[ , ]    Sayı:264  ARALIK 2001

TÜTSİS     Künye     Geçmiş Sayılar

Bu Sayı

Kapak

Editörden


 Güncel

  Necmettin Öztemir: Bu rehabilitasyon planının sahibi yok!

  Bakan Okuyan ile "tekstil masasında" buluşma...


 Söyleşi

  Necmettin Öztemir: Tekstilde 40 milyar dolarlık ihracat hedefi hayal değil...


 Endüstri İlişkileri

  Dr. Nihat Yüksel: Çalışma yasaları, sosyal güvenlik sistemi ve toplu iş sözleşmesi düzenimizden beklenti ve önerilerim...


 Değerlendirme

  Doç.Dr. Ali Rıza Büyükuslu: Avrupa Birliği'nde ücretlerle ilgili genel trend ve bireysel firma uygulamaları...

Çalışma Bakanı Okuyan ile "tekstil masasında" buluşma

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan, sendikamızın Maçka 'daki genel merkezini ziyaret ederek tekstil sektörünün sorunları ve çözüm önerilerini dinledi, hükümetin reel sektör için attığı adımlar konusunda açıklamalarda bulundu.

 

Başkan Halit Narin ve sendikamızın yönetim kurulu üyeleriyle görüşen Okuyan, tekstil sektöründe son bir yıldır işçi-işveren-hükümet üçlüsünün sorunların çözülmesi için birarada çalıştığını anlattı. Bu işbirliğinin Türkiye'de kriz sonrası zihniyetin değiştiğinin bir göstergesi olduğunu kaydeden Okuyan, bu çabaların sürmesinde yarar olduğunu, Türkiye'nin popülist politikalardan uzaklaşıp reel çözümler üretmesi gerektiğini ifade etti. Bireysel emeklilik projesiyle İstihdamın artırılması için önemli bir kaynak yaratılacağını söyleyen Bakan Okuyan, toplanacak fonların yatırıma yöneleceğini vurguladı.

Kayıtdışılığın en fazla tekstil, turizm ve inşaat sektörlerinde görüldüğünü de vurgulayan Okuyan, yabancı kaçak işçi sayısının 1 milyona ulaştığını, bunu önlemek için yabancıların çalışma kurallarını düzenleyen yeni bir kanun tasarısını TBMM'ye sevk ettiklerini de sözlerine ekledi.

 

"Bankalara tıkır tıkır"
Toplantının açış konuşmasını yapan Başkan Halit Narin, yaklaşık 150 milyar dolarlık yatırım yapılmış sektörde, kriz nedeniyle büyük bölümünün kapalı olduğunu söyledi, Narin, tekstil sektörünün desteklenmesi durumunda Türkiye'ye her yıl 30 milyar dolar getirilebileceğini kaydetti.

Tekstil sektöründeki kayıtdışılığın beşte bir gibi yüksek bir oranda olduğunu, bunun haksız rekabete yol açtığını kaydeden Narin, kayıtdışılığın süratle giderilmesi gerektiğini söyledi, Hükümetin yeni çıkan kanunları işverene daha "iyi" anlatması gerektiğini de kaydeden Narin, "Hükümet bize bir kaynak yaratmalı ki, fabrikalar açılsın. Tekrar üretiıne geçilsin" diye konuştu.

 

Başkan Halit Narin, Bakan Yaşar Okuyan'ın ziyareti vesilesiyle, reel sektörün sorunları ile taleplerini bir kez daha dile getirme fırsatı elde ettiklerini belirterek özetle şu noklalara dikkat çekti:

 

NARİN: Sayın Bakanım "şimdi biz işverenler olarak artık birçok şeye inanmıyoruz. Mesela hükümetimizin para yok lâfına artık inanmıyoruz. Bunun modası geçti. Hazineden para verilmez, lâfına da inanmıyoruz. Çünkü, ne zaman ihtiyaç olsa, bankalara tıkır tıkır milyarlarca dolarları verebiliyor hükümetimiz.

Kayıtlı müteşebbislerimizin vergi yükü bir sene, iki sene için yüzde 50 indirilebilinir, kayıtdışında bulunan işyerlerinin de kayıt altına alınması sağlanabilir diye düşünüyoruz.

 

Bildiğiniz gibi Sayın Bakanım, para isteyen bir teşkilât değiliz. Hükümetten finans sektörüne getirmiş olduğu kuralların dışında bir talepte bulunan bir sektör de değiliz. İhracatımızın teşvik sistemleriyle böyle sübvansiyon yapma fıkrine karşı olan bir teşkilâtız sadece. Haksız ithalâtı, kanunlara uygun olrnayan ithalâtı, kanunlara uygun olmayan çalışmaları dile getiriyoruz.

Madem ki bankalara bir kalemde 4 milyar, 5 milyar dolar verebiliyorsunuz, ardından finans sektörünü kurtarnak için 17 milyar doları gözden çıkarabiliyorsunuz... 150 milyar dolarlık yatırım yapmış tekstil sektörünün sorunlarını gidermek, milyonlarca işsizi yeniden iş sahibi yapmak için de bir kaynak yaratılabilir diye düşünüyoruz.

Sayın bakanımızdan, bizi bankacılık sektörünün önüne taşısın, bizi ön plana çıkarsın istiyoruz. Bunun sonucunda da, "çalışın ülkeye 30 milyar dolar getirin", desin. Bu dinamizmin başını çeksin. Türkiye'nin cari giderleri ihtiyacı için tekstil sektörüne güvenilmelidir.

Tekstil sektörü en kötü dönemlerinde bile öncü konumundadır. Şimdi artık "efendim, biz lokomotif sektör olacağız" diye ortaya çıkan sektörlerin gerçekleştirdiği rakamları tekstil sektörü yıllar önce aştı. Lokomotif olacağız diyen sektorlerin toplam ihracatı sorulduğunda 500 milyon, 1 milyar dolardan söz ediliyor. Bu rakamlar bizde tek tek fırmaların gerçekleştirdiği işlerdir.

Bize güvenen ve bize lokomotif olmasını istediğimiz bakanımızdan ricalarımız ağır değil. Bize kaynak yaratın, fabrikalarımız yeniden açılsın.. Bize kaynak yaratın, işsizlerimiz tekrar işine kavuşsun.. Bize kaynak yaratın, biz ihracatla ülkemizi dövizsiz bırakmayalım.

Dolayısıyla Sayın Bakanımdan, tekstili masanın bir kenarında unutmadan, ilgilenmeye devam etmesini temenni ediyorum ve kendilerine geldikleri için hepinizin huzurunda teşekkür ediyorum."

 

Okuyan: Büyüme hazirandan sonra
Konuşmasına, "Türkiye Tekstil İşverenleri Sendikası'nın genel rnerkezini ziyaret etmekten ve Sayın Başkan başta olmak üzere değerli yönetici arkadaşlarımızla hem tekstil sektörünün sorunları, hem de ülkenin diğer sorunları üzerinde görüşmelerde bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum; öncelikle bunu ifade etmek istiyorum" diye başlayan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan da Türkiye ekonomisinin içinden geçtiği sıkıntılı durumuna işaret etti. Sancılı sürecin halen devam ettiğini anlatan Okuyan, yılın ikinci yarısında büyüme trendinin hissedileceğini kaydetti.

 

Türkiye'nin en önemli sorununun üretim ve istihdam sorunları olduğuna dikkat çeken Okuyan, krizlerin yeniden bir değerlendirme fırsatı da yarattığını anlattı. Zaman zaman tartışma havasında geçen görüşmede Okuyan'ın özetle sözleri ve tekstil işverenlerinin kısa hatırlatmaları şöyle:

 

OKUYAN: Bize bir şeyi öğretmiştir bu kriz; herkese kendini yeniden bir sorgulama yapma imkanını yarattı. Bu sorgulama, bize geçmişteki yanlışlıklardan sıyrılma ve geleceğe doğru daha yeni bir anlayışla, yeni bir mantaliteyle, yeni bir zihniyetle, yeni bir anlayışın öne çıktığı bir davranış biçimini de beraberinde getirme zorunluluğunu koymuştur.

Kendimi de dahil ederek ifade etmek istiyorum; eğer bu zihniyet değişikliğini gerçekleştiremezsek işimiz daha çok zordur. Ama şu aşamada görüyoruz ki, belki yüzde yüz olmasa da çok önemli adımlar atılmaktadır, artık popülist politikalardan uzaklaşıp gerçek hâdiselere reel yaklaşımlarla çözümler üretmeye başlıyoruz.

 

Bugün hakikaten, işte tekstil sektöründe aşağı yukarı bir senedir şahit olduğum ve daha önce de toplantılarınızda da kamuoyuyla paylaştığım gibi, işçi sendikaları işveren sendikaları ve hükümet üçlü bir diyalog içinde.
Şimdi, kısa, orta ve uzun vadeli olarak meseleleri mutlaka tasnif etmemiz lâzım. Kısa vadeli dediğimiz bugün ile ilgidir, bir yılla ilgilidir, orta ve uzun vadeli dediğimizi bunun dışındaki süreçler olarak değerlendirmemiz lâzım.

Nitekim, hükümetimizin aldığı ve almakta olduğu bazı tedbirler, çıkarttığımız yasalar, bir kısmı bugünle ilgili olmakla beraber, önemli bir kısmı orta ve uzun vadeli gelecekte esas tesirleri icra edilebilecek önemli reform yasalarıdır.

Şimdi eksikliklerimiz çoktur, doğrudur, Hükümetin eksikliği de vardır, yanlışlarımız da vardır. Bunlar gayet doğaldır. İşte bu yanlışları tartışacağız, yanlış yapılmış bir iş varsa o yanlışın tekrar değerlendirilip analizinin yapılıp doğrusunu yapmakta el birliğiyle bir çaba içinde olacağız.

 

Sonra ciddi bir hâdise de, üçlü diyaloğun öne çıkartılmasıdır. Şimdi biraz önce Sayın Başkan da ifade ettiler, bu hazırladıkları metinde de var, üçlü istihdam politikasının geliştirilmesi. Evet, sadece onda değil, her konuda olabildiğince, çalışma hayatıyla ilgisiyle üçlü diyaloğun mutlaka öne çıkartılması lâzım.

Şimdi biz, Sayın Başkanın biraz önce işaret ettiği gerek çalışma hayatıyla ilgili bazı yasaların yeniden değerlendirilmesi, alınması lâzım gelen istihdamla ilgili bazı tedbirlerle ilgili olarak iki ayrı çalışma yürütüyoruz.

 

Bir tanesi, sosyal taraflarla tam bir mutabakat içerisinde harekete geçirdiğimiz, yani işçi, işveren ve Çalışma Bakanlığı, hükümet olarak 3'er öğretim üyesinden oluşan 9 öğretim üyesi arkadaşımızın oluşturduğu Çalışma Grubuyla da, yarın konfederasyon başkanlarımızla beraber bakanlığımızda tekrar bir araya geliyoruz ve bu arkadaşlarımızla, daha önce başlattığımız çalışmayı 1475 sayılı İş Kanunu, 2821 sayılı Sendikalar Kanunu ve 2822 sayılı toplu sözleşme grev ve lokavt kanunun hem günün koşullarına göre yeniden değiştirilmesi, hem de Avrupa Birliği'nin norm ve standartları ve ILO sözleşmelerinin genel çerçevesi içinde çağdaş bir çalışma hayatıyla ilgili yasaları çıkartma hususunda çaIışma başlatıyoruz.

Bunu çok önemsiyorum; çünkü burada yazılan birçok husus orada zannediyorum tartışma konusu olacak. İkinci konu istihdamla, üretimle ilgili. Odalar Birliği'nin de teklifıyle bir çalışma grubu oluşturdum.

 

Sizin Tekstil İşverenleri Sendikası olarak, biliyorsunuz bizim bakanlığımıza yaptığınız bir müracaat vardı ve onu fevkalâde yararlı gördük. Sendikalarımızın, bu manada meslek örgütlerinin kendi birikimlerini, fonlarını kendi şaıtları içerisinde kredi olarak üyelerine kullandırması. O kanun tasarısını da yine komisyonda görüşülüyor.

 

Tabii Türkiye'de aslında iş, üretimin artmasıdır, ihracatın artmasıdır, tabii bunun doğal sonucu istihdam buradan gelecektir. Yoksa üretim artmazsa, yeni yatırım yapmazsanız istihdamı geliştirmeniz mümkün değil. Bunun tabii birçok koşulu var ama ülkenin içinde bulunduğu, ekonomideki zorlukları da dikkate aldığımızda çok büyük beklentiler içerisinde olursak o zaman kendimizi de demoralize ederiz. Burada mümkün olabildiğince, yani gerçekleri dikkate alarak atılım yapmak, ama onun ötesinde de hakikaten alınması lâzım gelen tedbirleri de hayata geçirmek gerekiyor.

 

Şimdi meselâ istihdamla ilgili önemli bir kaynak, ki şu anda kamuoyu bunu hiç tartışmıyor, başka şeyleri tartışıyoruz genellikle, ama çıkardığımız bir yasa ve şu an yönetmelikleri de hazırlandı ve zannediyorum bugünlerde de fiili uygulamaya geçiyor; özel emeklilik sistemi. Bunu bireysel emeklilik fonlarında oluşmasına imkân veren yasanın çıkışı Türkiye için çok önemli bir şeydir. Amerika Birleşik Devletleri'nde gayrisafi yurt içi hâsılanın yüzde 54.7'si doğrudan doğruya bu fonlardaki birikimlerdir, Hollanda'da yüzde 87'dir bu, İngiltere'de yüzde 62'dir, yani çok büyük rakamlardır. Bu fonların, tabii o fonlarda biriken paraların neticede yatırıma ve o yatırımın sonucunda yeni istihdam alanlarına önemli katkıları vardır.

Meclis'ten çıkan Bankacılık Yasası diye adlandırılan kanunda da önemli düzenlemeler getirilmiştir. Yaklaşık 6 milyar dolarlık, bu bankaların yine rehabilitesi için IMF'den gelecek olan kaynakla ilgili de yapılan düzenlemenin sonunda prensip itibariyle aşağı yukarı yüzde 60'ının da doğrudan doğruya reel sektöre ve tarım kesimine yönlendirilmesi noktasında da bir müspet gelişme vardır.

 

Kayıt dışının en fazla yoğun olduğu yer tekstil sektörüdür. Kayıtlı ekonomiyi yüzde 20'ler diyorsunuz. Hakikaten bu çok düşük bir rakamdır. Tabii, kayıt dışılık çok yönlü ekonomimize, rnaliyemize, her şeyimize olumsuz katkı yaptığı gibi bir de haksız rekabeti de gündeme getirmektedir. Siz kurallara uygun çalışan işverenler olarak, öbür tarafta kural falan tanımayan, sigortasız çalıştırdığı işçiyi, hatta yabancı kaçak işçilerin en fazla yoğun olduğu, sizce de malüm olduğu üzere yoğun olduğu sektör başta tekstildir. Şimdi bugün Türkiye'de yaklaşık 1 milyon civarında yabancı kaçak işçiden söz ediliyor, bu çok büyük bir rakamdır. Yani 1 milyon civarında yabancı kaçak işçi demek, 1 milyon insanın ekmeğinin çalınması demektir...

Şimdi bunların hepsini yan yana getirdiğimiz vakit, hakikaten burada kayıt dışının getirdiği olumsuzluğu tabii ki tespit etmemiz bakımından önemlidir. Bununla ilgili de bir kanun tasarısı hazırlanmıştır, Meclise sevk edilecektir.

 

ASHABOĞLU: Sayın Bakanım verdiğiniz bilgilerden, açıklamalardan fevkalâde mütehassis oldum ve heyecanlandım. Gerçekten Türkiye'de yıllardan beri yapılmayan bazı şeylerin yapılmakta olduğunu öğrenmek bizirn için büyük mutluluk. Çünkü bizler yaklaşık dört seneden beri bir tekstilci olarak büyük bir kötümserlik içindeyiz.

Tekstil Araştırma Komisyonu diye bir komisyon kuruldu milletvekillerinden müteşekkil. Bu arkadaşlarımız değerli mesailerini uzun müddet bu işe hasrettiler. Ve tekstildeki kuruluşları, muhtelif kuruluşları davet ettiler, onlardan tekstille ilgili sorunları dinlediler ve bundan birkaç ay evvel de bir kitapçık çıktı. İçinde bütün bu çalışmaların neticeleri var. Bu komisyon çalışmalarına biz de davet edildik. Kayıtdışı ekonomi yine gündemdeydi. Komisyon toplantılarından birinde bir milletvekili, "biz kayıtsız ekonomiye el atarsak, acaba memlekette ekonomiyi çökertmiş olmaz mıyız"gibi şeyler söyledi. Bir an acaba hükümet kayıtdışı ekonomiyi mi destekliyor, yoksa biz yanlış mı yapıyoruz? Diye düşünmeye başladık.

Türk tekstil sektörünü kurtarmak için büyük çabalar sarf ediyoruz, bütün çalışmalarımızın büyük bölümü bunlar için yapılıyor. Fakat, biz bir neticeye varamadık. Siz de anlattınız ama "ben bu kayıtsız ekonomiyi önleyeceğim" demediniz, demiyorsunuz.
Gümrük Birliği'ni destekledik, Gümrük Birliği'ne girdik, ama bizim kapılarımız Uzak Doğu'ya açıldı. Uzak Doğu'nun en büyük pazarı olduk. İşte burada istihdamının değerine, önemine ve ihracatın önemine çok inanan kimseler olarak biz diyoruz ki, şu kayıtsız ekonomiyi bir çözümleyelim. Kayıtlı ekonominin, bu memleketin ekonomisinin sorunlarının büyük bölümünü de çözümleyeceğinize inanıyoruz.

 

OKUYAN: Şimdi, tabii kayıt dışı ekonomi bir ülke için, üzerinde mutlaka acil tedbirler alınması gereken bir konu, Türkiye için de çok daha aciliyeti var.
Ben o milletvekili arkadaşımızın neyi kastettiğini bilmiyomm; devletin hiçbir zaman kayıt dışılığı teşvik eden veya kayıt dışılığa müsamaha gösterecek bir politikası olmaz, olursa devlet kendini inkâr eder.
Ama, Türkiye'de biliyoruz ki, aşağı yukarı kayıtlı ekonomimiz kadar da kayıt dışı ekonomi var. Zaten Türkiye'nin esas sorunu o.

 

Bakın, Belçika'nın seçmen sayısı 7 milyon 660 bin, vergi mükellefi sayısı 7 milyon 120 bin, Fransa'nın seçmen sayısı 39 milyon 800 bin küsur, vergi rnükellefı sayısı 34 milyon küsur. Türkiye'nin 38 milyon seçmeni var, içinde 3 milyonu memur, kamuda çalışan işçi ve sözleşmeli olmak üzere toplam vergi mükellefı sayısı 6,5 milyon. Sadece bu rakamları bile yan yana getirdiğinizde, Türkiye'de kayıt dışı ekonominin ne ölçüde büyük olduğunu görüyoruz.

Şimdi kayıt dışı ekonomiyi kayda almak hep konuşulagelmiştir. Yıllardan beri herkes buınu sorun olarak dile getirir, hükümetler de, biz de çıkarız siyasetçiler, "biz bunu hâlledeceğiz" filan.
Türkiye'de kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınması için 3-4 tane ayrı hâdisenin aynı anda gerçekleşmesi lâzım.

Bir tanesi, yasal boşlukların giderilmesi lâzım. Bir tanesi, hukuki düzenlemeler. Bununla ilgili 4447 sayılı yasada önemli degişiklikler yaptık, ama bu tek başına yeterli değil ama, bir önemli boşluğu ortadan kaldırdık.

İkincisi, yine hukuki düzenleme içinde; meselâ yabancıların çalışma esaslarını düzenleyen yasarıın çıkması. Bu da çok önemli bir bölümdür, hepsi değil ama önemli bir bölümdür. Şimdi o kanunu da Meclis'e sevk ediyoruz. Öyle zannediyorum ki, o yasarıın da çıkmasıyla yine kayıtdışılık bakımından önemli ölçüde bir hukuksal politika düzenlenmiş olacak.
Onun ötesinde de almamız lâzım gelen tedbirler var.

Bu ülke, 28 yılda Nüfus ve Vatandaşlık Genel Müdürlüğünün "MERNİS Projesi"ni başarmış bir ülkedir. 28 yıl oldu, şimdi geldiği nokta yüzde 95'i tamamlanmıştır, kalan süre içerisinde zannediyorum şimdi tamamlanacak, her vatandaşımıza bir numara verilecek.

Şimdi bu numara dediğiniz bir hâdisenin verilmiş olması da meseleyi çözmüyor. Aslında devletin, kamu yönetiminin çok süratli bir biçimde A'dan Z'ye elektronik devlete dönüşmesi lâzım. Bunu siz başaramadığınız müddetçe, denetlenebilir olmaktan çıkmış olan kamu kuruluşlarını, devlet yönetimini denetlenebilir hâle getirmediğiniz sürece, kendimizi kandırmayalım, çıkardığınız yasaları da fiili olarak uygulamada çok başarılı olabileceğinizi söyleme imkânı yok.

 

İşte burada bir taraftan günün meselelerini çözerken, bir taraftan mutlaka ve mutlaka kayıt içine alacak tedbirleri getireceğiz. Bu aldığımız önlemler, önümüzdeki günlerde yine Meclise sevk ettiğimiz ve sevk edeceğiz bazı yasalar da var. Bunlann hepsi kayıtlı ekonomiye büyük ölçüde geçişte katkı sağlayacak düzenlemelerdir. Bunu bu şekilde değerlendirelim.

 

NARİN- Türkiye'de bir IMF hastalığı var. Önceki hükümetlerimiz de IMF vecibelerini yerine getirmeye çabaladı. Ancak pek bir ilerleme kaydedilemedi. Çünkü IMF vecibeleri, memleketin şartlarına uygun kuralları kabul etmekle gerçekleşir. Ama onları kabul eden yeryüzünde bir ülke yok. Ve bu, şu anda kayıtlı ekonominin üzerine daha fazla yük getirme mantığını beraberinde getiriyor. Bizim Türkiye'ye uygun bazı kuralları kendi kendimize geliştirmemizde fayda var diye düşünüyorum. Ondan sonra, tabii Türkiye'nin 28 senedir halledemediği nüfus kaydını elektronik ortamına taşımaktan söz ediyorsunuz.

Doğan insan belli, yaşayan insan belli, fakat kayıt yok. Yani bu, yapılmak isteniyor gibi gösterilip de yapılmaması istenen hâdiseler gibi geliyor bize. Bir de şunu anlayamıyoruz. 150 milyar dolarlık bir tekstil sektörünün küçük bir kısmı çalışmaya gayret ediyor. Ayrıca sektörün büyük bir kısmında kayıt dışılık varlığını sürdürüyor. Burada istihdam edilenlerin de ancak 5'te 1'i kayıtlı durumda. Sizin teşkilâtınız Türkiye'de ordudan sonra en büyük teşkilât, Maliyeden daha büyük teşkilâtınız var. Bu konunun üzerine daha fazla gidilebilir.

Bizim vergi yükümüzü azaltın, biz size 4 misli fazla para verebiliriz, 10 misli fazla verebiliriz, ama yeter ki şu yaptığınız güzel adımı biraz genişletin. Ayrıca doğalgazı ödeyemeyen arkadaş ayda yüzde 10 faiz veriyor, elektrik parasını ödeyemeyen ayda yüzde 10 faiz veriyor, telefonu ödeyemeyen ayda yüzde 10 faiz veriyor. Bu mürekkep faizle yılda yüzde l40'a geliyor. Enflasyonun düşürülmeye çalışıldığı bir dönemde bu ağır malı yükün geçerli bir mantığa getirilmesini istiyoruz.

 

Ekonomik kriz sürecinde reel sektörde istihdamın artırılmasına yönelik Sendikamızın görüş ve önerileri:
• İşsizliğin azaltılmasını ve nitelikli istihdamın artırılmasını hedef alan üçlü istihdam politikası geliştirilmelidir.
• İşletmeler üzerindeki sosyal yükler hafifletilmelidir.
• Reel sektörün vergi yükü azaltılmalıdır.
• Çalışma mevzuatımız "esneklik" ilkesine göre yeniden düzenlenerek çağdaş bir yapıya kavuşturulmalıdır.
• Hayat boyu eğitim süreçleri yaratılmalı ve işletme içi mesleki eğitim desteklenmelidir.
• 1475 sayılı İş Kanunu'nda yer alan para cezalarının artırılmasına yönelik kanun taslağı, sistemden kaçışı teşvik edecek ve girişimcinin istihdam yaratmasını engelleyerek, kayıtdışı sektörü arttıracaktır.
• Çağdaş İş Kanunu Yasa Tasarısı mutlaka gerçekleştirilmelidir.
• Yurtiçi haksız rekabet denetlenmeli ve kayıtdışı ekonomi önlenmelidir.

Tekstilisveren.org.tr     Üyelerimize Duyurular    İrtibat

© 2002 TÜTSİS      -      3tur.com Tasarım