayatıyla ilgili
yasaları çıkartma hususunda çaIışma başlatıyoruz. Bunu çok önemsiyorum; çünkü
burada yazılan birçok husus orada zannediyorum tartışma konusu olacak. İkinci
konu istihdamla, üretimle ilgili. Odalar Birliği'nin de teklifıyle bir çalışma
grubu oluşturdum. Sizin Tekstil İşverenleri Sendikası olarak,
biliyorsunuz bizim bakanlığımıza yaptığınız bir müracaat vardı ve onu fevkalâde
yararlı gördük. Sendikalarımızın, bu manada meslek örgütlerinin kendi
birikimlerini, fonlarını kendi şaıtları içerisinde kredi olarak üyelerine
kullandırması. O kanun tasarısını da yine komisyonda görüşülüyor.
Tabii Türkiye'de aslında iş, üretimin artmasıdır, ihracatın artmasıdır, tabii
bunun doğal sonucu istihdam buradan gelecektir. Yoksa üretim artmazsa, yeni
yatırım yapmazsanız istihdamı geliştirmeniz mümkün değil. Bunun tabii birçok
koşulu var ama ülkenin içinde bulunduğu, ekonomideki zorlukları da dikkate
aldığımızda çok büyük beklentiler içerisinde olursak o zaman kendimizi de
demoralize ederiz. Burada mümkün olabildiğince, yani gerçekleri dikkate alarak
atılım yapmak, ama onun ötesinde de hakikaten alınması lâzım gelen tedbirleri de
hayata geçirmek gerekiyor. Şimdi meselâ istihdamla ilgili önemli bir
kaynak, ki şu anda kamuoyu bunu hiç tartışmıyor, başka şeyleri tartışıyoruz
genellikle, ama çıkardığımız bir yasa ve şu an yönetmelikleri de hazırlandı ve
zannediyorum bugünlerde de fiili uygulamaya geçiyor; özel emeklilik sistemi.
Bunu bireysel emeklilik fonlarında oluşmasına imkân veren yasanın çıkışı Türkiye
için çok önemli bir şeydir. Amerika Birleşik Devletleri'nde gayrisafi yurt içi
hâsılanın yüzde 54.7'si doğrudan doğruya bu fonlardaki birikimlerdir,
Hollanda'da yüzde 87'dir bu, İngiltere'de yüzde 62'dir, yani çok büyük
rakamlardır. Bu fonların, tabii o fonlarda biriken paraların neticede yatırıma
ve o yatırımın sonucunda yeni istihdam alanlarına önemli katkıları vardır.
Meclis'ten çıkan Bankacılık Yasası diye adlandırılan kanunda da önemli
düzenlemeler getirilmiştir. Yaklaşık 6 milyar dolarlık, bu bankaların yine
rehabilitesi için IMF'den gelecek olan kaynakla ilgili de yapılan düzenlemenin
sonunda prensip itibariyle aşağı yukarı yüzde 60'ının da doğrudan doğruya reel
sektöre ve tarım kesimine yönlendirilmesi noktasında da bir müspet gelişme
vardır. Kayıt dışının en fazla yoğun olduğu yer tekstil sektörüdür.
Kayıtlı ekonomiyi yüzde 20'ler diyorsunuz. Hakikaten bu çok düşük bir rakamdır.
Tabii, kayıt dışılık çok yönlü ekonomimize, rnaliyemize, her şeyimize olumsuz
katkı yaptığı gibi bir de haksız rekabeti de gündeme getirmektedir. Siz
kurallara uygun çalışan işverenler olarak, öbür tarafta kural falan tanımayan,
sigortasız çalıştırdığı işçiyi, hatta yabancı kaçak işçilerin en fazla yoğun
olduğu, sizce de malüm olduğu üzere yoğun olduğu sektör başta tekstildir. Şimdi
bugün Türkiye'de yaklaşık 1 milyon civarında yabancı kaçak işçiden söz ediliyor,
bu çok büyük bir rakamdır. Yani 1 milyon civarında yabancı kaçak işçi demek, 1
milyon insanın ekmeğinin çalınması demektir... Şimdi bunların hepsini yan yana
getirdiğimiz vakit, hakikaten burada kayıt dışının getirdiği olumsuzluğu tabii
ki tespit etmemiz bakımından önemlidir. Bununla ilgili de bir kanun tasarısı
hazırlanmıştır, Meclise sevk edilecektir. ASHABOĞLU: Sayın
Bakanım verdiğiniz bilgilerden, açıklamalardan fevkalâde mütehassis oldum ve
heyecanlandım. Gerçekten Türkiye'de yıllardan beri yapılmayan bazı şeylerin
yapılmakta olduğunu öğrenmek bizirn için büyük mutluluk. Çünkü bizler yaklaşık
dört seneden beri bir tekstilci olarak büyük bir kötümserlik içindeyiz.
Tekstil Araştırma Komisyonu diye bir komisyon kuruldu milletvekillerinden
müteşekkil. Bu arkadaşlarımız değerli mesailerini uzun müddet bu işe
hasrettiler. Ve tekstildeki kuruluşları, muhtelif kuruluşları davet ettiler,
onlardan tekstille ilgili sorunları dinlediler ve bundan birkaç ay evvel de bir
kitapçık çıktı. İçinde bütün bu çalışmaların neticeleri var. Bu komisyon
çalışmalarına biz de davet edildik. Kayıtdışı ekonomi yine gündemdeydi. Komisyon
toplantılarından birinde bir milletvekili, "biz kayıtsız ekonomiye el atarsak,
acaba memlekette ekonomiyi çökertmiş olmaz mıyız"gibi şeyler söyledi. Bir an
acaba hükümet kayıtdışı ekonomiyi mi destekliyor, yoksa biz yanlış mı yapıyoruz?
Diye düşünmeye başladık. Türk tekstil sektörünü kurtarmak için büyük çabalar
sarf ediyoruz, bütün çalışmalarımızın büyük bölümü bunlar için yapılıyor. Fakat,
biz bir neticeye varamadık. Siz de anlattınız ama "ben bu kayıtsız ekonomiyi
önleyeceğim" demediniz, demiyorsunuz.
Gümrük Birliği'ni destekledik, Gümrük Birliği'ne girdik, ama bizim kapılarımız
Uzak Doğu'ya açıldı. Uzak Doğu'nun en büyük pazarı olduk. İşte burada
istihdamının değerine, önemine ve ihracatın önemine çok inanan kimseler olarak
biz diyoruz ki, şu kayıtsız ekonomiyi bir çözümleyelim. Kayıtlı ekonominin, bu
memleketin ekonomisinin sorunlarının büyük bölümünü de çözümleyeceğinize
inanıyoruz. OKUYAN: Şimdi, tabii kayıt dışı ekonomi bir ülke
için, üzerinde mutlaka acil tedbirler alınması gereken bir konu, Türkiye için de
çok daha aciliyeti var.
Ben o milletvekili arkadaşımızın neyi kastettiğini bilmiyomm; devletin hiçbir
zaman kayıt dışılığı teşvik eden veya kayıt dışılığa müsamaha gösterecek bir
politikası olmaz, olursa devlet kendini inkâr eder.
Ama, Türkiye'de biliyoruz ki, aşağı yukarı kayıtlı ekonomimiz kadar da kayıt
dışı ekonomi var. Zaten Türkiye'nin esas sorunu o. Bakın, Belçika'nın
seçmen sayısı 7 milyon 660 bin, vergi mükellefi sayısı 7 milyon 120 bin,
Fransa'nın seçmen sayısı 39 milyon 800 bin küsur, vergi rnükellefı sayısı 34
milyon küsur. Türkiye'nin 38 milyon seçmeni var, içinde 3 milyonu memur, kamuda
çalışan işçi ve sözleşmeli olmak üzere toplam vergi mükellefı sayısı 6,5 milyon.
Sadece bu rakamları bile yan yana getirdiğinizde, Türkiye'de kayıt dışı
ekonominin ne ölçüde büyük olduğunu görüyoruz. Şimdi kayıt dışı ekonomiyi
kayda almak hep konuşulagelmiştir. Yıllardan beri herkes buınu sorun olarak dile
getirir, hükümetler de, biz de çıkarız siyasetçiler, "biz bunu hâlledeceğiz"
filan.
Türkiye'de kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınması için 3-4 tane ayrı
hâdisenin aynı anda gerçekleşmesi lâzım. Bir tanesi, yasal boşlukların
giderilmesi lâzım. Bir tanesi, hukuki düzenlemeler. Bununla ilgili 4447 sayılı
yasada önemli degişiklikler yaptık, ama bu tek başına yeterli değil ama, bir
önemli boşluğu ortadan kaldırdık. İkincisi, yine hukuki düzenleme içinde;
meselâ yabancıların çalışma esaslarını düzenleyen yasarıın çıkması. Bu da çok
önemli bir bölümdür, hepsi değil ama önemli bir bölümdür. Şimdi o kanunu da
Meclis'e sevk ediyoruz. Öyle zannediyorum ki, o yasarıın da çıkmasıyla yine
kayıtdışılık bakımından önemli ölçüde bir hukuksal politika düzenlenmiş olacak.
Onun ötesinde de almamız lâzım gelen tedbirler var. Bu ülke, 28 yılda Nüfus ve
Vatandaşlık Genel Müdürlüğünün "MERNİS Projesi"ni başarmış bir ülkedir.
28 yıl oldu, şimdi geldiği nokta yüzde 95'i tamamlanmıştır, kalan süre
içerisinde zannediyorum şimdi tamamlanacak, her vatandaşımıza bir numara
verilecek. Şimdi bu numara dediğiniz bir hâdisenin verilmiş olması da meseleyi
çözmüyor. Aslında devletin, kamu yönetiminin çok süratli bir biçimde A'dan Z'ye
elektronik devlete dönüşmesi lâzım. Bunu siz başaramadığınız müddetçe,
denetlenebilir olmaktan çıkmış olan kamu kuruluşlarını, devlet yönetimini
denetlenebilir hâle getirmediğiniz sürece, kendimizi kandırmayalım, çıkardığınız
yasaları da fiili olarak uygulamada çok başarılı olabileceğinizi söyleme imkânı
yok. İşte burada bir taraftan günün meselelerini çözerken, bir
taraftan mutlaka ve mutlaka kayıt içine alacak tedbirleri getireceğiz. Bu
aldığımız önlemler, önümüzdeki günlerde yine Meclise sevk ettiğimiz ve sevk
edeceğiz bazı yasalar da var. Bunlann hepsi kayıtlı ekonomiye büyük ölçüde
geçişte katkı sağlayacak düzenlemelerdir. Bunu bu şekilde değerlendirelim.
NARİN- Türkiye'de bir IMF hastalığı var. Önceki hükümetlerimiz de IMF
vecibelerini yerine getirmeye çabaladı. Ancak pek bir ilerleme kaydedilemedi.
Çünkü IMF vecibeleri, memleketin şartlarına uygun kuralları kabul etmekle
gerçekleşir. Ama onları kabul eden yeryüzünde bir ülke yok. Ve bu, şu anda
kayıtlı ekonominin üzerine daha fazla yük getirme mantığını beraberinde
getiriyor. Bizim Türkiye'ye uygun bazı kuralları kendi kendimize geliştirmemizde
fayda var diye düşünüyorum. Ondan sonra, tabii Türkiye'nin 28 senedir
halledemediği nüfus kaydını elektronik ortamına taşımaktan söz ediyorsunuz.
Doğan insan belli, yaşayan insan belli, fakat kayıt yok. Yani bu, yapılmak
isteniyor gibi gösterilip de yapılmaması istenen hâdiseler gibi geliyor bize.
Bir de şunu anlayamıyoruz. 150 milyar dolarlık bir tekstil sektörünün küçük bir
kısmı çalışmaya gayret ediyor. Ayrıca sektörün büyük bir kısmında kayıt dışılık
varlığını sürdürüyor. Burada istihdam edilenlerin de ancak 5'te 1'i kayıtlı
durumda. Sizin teşkilâtınız Türkiye'de ordudan sonra en büyük teşkilât,
Maliyeden daha büyük teşkilâtınız var. Bu konunun üzerine daha fazla
gidilebilir. Bizim vergi yükümüzü azaltın, biz size 4 misli fazla para
verebiliriz, 10 misli fazla verebiliriz, ama yeter ki şu yaptığınız güzel adımı
biraz genişletin. Ayrıca doğalgazı ödeyemeyen arkadaş ayda yüzde 10 faiz
veriyor, elektrik parasını ödeyemeyen ayda yüzde 10 faiz veriyor, telefonu
ödeyemeyen ayda yüzde 10 faiz veriyor. Bu mürekkep faizle yılda yüzde l40'a
geliyor. Enflasyonun düşürülmeye çalışıldığı bir dönemde bu ağır malı yükün
geçerli bir mantığa getirilmesini istiyoruz.
Ekonomik kriz sürecinde reel sektörde istihdamın artırılmasına yönelik
Sendikamızın görüş ve önerileri:
• İşsizliğin azaltılmasını ve nitelikli istihdamın artırılmasını hedef
alan üçlü istihdam politikası geliştirilmelidir.
• İşletmeler üzerindeki sosyal yükler hafifletilmelidir.
• Reel sektörün vergi yükü azaltılmalıdır.
• Çalışma mevzuatımız "esneklik" ilkesine göre yeniden düzenlenerek çağdaş bir
yapıya kavuşturulmalıdır.
• Hayat boyu eğitim süreçleri yaratılmalı ve işletme içi mesleki eğitim
desteklenmelidir.
• 1475 sayılı İş Kanunu'nda yer alan para cezalarının artırılmasına yönelik
kanun taslağı, sistemden kaçışı teşvik edecek ve girişimcinin istihdam
yaratmasını engelleyerek, kayıtdışı sektörü arttıracaktır.
• Çağdaş İş Kanunu Yasa Tasarısı mutlaka gerçekleştirilmelidir.
• Yurtiçi haksız rekabet denetlenmeli ve kayıtdışı ekonomi önlenmelidir. |