Bu Sayı
Kapak
Editörden
Güncel
Necmettin Öztemir: Bu rehabilitasyon planının sahibi yok!
Bakan Okuyan ile "tekstil masasında" buluşma...
Söyleşi
Necmettin Öztemir: Tekstilde 40 milyar dolarlık ihracat hedefi hayal değil...
Endüstri İlişkileri
Dr. Nihat Yüksel: Çalışma yasaları, sosyal güvenlik sistemi ve toplu iş
sözleşmesi düzenimizden beklenti ve önerilerim...
Değerlendirme
Doç.Dr. Ali Rıza Büyükuslu: Avrupa Birliği'nde ücretlerle ilgili genel trend ve
bireysel firma uygulamaları...
|
Dr. Nihat YÜKSEL : Sabancı Holding Çalışma İlişkileri Daire Başkanı
Çalışma yasaları, sosyal güvenlik sistemi ve toplu iş sözleşmesi düzenimizden
beklenti ve önerilerim

Üretim ve milli gelirde en büyük katkısı olan
işletmelerin, hukuksal kaynakları çeşidi, karmaşık ve bezdirici boyutlara
ulaşmış olan yükümlülükleri kayıtdışı kesimin giderek büyümesine, işsizliğin
artmasına, ekonominin rekabet gücü kaybına, devletin vergi gelirinin düşük
seviyelerde gerçekleşmesine vb. önemli sorunlara sebep olmaktadır.
Çalışma hayatı, sosyal güvenlik sistemimiz ve toplu iş sözleşmesi düzenimiz ile
ilgili öncelikli konular ve bunlara ilişkin önerilerim aşağıda belirtilmiştir.
1. Yeni bir İş Kanunu ihtiyacı
Modern toplumların çalışma hayatını ve yasalarını karakterize eden
özelliklerden biri haline gelmekte olan "esneklik", özellikle işsizlikle
rnücadele amacıyla, atipik/standart-dışı istihdam türlerini, değişken çalışma
süreleri uygulaması ve eskiyen yasaların günümüze taşıdığı katkılar giderilerek,
çalışma mevzuatımızda gerekli esnek düzenlemelerin yapılmasını zorunlu hale
getirmiştir.
Özellikle son ekonomik kriz, İş Kanunu'nun değişen şartlara uyumsuz, katı bir
düzenleme olduğunu, ülke yararına uygulanamadığını çok açık biçimde ortaya
koymuştur. Gerek kriz ortamında, gerekse ülkemizin bundan sonraki piyasa
koşullarında rekabet edebilmesinde, esnek bir çalışma yasasına ihtiyaç olduğu
görüşümü yinelemek istiyorum. Bu bağlamda "Çağdaş bir İş Kanunu" adı
altında işverenler, uygulama uzmanları ve akademisyenlerce hazırlanmış olan
taslağın, resmi kurumlara iletilmesinde gecikildiği bir gerçektir.
Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) yeni yönetiminin, önümüzdeki
çalışma döneminde öncellikli girişim ve çabalarını bu yönde göstermesi
gerektiğini bu vesileyle ve özellikle belirtmek istiyorum. 2.
Sosyal güvenlik sistemi
Sosyal Sigortalar Kanunu uygulamasında, sigortalının hak ve çıkarları açısından,
önemli eksiklik ve aksaklıklar vardır. İş-yerlerine de giderek taşınamayacak
mali yükler yükletilmesi bakımından önemli sıkıntılar yaşanmaktadır.
08.09.1999 tarihinde yürürlüğe giren ve Sosyal Güvenlik Reformu olarak
adlandırılan 4447 sayılı kanun gereği, SSK'nın prim gelirini artırmak amacıyla,
ortaya çıkan rakamlar ve sonuçları düşünülmeden yürürlüğe konulan madde
hükümleri, istihdam maliyetini artırarak, kayıtdışılığı teşvik eder
niteliktedir. Uygulamada sigorta primine esas kazançların alt sınırı asgari
ücretin çok üstünde belirlenip, işyerlerine ödemedikleli ücret için
işçi-işveren prim hisseleri toplamı tutarı ödettirilmektedir. Yasa hükmünde
değişiklik yapılarak, prime esas tutulacak günlük kazancın alt sınırının, İş
Kanunu'nun 33. maddesinde gösterilen sanayi kesiminde çalışan 16 yaşından büyük
işçiler için tespit edilen günlük asgari ücret tutarında olması, asgari ücreti
kesinlikle aşmaması sağlanmalıdır. Öte yandan sigorta primlerinin 01.04.2002
tarihinden itibaren 2001 sonu itibariyle gerçekleşecek enflasyon ve eksi olan
gayri safi yurtiçi hasıla ikilisi üzerinden hesaplanarak yüzde 60'ın üzerindeki
orandan artırılması, işyerlerini ciddi sıkıntılara sokacak, kayıtdışına kaçışı
daha da hızlandıracaktır.
Bu olumsuz koşulların düzeltilmesi yönünde, aynı şekilde yeni yönetimin büyük
çaba göstermesi gerektiğini, özellikle vurgulamak istiyorum. 3.
Vergi ve fon sistemi
Vergi sistemimiz istihdamı korumayı ve ilave istihdam yaratmayı desteklememekte,
mükellef sayısını artırmak suretiyle vergiyi tabana yaymak yerine, halihazırda
vergilendirilen kesimlerin yükünün artırılmasının tercih edildiği görülmektedir.
Vergi oranlarının yüksekliği kayıtdışı sektörün büyümesine, vergi vermekten
kaçmayarak kayıtlı çalışan ve çalıştıran mükelleflerin cezalandırılmasına neden
olmaktadır.
4. Toplu iş sözleşmesi düzeni
Toplu iş sözleşmesi düzenimiz 1963'lerde başladığı gibi ücret sendikacılığı
biçiminde devam etmektedir. İşveren sendikalarının, toplu iş sözleşmelerindeki
temel-genel hükümleri birbirinden farklılık göstermekte, verimlilik-ücret
ilişkisi, performansa dayalı çağdaş ücretlendirme yöntemleri ve esnek çalışma
modellerine ilişkin hiçbir hükme rastlanmamaktadır.
Toplu iş sözleşmelerinde yine seyyanen-maktu-oransal zam yapma yöntemi sürüp
gitmektedir. İnsan emeğinin maksimize edilmesinde ve şirketlerin rekabet gücünün
artırılmasında önemli katkısı olacak ücret-verimlilik ilişkisi, performansa
göre ücret ödenmesi yönünde de mevcut toplu İş sözleşmelerinde bir hüküm
bulunmamaktadır. Toplu iş sözleşmelerinde üretimi kısıtlayıcı, verim ve
kaliteyi düşürücü hükümlere yer verilmemeli, amaç, verimlilik ve kalitenin
artırılması olmalı, yatırımlar ve buna bağlı İstihdam artışı, çalışanların
eğitimi ve teknolojik gelişmelere uyumu teşvik edilmelidir. Ülkemizde toplu iş
sözleşmesi düzeni, esas ücret dışında sağlanan ve ücreti bir katlayan yan
ödemeler, ücretin etkinliğini ortadan kaldırmış olup gerek ücretin
tanımlanmasında, gerekse yapılanmasındaki karmaşa maalesef sürüp gitmektedir.
Batı normlarında olduğu gibi asıl ücret esas olmalı, üretim ve kaliteyi teşvik
edecek ilkelere bağlanmalıdır.
Bir yönüyle mevzuat konusu olmakla beraber, esnek çalışma, ücretsiz izin,
part-time çalışma, telafi çalışması vb. hususlarda toplu iş sözleşmelerinde
düzenlemeler yoktur. Bu tür yöntemlerin uygulaması ile işçi-işverenin daha az
kayıpla krizlerden çıkma imkanı varken, gerek mali gerek sosyal boyutu ile iki
taraf için de olumsuz uygulamalar yapılmakta, çok ağır faturalara
katlanılmaktadır. 5. İş Güvencesi Yasa Tasarısı
Birkaç kez gündeme getirilip son olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nca
yasalaşmasında ısrar edilen "İş Güvencesi Yasa Tasarısı" ile getirilen
yükümlülüklerin ekonomimize ve sosyal yaşamımıza yarar getirmekten çok ciddi
sıkıntılar yaratacak nitelikte olduğu defalarca belirtilmiştir. Bunun yerine
işyerinin güvenliğinin sağlanmasına özen gösterilmelidir. Bu gerçekleştiği
takdirde esasen işçinin de güvenliği sağlanmış olacaktır.
Diğer yandan iş güvencesi, kıdem tazminatı ve işsizlik sigortasının üçlü olarak
ele alınıp, AB'deki örneklerine uyarlanması bir çözüm yolu olabilir.
İşyerlerinin kıdem tazminatı ve işsizlik sigortası yükümlülüklerinin mevcut hali
ile devamına iş güvencesinin sorumluluk ve yükümlülüklerinin eklenmesi, ikileşim
yaratacaktır. AB ülkelerinde böyle bir model bulunmamaktadır. İş güvencesi yasa
tasarılarının her akla geldikçe ortaya konmasının iş hayatında yarattığı
kaygılar sebebiyle artık bu konunun gündemden kaldırılması gerekmektedir.
6. Milli ücret politikası
Ücretli kesimler arasındaki uçuruma varan gelir farklılıkları ve kamu kesimi
ücret ve maaşlarının tespitinde yapılan hatalar sosyal barışı tehdit etmektedir.
Artık konfederal düzeyde temel-çerçeve toplu iş sözleşmelerinin gündeme
getirilmesi zamanı gelmiştir. Bir zamanlar devletin toplumsal uzlaşma gibi makro
bir modeli uygulamaya koyduğu bilinmektedir.
Ücretin yapısının, makro ekonomik politikalarla verimliliği destekleyici yönde
değiştitilmesi ve ücret artışlarının, yüksek oranda seyreden işsizliği de
dikkate alan, adil, bilimsel yöntemlerle tespit edilmesi gerekmektedir.
Kuşkusuz, oluşturulacak milli ücret politikası; çalışma ilişkilerinde istikrar
ve uyumun sağlanması, uyuşmazlıkların azaltılması, toplumun ekonomik ve sosyal
performansının geliştirilmesi yönünde atılmış bir adım olacaktır.
7. Ekonomik ve Sosyal Konsey
Nisan 2001 tarihinde çıkarılan kanunla toplumsal uzlaşmanın kurumsallaştığı
Ekonomik ve Sosyal Konsey, yıl sonuna kadar hiçbir etkinlikte bulunmamıştır.
2002 yılında konseyin yapacağı çalışmalardan öncelikli beklentilerimiz; ekonomik
krizin aşılmasına katkıda bulunulması, ülkemizin yaşadığı ekonomik ve sosyal
sorunlara ışık tutulması ve AB yasaları ile uyum sağlayacak tavsiye kararlarının
oluşturulması şeklindedir. Sonuç
Yaşanan ekonomik krizle birlikte çok ciddi boyutlara ulaşan işsizlik sorununa;
işletmelerin istihdama ilişkin vergi, fon vb. yükümlülüklerinin azaltılması,
üretimin vergi yükünün tüm ekonomi bazında indirilerek tabana yayılması, böylece
sanayiin iç ve dış piyasalardaki rekabet gücünün artırılması yoluyla çare
bulunmalıdır.
2002 yılında; hükümet, işçi Sendikaları Konfederasyonları ve sendikaları ve
üniversiteler ile daha etkin bir diyalog süreci başlatılarak ulusal ve
uluslararası ekonomik ve sosyal gelişmeler konusunda bilgi paylaşımının
sağlanması, genel ekonomik yapıda, sektörde ve işyerlerinde yaşanan sorunlar
konusunda sürekli bilgi alışverişinde bulunulması yerinde olacaktır.
Yukarıda belirttiğim hususların yasal düzenlemeler yoluyla halline kadar,
TİSK'in organizasyonunda, gerekli çalışmaların yapılması ve önümüzdeki süreçte
öncelikle hayata geçirilmesi zorunluluğunun altını çizmek istiyorum.
Tespit edilen yeni asgari ücret hakkında
Asgari ücret 1 Ocak 2002 tarihinden geçerli olarak 16 yaşından büyükler için
222.000.750 TL/ay olarak tespit edilmiştir. Belirtilen bu miktara, mevcut asgari
ücret yüzde 32 oranında artırılarak varılmıştır.
1 Temmuz 2002 tarihinde yılın 2'nci 6 ay için asgari ücret yeniden
belirlenecektir. Gerçek değerlendirme toplam kümülatif artış miktanna göre
yapılmalıdır. Hükümetin 2002 yılı İçin TÜFE hedefi yüzde 35 olup,
2001 yılının 2'nci yarısı 6 ay, TÜFE yüzde 27.7 dolayındadır.
Bu veriler göz önünde tutulduğunda işveren kesimi olarak belirlenen yeni asgari
ücrete, ekonomik kriz şartlarında çalışanların ve işletmelerin içinde bulunduğu
durumu; hükümetin istikrar tedbirlerini ve enflasyon hedefini; işgücü
piyasasında artan işsizlik tehdidini dikkate aldık ve çalışma barışının devamı
anlayışı içinde olumlu oy kullanmış bulunuyoruz.
Asgari ücret tespit modeli, çalışanların geçim şartları ile ekonomik durum
dengesini öngören Anayasa ve yönetmelik hükmü paralelinde; istihdamı teşvik
edecek, işsizliği artırmayacak ve kayıtdışı ekonomiyi caydıracak biçimde olması
gerekmektedir.
Asgari ücret sisteminde uygulanan 16 yaş kriteri, mevcut yasal düzenlemelerle
uyumlu değildir. Söz konusu yaş ayrımı genç yaş gruplarında işsizliğin ve
kayıtdışı İstihdamın artmasına neden olmaktadır. AB ülkelerindeki uygulamalar da
dikkate alınarak, asgari ücretteki yaş ayrımının 20 yaşın üzerinde belirlenmesi
isteğimiz haklılık kazanacaktır.
Toplu iş sözleşmeleri gereğince çalışanlara
yapılan yan ödemeler ücreti ikiye katlamakta, buna karşılık mevcut asgari ücret
sisteminde bu ödemeler dikkate alınmamaktadır. Bu durum, toplu iş sözleşmesi
uygulayan işyerleri aleyhine haksız rekabete sebep olmaktadır.
Öte yandan, devlet memurlarının maaş dışındaki tüm yan ödemeleri asgari ücrette
hesaba katılmaktadır.
Beliıtilen bu gerçekler ışığında, asgari ücretin toplu iş sözleşmesi yapan ve
yapmayan işyerleri için farklılaştırılmaması adil değil, çifte standarttır. Bu
vesileyle bazı temennilerimizi de belirtmek istiyorum. 1. Asgari
ücret üzerindeki vergi yükü azaltılmalıdır.
3824 sayılı kanunla yapılan düzenleme ile Bakanlar Kurulu'na verilen yetkinin
kullanılması ve özel gider indirim tutarının asgari ücretin yarısı düzeyine
yükseltilmesi konusunda aldığımız ortak temenni kararının hükümetçe hayata
geçirilmesinde ısrarlıyız.
2. Asgari ücret üzerindeki SSK prim yükü azaltılmalıdır.
a. SSK primine esas kazancın alt sınırı önümüzdeki süreçte de asgari ücreti
aşmamalıdır.
b. SSK primine esas kazancın alt ve üst sınırları tespit edilirken aşırı
oranlarda artış yapılmamalı, makul düzeylerde tutulmalıdır.
Bu konuda da aynı şekilde temennimizin ivedilikle ele alınması konusunda işçi
kesimi ile mutabık kalmış bulunuyoruz. 3- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı
Sayın Yaşar Okuyan'ın da beyan ettikleri gibi, yürürlükteki bazı yasalarda
öngörülen çeşitli idari para cezalarının asgari ücretle bağlantısı kesilmelidir.
Çalışma hayatı alanmdaki idari para cezaları, kanun düzenleme tekniği ile uyumlu
hale getirilerek, maktu miktarlarda belirlenmelidir.
Yeni Asgari Ücretin uygulamasının, ülkemiz iş hayatında önemli sorunlar
yaratmamasını ve hayırlı olmasını temenni ederim. |