[ , ]    Sayı:264  ARALIK 2001

TÜTSİS     Künye     Geçmiş Sayılar

Bu Sayı

Kapak

Editörden


 Güncel

  Necmettin Öztemir: Bu rehabilitasyon planının sahibi yok!

  Bakan Okuyan ile "tekstil masasında" buluşma...


 Söyleşi

  Necmettin Öztemir: Tekstilde 40 milyar dolarlık ihracat hedefi hayal değil...


 Endüstri İlişkileri

  Dr. Nihat Yüksel: Çalışma yasaları, sosyal güvenlik sistemi ve toplu iş sözleşmesi düzenimizden beklenti ve önerilerim...


 Değerlendirme

  Doç.Dr. Ali Rıza Büyükuslu: Avrupa Birliği'nde ücretlerle ilgili genel trend ve bireysel firma uygulamaları...

Doç. Dr. Ali Rıza BÜYÜKUSLU (KiPLAS Genel Sekreteri)

Avrupa Birliği'nde ücretlerle ilgili genel trend ve bireysel
firma uygulamaları

2000 yılının istatistiklikleri, AB'deki ücretlerle ilgili trendi belirleyen en önemli etkenin, ekonomik büyüme, enflasyon, işsizlik ve belirli yetenek düzeyindeki işgücünün eksikliği olduğunu göstermektedir. Bu çerçevedeki en önemli konseptin ücret/ödeme modernizasyonu olarak karşımıza çıktığını görüyoruz. AB ülkeleri içinde Avrupa Birliği Ekonomik ve Para Birliği (EMU)'ya imza atmış ülkelerde ise en önemli kriterin enflasyon oranlarını %3 ve altında tutmak olduğu için ücret artışlarının %3'ü aşmaması yönünde devlet politikalarının ve programlarının bir kriter teşkil ettiğini görmekteyiz. Bu itibarla, AB' deki ortalama ücretlerin 1999 yılında %2.9 ve 2000 yılında ise %3 oranında artış gösterdiği gözlemlenmektedir. Ancak ücret artışları ülkeler arasında yukarıda sözü edilen kriterlerden dolayı farklılıklar da arz etmektedir. Örneğin: Almanya' da 1999 yılında ücret artışları %3 düzeyinde iken 2000 yılında %2.4'tür. Yine Portekiz'de ücret artışları 1999 yılında %3.7 iken 2000 yılında bu rakam %3.5'e indirilmiştir.

Aksi örneklerini vermek mümkündür.

Örn. İspanya'da ücret artışları 1999 yılında %2.7 iken 2000 yılında ülkede yaşanan enflasyonist ortamdan dolayı %3'e çıkmıştır. İrlanda'da 1999 yılında %3.5 iken ücretler, 2000 yılında %5.5'e çıkmıştır. Bu nedenle de, İrlanda Ulusal Sosyal Sözleşmesi'nin hükümet, işveren ve işçi sendikaları arasında yeniden gözden geçirilmesi gündeme gelmiştir.

Genel anlamda değerlendirirsek; AB ülkelerinin genelinde geleneksel olarak güçlü olan toplu pazarlık sistemi zaman zaman ücretlerin dondurulması ya da ekonomik gerekçelerle ücret artışlannın yapılmaması yönünde uygulamaların olduğu görülmüştür.

Ancak tüm bu uygulamalar sosyal partnerlerin karşılıklı konsensüsünün eseridir. Geçmişte, istihdamın korunması ve Keynesyen ekonomik programların uygulanması karşılığında ücretlerinin dondurulmasına ya da hiç zam yapılmamasına rıza gösteren işçiler bugünde yoğun işsizIik tehlikesi ve AB' deki düşük ekonomik büyüme realitesi karşısında işlerini koruma yani kendilerine iş garantisi verilmesi ya da çalışma saatlerinde indirim gibi nedenler ve hatta Almanya örneğinde olduğu gibi ABD'ye karşı rekabet savaşında ulusal performansın artırılmasına katkı sağlayacak çalışan desteğini esirgememek için enflasyonun altında ücretlere imza atmışlar ve hatta ücretlerinin sınırlanmasına ve ödemelerin modernizasyonuna (pay modernization) sıcak bakmışlardır.

 

Ancak yukarıda ifade ettiğimiz gibi bu uzlaşmalar genelde birşeyin karşılığında olmuştur. Ya işini korurnuş, ya da Fransa'da olduğu gibi çalışma saatlerinde 35 saat kazanımı elde etmişlerdir.

Ulusların ücret indirimi ve dondurulması konusunda AB'de ulusal mevzuatlarında standart uygulamalar olmadığı gibi İngiltere'de olduğu gibi bu konudaki uygulamaların bir çoğunda yerel mahkeme kararları ve yargıtay içtihat kararları öne çıkmaktadır. Bu itibarla Avrupa'da yapılan uygulamaların çoğunda temel felsefenin örgütlü ise örgütlü olduğu sendikanın rızası, örgütsüz ise bireyin yazılı ve gönüllü koşulları kabullenmesiyle gerçekleşmektedir. Aksi takdirde tarafların rızası alınmadan yapılan her uygulamanın hukuki ve maddi cezası söz konusudur.


Tüm bu açıklama, genel tabloyu sunmakta, istisnai uygulamaların ise geniş anlamda kabul görmediğinden AB'deki tüm akademisyenler tarafından itibar edilen örnekler olarak kabul edilmemekte ve araştırdığımız tüm akademik dokümanlarda istisnalara olumlu bakılmamaktadır.
Son olarak, ücret indirimlerinin AB' de çok yaygın bir uygulama olmadığı, yabancı ya da yerli basından izlediğimiz bazı spesifik beyaz yakalı çalışanlara yönelik uygulamalarıın halihazırda, marjinal bir konu olarak gündemde olduğu ve detaylarını hiçbir zaman hiçbir yabancı firmanın açıklamayacağı bir takım özel sözleşmeler sonucunda oluştuğunu da burada vurgulamak isteriz.

 

Ancak, yaptığımız araştırmada ücret indiriminin gerçekleştiği toplu pazarlık düzenine tabi birkaç firma uygulamasından bahsetmek istiyoruz. örneğin; Avusturya Philips Lebring firması TVT üretimini yaptığı firmasını kapatacağını kamuoyuna bildirdikten sonra yönetim Avusturya'da yaygın olarak bulunan ve kurumsallaşmış olan işyeri Konseyleri'ne başvurarak %15 düzeyinde çalışanlar tarafından gönüllü olarak kabul edilen bir indirimin gerçekleşmesini sağlamışlardır. Bunun karşılığında firmanın varlığının bir süre daha devamı sağlanmıştır.

 

 Diğer bir örneğimiz Volkswagen firmasıdır. 1999 yılında çalışanlarıyla yaptığı anlaşmada çalışma saatlerinde %20 indirim yapılması karşılığında ücretlerinde %16'lık bir indirime razı olmuşlardır. Başka bir örnek Opel'in (General Motors) Almanya'daki firmasında bilindiği üzere Almanya' da işkolu düzeyinde sözleşme yapıldığı için o dönemde metal işkolundaki ücret artışı %2.5 iken Almanya'daki Opel işçileri firmanm ödeme güçlüğü içinde olduğu gerçeğiyle ikna edilerek %1.25'luk artışa imza atmışlardır. Yani sektördeki ücret artış düzeyinin yarısını kabul etmişlerdir.

 

Yukandaki örneklerde de görüldüğü gibi;
1-AB'de ücret dondurma ya da tutarlı ücret artışları yapmak veya ücreti ekonomik büyüme ve enflasyon kriterlerinin altında tutma, özellikle kriz dönemlerinde gözlemlenen ve çoğunlukla sosyal tarafların konsensüsüyle gerçekleşen bir uygulamadır.

2-Ancak Avrupa'da re'sen ve toplu olarak ya da bireysel olarak çalışanın rızasının alınmadan yapılan genel veya spesifik bir uygulama örneği bizim kendi araştırmalarımızda rastladığımız bir olgu değildir.
3-Son günlerde yabancı basında çokuluslu şirketlerde çalışan üst düzey yöneticilerin ücretlerinde indirim yapıldığı haberleri yaygınlaşmakla birlikte, bu üst düzey yöneticiler ile yapılan iş akitleri genelde detaylarıyla kamuoyuyla paylaşılmadığı için genelde çokuluslu şirketlerde çalışan bu üst düzey yöneticilerin ücret indirimi karşılığında ne aldıkları hakkında bilgiye henüz sahip değiliz. Dolayısıyla, kamuoyunda çıkan haberlerden yola çıkarak beyaz yakalılara yapılabilecek herhangi bir uygulamanın firmaya yapacağı hukuki, maddi ve manevi yansımasını ölçmek elimizde benchmarking yapabileceğimiz çok da fazla örneğin olmamasından dolayı benzer uygulamaların Türkiye'de hayata geçirilmesi girişimleri tarafımızca şimdilik sakıncalı bulunmaktadır. örneğin, geçenlerde Türk kamuoyunda ünlü bir grubumuzun üst düzey yöneticilerine ikramiyelerini ya da primlerini almadıkları ve firmaya bağışladıkları yönünde haberler çıkmasına rağmen böyle bir olayın gerçekleşmediği aynı grubun orta kademe yöneticileri tarafından bizlere ifade edilmiştir.
4-Bireysel firma örneklerine dahi baktığımızda, ücretlerde yapılan indirimin ya çalışma saatlerinin azaltılması ya da iş güvencesinin çalışana sağlanmasıyla gerçekleştiğini görüyoruz.

5-Daha öncede ifade ettiğimiz gibi ücret indirimine yönelik yaptığımız araştırmada ücret indirimlerinin çok yaygın bir uygulama olmadığı gibi bunu yapan uluslarda mevzuatın olaya nasıl yaklaştığına yönelik standart bir yaklaşımın olmadığı ülkeden ülkeye farklılıklar gösterdiği ve daha çok yerel ve bölgesel mahkemelerin ve yargıtay kararlarının vicdanına bırakıldığı görülmektedir.

Hiç kuşkusuz ki; uluslararası hukukta yapılan akiti taraflardan biri bozması halinde, bozan tarafın diğer tarafa karşı yasal sorumlulukları devam etmekte olup, sonuçlarından doğacak bedeli de karşılaması gerektiği varsayılmaktadır. Bu itibarla, ücret ve çalışma koşullarında yapılacak değişikliklerde çalışanların gönüllü yaklaşımı sağlanmadığı takdirde her ülkenin ulusal mevzuatındaki yaptırımlarla karşı karşıya kalmak durumu ortaya çıkacaktır. Ancak yine de, Avrupa'daki uygulamaların temelinde konuların sosyal diyalog ile çözüldüğü ve bireysel ve toplu uzlaşmanın aslolan olduğu bilinmelidir.

6-AB için yapılan tüm bu genel değerlendirmenin Türkiye açısından yorumlanmasında dikkatli olunması gerekmektedir. AB'nin herhangi bir üyesi ile mukayese edilemeyecek ciddi bir ekonomik kriz içinde olan ülkemizde, konu, AB kriterleri, ekonomik durgunluk, büyüme, rekabet ve işsizlik konseptlerinin ötesinde bir yaklaşımı gerektirmektedir. Başka bir ifadeyle, Türk sosyal partnerleri, AB üyesi ülkelerin ekonomik performanslarını geliştirmek için yaptıkları işbirliği ve konsensüs girişimlerini yakından takip etmeli, ancak Türkiye'de yapılacak işbirliklerinin çok daha derin yaklaşımları ve toplumsal mutabakatları kapsaması yönünde stratejik tercihlerini yapmalıdırlar.

 

Bu itibarla, Türkiye'de ücretler ile ilgili genel trend ve toplu ve bireysel ücret pazarlıkları AB'nden daha fazla ilgiyi ve önemi hak etmektedir. Aksi takdirde kapanan işletmelerin ve işsizliğin doğurduğu sonuçlar, bırakın "rekabet edilebilirliği", reel sektörün mevcut gelişmişlik düzeyini bile geriye götürecek niteliktedir.

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR:
1)European Employment Observatory, 2001, Review: Spring 2001, European Commission,
2)Financial Times, 2001, Tuesday December 18.

Tekstilisveren.org.tr     Üyelerimize Duyurular    İrtibat

© 2002 TÜTSİS      -      3tur.com Tasarım