Bu Sayı
Kapak
Editörden
Güncel
Necmettin Öztemir: Bu rehabilitasyon planının sahibi yok!
Bakan Okuyan ile "tekstil masasında" buluşma...
Söyleşi
Necmettin Öztemir: Tekstilde 40 milyar dolarlık ihracat hedefi hayal değil...
Endüstri İlişkileri
Dr. Nihat Yüksel: Çalışma yasaları, sosyal güvenlik sistemi ve toplu iş
sözleşmesi düzenimizden beklenti ve önerilerim...
Değerlendirme
Doç.Dr. Ali Rıza Büyükuslu: Avrupa Birliği'nde ücretlerle ilgili genel trend ve
bireysel firma uygulamaları...
|
Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası İkinci Başkanı Necmettin
Öztemir;Tekstilde 40 milyar dolarlık ihracat hedefi hayal değil

Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası İkinci
Başkanı Necmettin Öztemir, Türkiye'nin tekstil sektöründe 40 milyar dolarlık
ihracat rakamını yakalamasının hayal olmadığını söyledi. Sektörün şu an 10
milyar dolarlık ihracatı bulunduğunu hatırlatan Öztemir, "AB'nin bize karşı Uzak
Doğu memleketlerini rakip koyarak bilinçli olarak ihracatımızı frenlemesi
olayını da çözebilirsek, Türkiye tekstilde rahatlıkla 20 milyar dolarlık ihracat
yapar, bu kademe kademe 40 milyar dolara da gider" dedi.
Türkiye Tekstil Sanayii İşverenlerİ Sen-dikası İkinci Başkanı Necmettin Öztemir
ile tekstil sektöründe yaşanan gelişmeler üzerine konuştuk:
- 2002 yılını tekstil ve konfeksiyon sektörü açısından değerlendirerek
başlayalım sohbetimize. Beklentilerimiz neler? ÖZTEMİR: 2001'de en
fazla hırpalanan sektör tekstil oldu. Kriz içinde yaşadık ve bu krizden çıkmanın
ışıklarını yavaş yavaş görmeye başladık. Fakat 2002 için yeteri kadar bir ön
hazırlık yapıldığını ve planlanmış bir gelecek olduğunu göremiyoruz. Makro
ekonominin malum problemlerinden soyutlanması mümkün olmuyor bizim sektörümüzün.
En fazla istihdam ve ihracat sağlayan sektörümüze bazı des-tekler -destek derken
parasal destekten söz etmiyorum- verilmesi halinde bu sektör ciddi bir kalkınma
hamlesinin başlangıcı olabilir. Tekstil ve konfeksiyonda Türkiye'nin mevcut
kurulu kapasitesi Avrupa'nın mevcut kapasitesinin yüzde 80'ine bedel. Dünya
genelinde 300 nıilyar dolarlık saha olan tekstil içinde Türkiye'nin 10 milyar
dolar ihracat yapması tatminkar bir rakam değildir. Bu rakamın en aşağı ikiye ya
da üçe katlanması işten bile değildir. Yeter ki ihracata dönük bazı
sıkıntılarımız, formalitelerimiz giderilsin. Dövize baskı olmadığı sürece piyasa
şartları içinde dünya fiyatlarıyla rekabet ederek rahatça işlerimizi
götürebileceğimiz bir ortam yaratılmıştır. Uluslararası anlaşmalarda özellikle
ABD ile yapılacak olan ticaret anlaşmasının iyi sonuç vermesini, AB'nin bize
karşı Uzak Doğu memleketlerini rakip koyarak bilinçli olarak ihracatımızı
frenlemesi olayını da çözebilirsek, Türkiye rahatlıkla tekstilde 20 milyar
dolarlık ihracat yapar, bu kademe kademe 40 milyar dolara da gider. 40 milyar
doların hayal olduğu fikrine kapılmamak lazım. Çünkü 300 milyar dolarlık iş
hacmi içinde Türkiye'nin 40 milyar dolarlık payı özellikle de katma değeri
yüksek ürünler cinsinden yapması mümkündür. IMF'ye borçlarımızı ödeyip, bundan
sonra da bu kadar büyük borçlar yapmayarak, memleketimizi dış memleketlerin
yardımına mahkum etmemenin yolu açılmalıdır. - Ağırlıklı olarak
dış piyasa-dan söz ettik. Peki iç piyasada durum ne?
ÖZTEMİR: İç pazarı olmayan bir sanayi üretim merkezinin, dış kaynaklardan
beslenme şansı yoktur. İç pazar istikrarlı bir pazardır. Dış pazar dalgalı bir
pazardır. Onun için iç pazardaki talebi belli bir noktaya getirmenin yolu
öncelikle işsizliği çözme ile olur. İşsizliği çözebilmek için gerekli adımlarm
atılması ve reel sektörün rehabilitasyonu dediğimiz olayın artık gündeme
alınması, çabuklaştırılması gerekmektedir. Hepimizin bildiği gibi 2000 senesinin
Kasım ayı arkasından 2001 Şubat ayı, arkasından 11 Eylül derken üç önemli darbe
yedik. Bu üç darbenin sonunda bir çok endüstri kurumumuz öncelikle işletme
sermayelerini yitirdiler ve üretimlerini kısmak ya da tatil etmek zorunda
kaldılar. Bunun üstüne bir de icra takipleri gelince, aşağı yukarı 1 milyon
civarında tekstil işçisi işsiz kaldı. Buna mutlaka bir çözüm bulunması
gerektiğini yaklaşık 10 aydır biz sendika olarak dile getiriyoruz.
Sonuçta reel sektörün rehabilitasyonuna yönelik ana çerçeve sözleşmesi TOBB ile
hükümet tarafından imzalandı. 14 maddelik ana çerçeve sözleşmesi 2002 senesi
için hepimize ümit vaat eden düzenlemeler içeriyor. Bu düzenlemeler 2001 yılında
yapılmış olan makro düzenlemelerin üzerine ila-ve edildiğinde, daha iyimser bir
tablo çıkıyor. Yani 2001 senesinde bankacılık sektörünün üzerindeki iyileştirme
ve siyasi tasarruflardan arındırılabilmek için yapılan çalışmalar Türkiye için
önemli reformlardır. Bunların üstüne İhale Kanunu, Tütün Kanunu ve devletin
borçlanması ile ilgili düzenlemelerin yapılması ile zannediyorum ki bütçe
disiplini ve de borç ödeme dinamiği diye bahsedilen hadise de çözümlenmiş
olacak. Bunun üzerine reel sektörün artık hükümet tarafından öncelikle ele
alınma şansı artmış olacaktır. Bugüne kadar makro ekonomiyi ve devlet çatısını
ekonomik anlamda en iyi şekilde oluşturmak için gerekli çalışmalar yapıldı.
Bundan sonra sıra geç de olsa reel ekonomiye gelmiştir. 2001 yılında kaybedilen
zamam 2002 yılında telafi etmeliyiz.
- Çalışmaları süren ve borcu olan işletmelerin yeniden ekonomiye
kazandırılmasını hedefleyen, Avrupa'daki Londra Yaklaşımı'na benzer girişimler
konusunda neler düşünüyorsunuz?
ÖZTEMİR: Sektörde borcu olan rnüesseseleri değil de, aslında döner
sermaye yetersizliği dolayısı ile kapasitesini tam kullanamayan müesseseleri de
içine alan anlayışla bir kanun hazırlandığını gördük. Bu kanunun Meclis'ten
geçmesi yetmiyor. Bu kanunun yanına mali sektörümüzün çerçeve anlaşması
hazırlıklarını da bir an önce tamamlaması gerekiyor. Bunu maalesef çok
geciktirdiler. Biz beklerdik ki, mali sektör kendi arasında gönüllü anlaşma ile
tıpkı Avrupa'da Londra Yaklaşımı olarak adlandırılan global yaklaşıma benzer bir
yaklaşımı imzalayıp deklare etse idi, bugün en az 300-400 bin işçi işine dönme
şansını yakalardı. Ancak bu konuda şu ana kadar herhangi bir ilerleme yok. Biz
çerçeve anlaşmasının bir an önce imzalanmasını bekliyoruz.
- Tüm
sektörlerin en büyük baş ağrılarından birisi de kayıtdışı ekonomi.
ÖZTEMİR: Kayıtsız ekonomi konusunda siyasi irade bizim beklediğimiz
iradeyi göstermiyor. Biz kayıtsız ekonomiden çok şikayetçiyiz. Kayıtsız ekonomi
Türkiye'nin dününü de geleceğini de tahrip eden önemli bir orana ulaşmıştır.
ANAP Başkanı Mesut Yılmaz, kayıtdışı ekonomi oranını yüzde 50 olarak
anlatıyorsa, bu bana göre yüzde 70 demektir. Bir ülkede yüzde 70 kayıtsız
ekonomi var denildiğinde orada devlet sorgulanmalıdır. Kayıtsız ekonomiyle
çalışan işyerlerini kayda aldığınız zaman "acaba bu işyerleri yaşayabilir mi"
diye sual sorulması bile çok yanlış bir şey. Bir ülkede vatandaşlar arasında bu
kadar fark yaratmak, müesseseler arasında bu kadar haksız rekabet yaratmaya göz
yummak hiçbir parlamentonun hakkı değildir. Tüm işletmeler kayıt altına
alınmalıdır. - İş güvencesi yine gündemi oluşturan bir diğer konu.
Bu konuda neler söyleyeceksiniz?
ÖZTEMİR: Şu an Türkiye'de kayıtsız ve de inanılmayacak ucuzlukta
çalışmaya hazır Romen vatandaş saldırısı var. Bir yanda böyle kayıtsız işçi
saldırısı olacak, öte yanda işyerinde satış zorlukla rı ile finans zorlukları
ile cebelleşen işverenin karşısına işçi ile işvereni her gün münakaşa zeminine
çağıracak bir işgüvencesi oltası koyacaksınız. Bu mutlaka istikrarı ve
kalkınmayı gerçekleştirmiş memleketlerin bir kademede ihtiyacı olan bir
uygulamadır. Ben bunu inkar etmiyorum. Ama bu bir sene içinde rehabilitasyon
dediğimiz yeniden yapılanmayı sağlamamız ve işverenin önünü açmamız gerekirken,
ona devamlı yatırım gücü sağlamamız lazımken, bir de iş güvencesi tartışmaları
ile uğraşmanın zamansız olduğuna inanıyorum. Biz bu işe ne zaman gireriz? Ne
zaman kriz meselesini çözeriz, memleketimizde yeniden çalışma barışının her
türlü altyapısını oluştururuz, ondan sonra oturur işçi işveren olarak konuşuruz.
Zaten kriz nedeniyle kenetlenmiş vaziyetteyiz. Biz işçimize güveniyoruz,
sendikalarımıza güveniyoruz. Biz otururuz iş güvencesinin işyerinin güvencesi
haline dönüştürülebilecek şartlarını birlikte konuşuruz. İşyeri güvencesini
sağlamadıktan sonra ne işçinin güvencesi vardır ne işverenin. Yoksa konuyu
siyasi bir yatırım olarak ele alıp da "memlekette iş güvencesi lazım, işveren
işçiyi haksız yere işinden atıyor" edebiyatı yapmanm anlamı da yok, gereği de
yok. Bugün işine yarayan bir işçiyi, işi varsa bir işveren neden kapıya koysun
ki. Öncelikle kıdem tazminatı, sonra işsizlik sigortası, sonra esnek çalışma
dediğimiz olay var, öncelikle onları çözmemiz lazım. Finans meselelerini
çözmemiz lazım, dış pazar sorunlarını çözmemiz lazım ki bunların rahatlığı
içinde ben oturup, işçime iş güvencesi vereyim. - Ekonomik
krizlerden en büyük yarayı alan sanayicilerimizden birisi de sizsiniz.
Sektöründe en önde giden firmalardan biri olan Gümüşsuyu, üretimine ara vermek
zorunda kaldı. Neler oldu?
ÖZTEMİR: Dört fabrikam vardı. Şayet Türkiye'de, dünya genelinde uygulama
halindeki icra iflas hukuku olsa idi, yani Avrupalılar'ın Londra Yaklaşımı
dediği olay Türkiye'de olsaydı, bugün gecikmiş bile olsa Meclis'e sunulmakta
olan kanun o zaman olsaydı, bu tesisler bugün üretimde olurdu.
Çok acı bir şey. 50 senelik fabrikamı ve diğer fabrikalarımı şubat krizinde
kapatmak zorunda kaldım. 1500 çalışan malesef işinden oldu. Krizden evvel tam
kapasite ile çalışıyordum ve müşterilerimin o günün şartları ile 4 trilyon
liralık siparişleri vardı. Hayatımı sanayicilikle geçirmiş bir adamım. Başka
hiçbir mesleki faaliyeti olmayan, al-satçılıktan değil, üretmekten hoşlanan bir
adam olarak hiç kolay değil. Biz bu olayı kriz vesilesi ile yaşadık ama Allah
mernlekete zeval vermesin. Biz devletimizin her zaman emrindeyiz. Birikimimizle,
deneyimimizle kendimizi sanayi hayatında ispat etmeye hazırız. -
Gümüşsuyu'nun Türk sanayiindeki yeri neydi?
ÖZTEMİR: Gümüşsuyu 20 milyon dolar ihracat, 100 milyon dolarlık ciro
kapasiteli halka açık bir şirkettir. Şu anda tesislerimizin bakımını
yaptırıyorum. işçilerimin büyük kısmı bekliyorlar. Onlara sabırlı olmalarını
telkin ediyorum. Bundan sonra ne olacak derseniz, üretmek istiyorum. Gümüşsuyu
gibi işletmelerin bir gün bile tatil edilmesi hem devlet hem toplum için önemli
bir kayıptır. |