|
|
|
|
[ , ] |
|
![]()
GÜNCEL :
Halit Narin: Politikada bugün doğru
adım atan, yarının kahramanı olur
SEMPOZYUM
:
Pakistan'a
tanınan haklar sektörü çileden çıkardı
Tekstil sektöründen AB'ye sert tepki
SEKTÖR :
İŞVERENİN GÜNLÜĞÜ :
M. Yaşar
Denizer: Baba tavsiyesiyle tekstile girdi, iplik piyasasının duayeni oldu...
LİNKLER:
![]()
Uzakdoğu krizi, Rusya krizi bizi bu kadar etkilememişti. 1999 Ağustos depreminin hasarları da kolay atlatılabilecekti. O yılki 6.1 küçülme eko-nomiyi silkelemişti ama, 1999 yılı sonunda uygulamaya konulan ekonomik istikrar politikasına (döviz kurlarında gerekli ayarlamanın yapılmadan başlanmasına rağmen) medya, iş alemi ve tüm ülke insanları sahip çıkmıştı. Hatta 2000 yılı ortalarında, programın aksayacağının belli olmasına rağmen, gerekli düzenlemeler yapılamadı. Cari açık gittikçe büyüyordu, TL aşırı değerleniyordu, reel faizler eksilere gidiyordu ama hiçbir önlem alınmadı.
Ekonomik programın başarılı olabilmesi için siyasi istikrarın devam etmesi
şarttı, yani üçlü koalisyon bozulmayacaktı. Program devam etsin, kur çıtası
bozulmasın, faizleri aşağıya çekelim, hedeflenen enflasyona ulaşalım.
Özelleştirme yavaş yavaş olur, özellikle Telekom özelleştirmesi geciktiriliyordu, Hazine arazileri satılacak vs. devlet azami tasarrufu yapacaktı, bunlarm hiçbiri olmadı. Kasım 2000'de ilk kriz yaşandı, bundan da hiç ders alınmadı. Hükümete olan güven sarsıldı ama siyasi istikrarın devamı için, ne kabinede değişiklik yapıldı, ne de hükümet istifa etti. Bu arada hortumlamalar yolsuzluklar had safhaya geldi, birkaç bankaya el konuldu, bankalara kaynak aktarıldı ama, ölüyoruz, batıyoruz, bu faizlerin altından kalkamıyoruz diyen reel sektörün sesini kimse anlamadı.
2000 yılı sonlarında döviz çapasının haziran sonuna kadar devam edeceği, hatta ilk 6 ay sonunda kurların ne olacağı temmuzdan itibaren dövizin belli aralıklarla dalgalanmaya bırakılacağı ilan edildi. Enflasyon hedefleri belirlendi. Bizler de devletimize ve siyasi istikrarı devam ettirerek programa sahip çıkacak hükümetimize güvendik ve kendi programlanmızı buna göre ayarladık. Gel gör ki 17 Şubat'ta hükümet bizi yarı yolda bıraktı. Haziran ayı sonunu bile bekleyemedi. "Ben programımı bozuyorum, rotamı değiştiriyorum, sizler ne haliniz varsa görün, başınızın çaresine bakın" dedi. Reel sektör 17 Şubat'ta 10 kuvvetinde ekonomik bir deprem ile yıkılarak enkaz altında kaldı.
Döviz borçlarımız bir gecede yüzde 50, altı ayda yüzde 100 arttı. Vadeli
çeklerle çalışan sektörümüzün portföyündeki çeklerin değeri yarıya indi.
Borcumuz iki misli artıyor, elinizdeki varlık yüzde 50 azalıyor. Zaten kaynak
sıkıntısı çeken işletmeler, darboğaza girerek işletme sermayesi
yetersizliğinden çalışamaz hale geldi. Maliyet yapılamadı, hizmet verilemedi,
önümüzü göremez olduk. Bu durum hâlâ devam edegelmekte. İşletmelerimiz
kapandı, üretim durdu.
Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine gö-re, yılın ikinci çeyreği Cumhuriyet
tarihi-mizin en felaket dönemi olmuştur. Bu durgunluk aynen devam etmektedir,
üçüncü çeyreğinde ikinci çeyrekten farkı olmayacaktır. İlk 6 aylık küçülme
-8.5 olmuştur. Bu rakamlar 1994 kriz yılında -6.1, 1999 deprem yılında yine
-6.1 olmuştur. 1997 yılında büyüme 8.3 gerçekleşmişti. Biz ondan sonraki
yıllan 1997 yılma göre mukayese edersek ne kadar küçülmekte olduğumuzu daha
iyi anlarız. 1997 yılını henüz yakalayamadık.
Tekstil terbiye sektörü son yıllarda yapılan yatırımlarla dünyaya kendisini
kabul ettirmiş-tir. AB ülkeleri tekstil terbiyecileri tesislerimizi gördükçe
hayranlıklarını ifade etmekte ve biraz da rekabet endişesi ile ürkmektedirler.
Sektörde durum
Avrupa Birliği ülkelerinin kurmuş oldukları Tekstil Terbiyecileri Birliği'ne
(CRIET) derneğimiz de 4 yıl önce üye olmuş ve dernek başkanımız CRIET Yönetim
Kurulu üyeliğine seçilmiştir. Daha da güzeli 2001 yılı genel kurul
toplantısını 1-3 Haziran tarihlerinde İstanbul'da yaparak mevcut
tesislerimizle birlikte ülkemizin bütün güzelliklerini gösterme şansına sahip
olduk. Toplantı sonrası ülkelerine dönerlerken memnuniyetlerini ve
teşekkürlerini hayranlıkla ifade etmişlerdir.
Sektörümüzde son beş yılda modernizasyon yaptırımları ile beraber yeni ve
büyük kapasiteli yatırımlar yapılmıştır. Avrupa Birliği heyecanı ile yapılan
bu yatınmlar kapasite fazlası oluşturmuştur. Üst üste gelen son yılların
krizleri sektörde büyük hasara neden olmuştur. Kapasite kullanım oranları bir
hayli düşmüş, son kriz ikinci darbeyi vurmuş ve bugün KKO'ları yüzde 50'ye
inmiştir. Borçlarını ödeyememekten, hammadde temin edememekten ve de talep
yetersizliğinden birçok işyeri kapanmış, vardiya düşmüş, haftada 3-4 gün
ça-lışmaya başlamış ve işçilerini çıkarmak durumunda kalmıştır. Yukarıda
söylediğimiz nedenlerden işletme sermayesi sıkıntısı da had safhaya
ulaş-mıştır.
Sektörümüz ara malı olan boyar maddeleri yurtdışından ithal etmektedir.
Firmalanmızın Avrupa'daki boya imalatçıları ile yıllardır devam edegelen iyi
ilişkileri mevcuttur.
Ülkemizin ekonomik şartları ne olursa olsun mal mukabili olarak ithalatımızı
yapabiliyoruz. Kredili olarak yapılan ithalattan alınan yüzde 6 KKDF devamlı
ısrarlarımız karşısında yüzde 3'e indi, sonra yine yüzde 6'ya çıktı. Geçen yıl
kasım krizinde yine ısrarlı taleplerimizle yüzde 3'e indi. Biz her zaman
diyoruz ki, bu fon ara malı ithalatında alınmasın tüketim mallarından alınsın,
yüzde 10 alınsın. Bunun mutiak surette sıfırlanması gerekmektedir.
Özellikle işletme sermayelerimizin sıfırlandığı bu dönemde yıllık 2-3 milyar
dolarlık kredili ithalat yapılmakta, hiç faiz ödememekte. Diğer yandan IMF'den
1 milyar dolar gelecek diye zilleri takıp oynuyoruz. Hem de faiz ödeyeceğimiz
ve üretime katkısı olmayacak ve Merkez Bankası rezervlerinde kalacak. Diğer
taraftan bu yüz-de 3 KKDF miktarı ile mukayese edilemeyecek şekilde bazı
vergilerden çok kolay vazgeçebiliyoruz. Örneğin elektriğin dağıtım
sözleşmeleri ile ilgili olarak alınacak KDV yüzde 18'den yüzde 1'e indirildi
ve 500 milyon do-lardan vazgeçildi, bunun gibi niceleri.
Haksız rekabete sebep olan yüzde 3 KKDF en kısa sürede hemen kaldı-rılmalıdır.
Sektörümüz ihraç edilen tekstil ve dış giysilerde yüzde 30 katma değer
yaratmaktadır. Ihracatçılara verilen teşviklerin hiçbiri bu sektöre
verilmemektedir. EXİMBANK kredileri mutlak surette bu sektöre de
kul-landırılmalıdır. Ankara'da yapılan üst düzey toplantılarında her zaman
gün-deme getirilmesine karşın, bugüne kadar hiç dikkate alınmadı. Tekrar
tekrar anlatmaya devam edeceğiz ve ısrarlı olacağız. Bundan böyle haklı
olduğumuz bu konuda tekstil ve konfeksiyon sanayicilerini de yanımızda görmek
istiyoruz.
Bazı işyerlerimiz tamamen kapalı, bazıları bankaların elinde, boş duran
kapasiteler var. Bunları Türki devlet-lerine ihraç ederek, bu tesislerin
oralarda çalışabilir hale getirilmesi için teşvik verilmesini düşünüyoruz.
Böylece atıl duran makine parkları hurda yığını olarak ekonominin dışında
kalmaktan kurtulur. Böyle firmalardan alacaklı olan bankalar ve kamu
kuruluşları alacaklarını tahsil etme şansma sahip olur.
Tekstil terbiyesi için yeni yatırım düşünülmemelidir. Yeni komple yatırım
teşvikleri asla verilmemelidir. Bu konuda Teşvik Uygulama Başkanlığı'nın çok
hassas davranmasını bekliyoruz. Aksi halde dövizlerimiz heba olacak ve atıl
kapasite yaratılacaktır. Eğer 1995-1997 yılında AB gümrük birliği rüzgârı ile
sektöre verilen teşvikler kontrollü ve dikkatli verilseydi, bugün kapanan
fabrikalar, yüzde 50 kapasite ile çalışma ortamı ve de dövizler boşa
harcanmazdı.
İç talep hareketlendirilmeli
İç talebi harekete geçirmeden reel sektörün çarklarının dönmesi kolay
gözükmüyor. İç talebi canlandırmak için mutlaka birşeyler yapmak gerekiyor. Bu
konuda ekonomistler arasında da ayrı görüşte olanlar var. Ama iç talep
canlandırılmadan ekonominin hareketleneceğine biz de katılmıyoruz. 40 yıllık
bir sanayici olarak tartış-maya açık bir şekilde şöyle teşvik edilebilir.
"Son 6 ayda işten çıkarılan işçilerin tekrar işe alınmaları, bunların ilk üç
aylıklarının oluşturulacak bir fondan ödenmesi, KDV, spotaj, SKK primlerinin 6
ay alınmaması vs, işverenlerin kefaleti ile faizsiz tüketici kredisi verilmesi
için belli bir fon ayrılması", bunun gibi daha birçok şey yapılabilir. Ama her
şeyden önce iç talebi harekete geçirmek şart. Bugün harcanan para, işten
çıkarılanlarda ödenen ihbar ve kıdem tazminatlarının bir kısmı, peki bunlar
bitince ne olacak.
Ayrıca bazı basın organlarında iç talebin canlandırılması için lehte ve
aleyhte görüşler açıklanıyor, iç tale-bin birazcık harekete geçirilmesi ile
işlerin açılacağma inanıyoruz. Son günlerde TL'ye tekrar itibar kazandırmak
için başlatılan kampanya ne kadar başarıh olacak. 6 ay öncesi unutulmadı, Türk
Lirası'na güve-nenler yarı yolda kaldı, batan ban-kalardan bir tanesi bu
nedenle bat-madı mı?
Bugün hükümete güven kalmadı, sivil toplum örgütlerinin bütün istek-leri
gözardı ediliyor. Hükümet değişikliği olmadan TL'ye güven çok zor görünüyor,
vitrin değişikliği şart.
Sayın Başbakan'ımızm en son beyanatmdaki gibi yeni yatırımlarla ekonomi
canlanamaz. Ama mevcut yatırımlarm kapasite kullanım oran-larmı artırsak, boş
duran kapasiteleri harekete geçirebilsek ekonomi canlanabilir. Önce 1997
yılını yakalayalım, ondan sonra yeni yatırımları düşünelim.
Reel sektörü harekete geçirmek için, sektörler toplantılarında ortaya konulan
görüşleri değerlendirip, ortak paydaları tespit etmemiz lazım. Toplantılarda
sadece dinleyip not alarak neticeye varamayız. Hastalığı tedavi için uygulanan
yöntem hastayı ölüme doğru götürüyor, çok dikkatli olmamız lazım.