[ , ]

Ana Sayfa / Editör'den

 

GÜNCEL :

Halit Narin: Bankalar bankacılık yapmaya itilmeli

Metin Emiroğlu: Reel sektörün içinden gelen ses

Nesrin Nas: Krizden hedef büyüterek çıkmalıyız

 

GÖRÜŞ :

TİM Başkanı Oğuz Satıcı: İhracatta artış daha fazla üretimle olur

 

PROTOKOL :

Hedef: Türkiye-ABD Serbest Ticaret Anlaşması

 

ARAŞTIRMA :

Türk tekstil sektörünün fırsat ve riskleri

 

SERGİ :

Bilim-sanat-tasarım buluşması

 

FİRMA :

AKIN Tekstil


LİNKLER:

tekstilisveren.org.tr

üyelerimize duyurular

 

Doç. Dr. Turan ATILGAN
Ege Üniversitesi Tekstil Müh. Böl. Tekstil İşletmeciliği Bilim Dalı

 

Günümüzün gittikçe şiddetlenen ve kompleksleşen rekabet ortamında ülkeleri rekabetçi kılan en önemli unsur, sahip oldukları işletmelerin rekabet gücünün uluslararası piyasalardaki başarısıdır. Açıkçası bir ülkenin gelişmesinin de geri kalmasının da en önemli göstergesi, o ülkenin işletmelerinin, ulusal ve özelikle de uluslararası piyasalardaki performansının düzeyidir.


Bu açıdan bakıldığında ülkemiz GSMH'sinin yüzde 11-12'sini, ihracatımızın yüzde 37-40'ını, toplam istihdamın yüzde 12'sini oluşturan tekstil ve hazır giyim sektörünün önemi tüm kesimler tarafından tartışmasız kabul edilen bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Böyle bir gerçek ortada olmasına rağmen, sektör; bir yandan kendi içerisindeki faktörlerdeki, bir yandan da sektör dışındaki makro faktörlerdeki yanlış karar, davranış ve uygulamalar nedeniyle zor günler geçirmektedir. Unutulmamalıdır ki, bu kadar büyük bir sektördeki olumsuz gelişme/gelişmeler tüm ülke ekonomisini de aynı ölçüde olumsuz etkileyecektir. Dolayısıyla sahip oldugu önem nedeniyle bu sektörün ihmal edilmesi veya yalnız bırakılması ülkeye büyük zararlar verecektir.


Tekstil sektörü ülkemizde "değer zinciri" diyebileceğimiz bir şekilde hammaddeden nihai tüketim aşamasına kadar olan tüm basamaklan oluşturmuştur. Bu nedenle de bu zincirin halkalannda meydana gelebilecek olumsuz bir gelişme diğer sektörleri de olumsuz yönde etkileyecektir. Nitekim sektörde çalışan personel sayısı doğrudan 2 milyon olduğu halde dolaylı olarak sektörle ilgili diğer alt sektörlerde çalışanlarla beraber bu sayının 6 milyona yaklaştığı bilinmektedir. Ülkemiz için son derece önemli olan sektörün yeniden bir durum değerlendirmesi yapması, firsatlarını ve risklerini ortaya koyarak; firsatlarını nasıl koruyacağını, risklerinden de nasıl kaçınacağını belirlemesi gerekmektedir. Ülkemizin sanayileşmesinde ve dışa açılmamızda büyük görevler yüklenmiş olan sektörümüzün 4-5 yıllık resesyondan çıkarak küreselleşen dünyamızda görevini başarıyla sürdürmesi hepimizin yararına olacaktır. Bu ise büyük ölçüde sektörün kendi iç dinamiklerini harekete geçirerek yönetim kalitesini artırmasına, ardından da tüm kamu kurum ve kuruluşlarının düzenleme, denetleme ve danışmanlık hizmetini doğru ve zamanında yerine getirmesine bağlı olacaktır.


1. Türk tekstil sektörünün Türk ekonomisindeki yeri ve önemi
Dünyada ülkelerin rekabet gücünü belirleyen ve etkileyen en önemli kriter ve unsur, o ülkenin işletmelerinin gerek iç pi-yasalarda ve gerekse de dış piyasalarda gösterdiği performans ve yarattığı katma değerdir. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de tekstil sektörü ülkenin gelişmesinde ve kalkınmasında ilk ele alınan ve yatırımların yoğunlaştığı sektör olmuştur. Bunda hammaddenin ülkemizde üretilmesinin yanı sıra 20-25 sene önceki yapısıyla emek-yoğun bir sektör olmasının da etkisi olmuştur. Ancak günümüze geldiğimizde sektörün hem emek-yoğun yapısı tamamı ile (hazır giyim sektörü hariç) ortadan kalkmış ve hem de ürettiğimiz hammadde tüketimimize yetmediği için ciddi bir pamuk ithalatçısı (yılda yaklaşık 350-400 bin ton) ülke konumuna gelinmiştir.


Türk tekstil sektörü de yarattığı katma değer ve gösterdiği performansla Türk ekonomisinin en önemli rekabet avantajlarından birisini oluşturmaktadır. Tekstil sektörü GSMH'nin yaklaşık yüzde 11'ini (Tablo 1), ihracatın yüzde 37'sini (Tablo 2), toplam sanayi üretiminin yaklaşık yüzde 10'unu, toplam işgücünün doğrudan 2 milyonunu dolaylı olarak da 6 milyonunu bünyesinde barındıracak bir büyüklüğe ve etkinliğe ulaşmıştır.


Ayrıca sektörde yüzde 25'i ihracatçı olmak üzere toplam 40.000 civannda işletme bulunmakta ve bunlann yaklaşık yüzde 92'si KOBİ niteliğindedir. Bu büyüklükteki bir sektörün hem kendi bünyesinden ve hem de genel ekonomik ve siyasal yapıdan kaynaklanan birtakım sorunlannın olması doğal karşılanmalıdır.


Türk tekstil sektörü yukarıda açıklanmaya çalışılan ülke ekonomisindeki ağırlığına paralel birtakım ciddi sorunlar ve problemlerle de karşı karşıyadır. Ülkemizde tekstil işletmeleri de başta olmak üzere birçok şirketin zor durumlara düştükleri, bu sıkıntılardan kurtulmak için el değiştirdikleri, ara sıra ihtiyaçları olan işletme sermayesi temini için adeta yok pahasına satıldıklan bilinen bir gerçektir.

 

Bu işletmelerin zor duruma düşmelerinin çeşitli nedenleri vardır. Pazar şartlarının daralması, öngörülemeyen yüksek sermayeli başka şirketlerin rekabeti, karlann enflasyon oranında artmaması nedeniyle işletme sermayesi yetersizliği, gelişen teknolojiyi elde edememeleri, özellikle kapalı ekonomiden serbest pazar ekonomisine geçişte uluslararası rekabete hazır olmamaları, yanlış yatırım kararlan, prodüktivite ve randıman düşüklüğü, devletin yatırım ve teşvik sistemlerinde uyguladığı/uygulamaya çalıştığı yöntem ve sistemlerin yanlışlığı, ekonomik, sosyal, hukuki ve politik sistemlerdeki belirsizlik ve ülkemizin son üç yıldır yaşadığı ekonomik ve siyasi krizler gibi nedenlerden kaynaklandığı görülmektedir. Bu problemleri temelde iki başlık altında değerlendirebiliriz. Birincisi sektörün hızlı büyüme trendine karşın yönetim kalitelerinin de aynı oranda büyümemesi veya büyüyememesidir. İkincisi ise makro ekonomik yapıdan kaynaklanan devletin ekonomik, siyasi ve hukuki düzenlemeleri ve danışmanlık rolünü onlarca yıldır istenilen performansta yapmamasıdır.


Sorunlar ne olursa olsun sektör, ülkemizin dünyayla rekabet etmesinde sahip olduğu en önemli rekabet gücü konumundadır. Dolayısıyla böyle bir sektörün gerilemesi veya ihmal edilmesi zaten kıt ve sınırlı bir sermaye birikimine sahip olan ülkemizin tüm ekonomik, siyasi ve sosyal dengelerinin bozulmasına neden olacaktır. Nitekim 1999 yılındaki GSMH'deki küçülmede ve 2000 yılındaki resesyonda sektörün etkisi büyük olmuştur (Bkz. Tablo 1). Ayrıca 2001 yılında derinleşen krizden çıkış için hazırlana "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı'nda" ihracatın önemine değinilmekte ve ihiracattaki artış için gerekli önlemler ortaya konmaktadır. Türkiye ihracatının lokomotifi ise tekstil ve hazır giyim sektörü olduğuna göre ülkemizin krizden çıkmasında bu sektöre bir kez daha büyük görevler düşmüştür. Bu nedenle sektörün sahip olduğu birtakım avantajları korurken mikro ve makro çevrenin kendisine sunduğu fırsatları değerlendirmesi ve risklerden de kaçınması ve bunlara karşı önlemler alması gerekmektedir. Aşağıda sektörün sahip oldugu veya değerlendirebileceği fırsatlar ile günümüzde ve özellilde de gelecekte kendisini tehdit eden ve gelişmesini sınırlayabilecek olan riskler değerlendirilmeye çalışılarak bunlara karşı izlenebilecek stratejiler ortaya konmaya çalışılmıştır.


2. Türk tekstil sektörünün fırsatları
• Küreselleşmenin getirdiği dinamizm ve değişim sonucunda, yeni pazarlara girme fırsatı her zaman bulunmaktadır. Bu fırsatlar iyi değerlendirildiği sürece bu sektörde gelişmenin kaydedilmesi kaçınılmazdır. Firmalanmızın pazarın iyice oturduğu, rekabetin yoğun oldugu pazarlarda faaliyet göstermenin yanı sıra yeni pazarlar bulmaları (eski Doğu Bloku ülkeleri, Kanada, Avustralya, Kuzey Avrupa ülkeleri gibi) ve bunun için pazarlamaya ve dağıtıma büyük önem vermeleri gerekmektedir.
• Devamlı artan şekilde yeni müşteri grupları pazara katılmaktadır. Müşterilerin gelir ve kültür düzeyi arttıkça tekstil ve konfeksiyon mamullerine olan talep artmakta ve katma değeri yüksek mamuller değer kazanmaktadır. Müşterilerin gelir düzeyi arttkça hem katma değeri yüksek mamullere yönelmekte, hem de ürün kalitesi, estetik tasarım, mükemmel servis ve benzeri nitelikte özellikleri de aramaktadırlar. Son on yılda dünyadaki ekonomik büyüme, pazann genişlemesine neden olmuş ve özellikle gelişmiş ülkelerde tüketim eğiliminin artmasını sağlamıştır. Bu da sektörümüz için değerlendirilmesi gereken fırsatlar yaratmıştır.
• İletişim araçlarındaki gelişme ve internet yeni yeni pazarların varlığını oıtaya koyarken, fırmalann pazarlama stratejilerini değiştirmelerine de yol açmıştır. Teknolojideki bu gelişme fırmalan birbirine yakınlaştırmakla kalmamış aynı za-manda ürünleri ve hizmet kalitesini de birbirine yakınlaştırmıştır. Reklam kampanyalan ve benzeri tanıtım yolları ile mamulümüzü daha iyi tanıtıp, daha geniş alıcı kitlelerine ulaşabiliriz. Tekstilde tanıtım araçlarının en önemlilerinden olan fuarlar müşteri ile ürünlerin kesiştiği nokta olarak bilinir. Fuarlar artık günümüzün modern pazarları haline gelmiştir. Ulusal ve uluslararası fuarlar giderek önem kazanmaktadır. Özellikle yurtdışında yapılan fuarlar sesimizi yurtdışındaki müşterilere duyurmanın en etkili yollarından biridir. Fuarların bir özelliği de çok sayıda ve farklı nitelikte alıcı ve satıcı kesimlerin karşı karşıya gelebilme olasılığının olmasıdır. Bir ürün hakkında en yoğun, en hızlı ve doğrudan bilgi alabilme olanağını sağlayan fuarlar her yıl ziyaretçi akınına uğramaktadır. Ancak son yıllarda fuarlar hakkında gelen bir eleştiri vardır. O da fuarların çok sık aralıklarla yapılmasıdır. Çok sık aralıklarla ve çok sık sayıda olan bu fuarları zaman zaman işletmeler takip etmekte zorlanmakta ve bu kadar kısa sürede fuarlarda sunmak üzere yeni ürünler ya da yenilikler oluşturamamaktadırlar. Bu yüzden fuarlar çok iyi organize edilmelidir. Bunun dışında yazılı ve görsel basın aracılıyla da ürün ve hizmet tanımı gerçekleşebilir. Türkiye son yıllarda tekstil ve konfeksiyon sektörü özellikle spor giysilerde yaptığı reklam ve tanıtımlarla öne çıkmaktadır. Yabancı ülkeler reklam kampanyalanna daha fazla önem vermektedirler, Örneğin ABD'de işletmelerin yıllık reklam bütçesi toplam satışın ortalama yüzde 6'sını oluşturmaktadır. Bizde ise bu oran daha düşük düzeylerde olduğu bilinmektedir.
• Tekstil sektörünün yan sanayilerindeki gelişme sektörü olumlu olarak etkilemektedir. Özellikle terbiye sektörü ile konfeksiyon yan sanayiindeki gelişme hem ürün çeşitliliğini ve hem de kalitenin yükselmesine neden olmaktadır.
• Sektördeki ürün geliştirme sürecinin kısa olması yeni ve farklı ürünlerin piyasaya sürülmesini kolaylaştırmaktadır. Üründe olan çeşitlenmeler daha geniş ve farklı nitelikte müşteri gruplarına ulaşma olanağı sağlamaktadır. Tasarım ve yeniliklere her zaman açık bir sektör olması sektörün fırsatlarından birisi olarak değerlendirilmelidir. Yeniliklere ve pazara açık olan işletmeler bu koşulları kendilerine bir avantaj haline getirebilirler.
• Son yıllarda finansman sektöründe olan gelişmeler Türk tekstil ve konfeksiyon sektörünün gelişmesine katkıda bulunmaktadır. Örneğin son yıllarda önem kazanan ve sıkça gündeme gelen konulardan bir tanesi leasingdir. (Factoring, forfaiting) işletmeler normalde yüksek fiyatarından dolayı alamadıkları donatıma, finansal kiralama yoluyla sahip olabilmektedirler. Bu yolla hem gelişen teknolojiyi yakından takip edebilmekte, hem de kiralama süresi sonunda isterlerse bu donatıma daha düşük ücretlerle sahip olabilmektedirler.
• İşçilik ücretleri AB, ABD ve diğer gelişmiş ülkelere göre oldukça düşük düzeydedir (Tablo 3). 1999, 2000 ve 2001'de yaşanan iç ve dış ekonomik krizler ve 2001 Şubat devalüasyonu sonrasında işçilik ücretieri daha da düşmüştür. Ancak işçilik ücretlerindeki avantaj kısa süreli ve geçicidir. Çünkü Tablo 3'ten de görülebileceği gibi bu konuda bizden daha avantajlı ülkeler vardır ve olacaktır da. Aynca ekonomik büyüme gerçekleştikçe, sosyal adalet sağlanmaya çalışıldıkça ve sendikalar güçlendikçe işçilik maliyetlerindeki yükselme doğal olarak kaçınılmaz olacaktır. Aynca bir ülkenin ucuz işgücü ile gurur duyması o ülkenin içinde bulunduğu çarpıklığı da ortaya çıkarmaktadır. Türkiye ucuz işgücü ile değil, hizmet, kalite, farklılık (tasarım) ve markası-imajı ile rekabet etmeye yönelmelidir. Ancak katma değeri en yüksek olan hazır giyim sektörü emek-yoğun niteliğini hala ve belirli bir süre değiştiremediği için, işgücü maliyeti toplam maliyetler içerisinde önemli bir yer tutmaktadır. Firmalarımız bir yandan bu avantajdan yararlanırken diğer yandan da kalite, hizmet, marka ve tasarımda da kendilerini geliştirirlerse daha başarılı olacaklardır.
• Girişimcilik yeteneği ve azmi; Türk insanının girişimcilik yeteneği ve azmi tüm dünyada bilinen bir gerçektir. Bu hem değişimlere olan yatkınlığı ile (hem üretici, hem de tüketici açısından) kendisini göstermekte ve hem de yaratıcılığını kullanarak yeni ürünler, yeni pazarlar ve farklı işbirlikleriyle kendisini hissettirmektedir. Bu yapı ülkemizin içinden geçtiği ve halen de geçmeye çalıştığı uzun acılann, sıkıntılann ve tecrübelerin yoğurduğu bir koşuldan kaynaklanmaktadır. Bu girişimcilik yeteneği ve azmi sektör içinde bir avantaj ve fırsattır. Türk işletmecisinin ve işgöreninin bu özelliğinden sektör yararlanmalıdır.
• Kalifiye eleman gücü; Dünyanın çok az ülkesinde kalifiye elemanlar bizdeki kadar düşük ücrede çalışmaktadır. İşgücünün aleyhine olan bu yapı sektör için bir fırsattır. Sektörde son 20 yıldır kendisini geliştiren güçlü bir eleman kadrosu bulunmaktadır, Bu diğer yönetim kalitesinin unsurlarıyla da birleştiğinde üretim kalitesini ve verimliliği olumlu yönde etkileyebilecek bir yapı kazandıracaktır.

• Coğrafik konum; Türkiye hemen her platformda söylenen doğruluğu kesin ancak yeterince yararlanamadığımız da bir coğrafik konuma sahiptir. Tekstil sektörü de en büyük pazarı olan ve ihracatının yüzde 65'ini yaptığı AB pazarına rakip-lerine göre oldukça yakındır. Bu hem termin süresini azaltırken, hem de ulaştırma maliyetierini olumlu yönde etkilemektedir. Bu coğrafik konum önemini hala ciddi bir fırsat olarak korumaktadır. Ancak teknolojideki hızlı gelişmeler bir yandan ulaştırma maliyetlerini hızla düşürürken diğer yandan da termin sürelerini kısaltmaktadır. Bu da şu anda avantaj olma özelliğini koruyan coğrafik konumun gelecekte önemini kaybedeceğini göstermektedir. Aynca gelecekte ciddi tekstil pazarları olan, piyasaların yeterince doymadığı ve gelişmeye açık olan Asya, ABD ve Güney Amerika ülkelerine coğrafik olarak uzak olduğumuzda göz önünde bulundurulmalıdır.
• Entegre altyapı; Dünya tekstil sektöründe sadece Çin ve G. Kore'de olan entegre altyapı ülkemizde de bulunmak-tadır. Böylece sektör pamuktan, iplikten, dokumadan, örmeden, terbiyeden konfeksiyona dağıtım zincirinin son halkasına kadar entegre olmuş durumdadır. Bu sektörler arasında si-nerjiyi artırdığı gibi tedarik sorunlannı da minimuma indirmektedir. Sektör, birbiriyle bağlantılı çalışarak hem kapasite planlamasının daha sağlıklı olması sağlanmakta ve hem de sektörün birbirine ivme kazandırmalan, teknolojik gelişmeleri birbirine daha kolay ve hızlı yansıtmalan mümkün olabilmektedir. Bu entegre altyapı sektör için oldukça büyük bir fırsat olarak değerlendirilmelidir.
• Kaliteli pamuk üretimi; Türkiye dünyanın 6. büyük pamuk üreticisi ülke konumundadır. Aynca ürettiği pamuğun kalitesi ise oldukça iyi durumda ve dünyada aranan pamuk türleri içerisindedir. Bu sektör ve ülke ekonomisi için önemli bir fırsat olarak görülüp, değerlendirilmelidir. Hatta kaliteli ve büyük miktarda pamuk üretimi önemli bir rekabet avantajı haline gelmektedir. Son yıllarda pamuğun stratejik bir ürün haline gelmeye başladığını görmekteyiz. Bu, konunun önemini daha da artırmaktadır. Ülkemiz, dünyanın 6. büyük pamuk üreticisi olması yanında aynı zamanda en büyük pamuk ithalatçıları arasındadır. Türkiye her yıl 400.000 ton civannda pamuk ithal etmekte ve bunun büyük bölümünü de ABD'den yapmaktadır. GAP bölgesinin tam olarak devreye girmemesi ve aynca bölgedeki sosyo-ekonomik düzenlemelerin yapılmamış olması ithalat sorununun çözülmesini geciktirmektedir.
 

3. Türk tekstil sektörünün riskleri
• Yeni pazarlara girme olanağı her zaman olmasına rağ-men bu pazarlann standartlanna uyamama olasılığı da her zaman bulunmaktadır. Bu yüzden işletmeler girdikleri pazann çevre analizini çok iyi yapmalıdır.
• Dışanda çekici bir pazar olmasına rağmen, bu pazarda kıran kırana bir rekabet de vardır. Bu rekabet ortamında sadece iyi olanlar ayakta kalabilmekte, diğerleri yok olup gitmekte ya da sesini duyuramamaktadır. AB, ABD ve Italya gi-bi ülkeler diğerlerine göre sektöre daha fazla ve yüksek miktarlarda yatınm yaptıklanndan rekabet artmaktadır. Aynca bu

ülkelerin teknolojik gelişmelere ve AR-GE'ye verdikleri önem diğer ülkelere göre daha yüksek olduğundan bu yarışta ön saf-halarda bulunmaktadırlar. Dolayısı ile geliş-mekte olan ülkelerin endüstrisi olan veya böyle bilinen tekstil sektörü artık gelişmiş ülkelerinde endüstrisi haline gelmiştir. Tek-nolojideki hızlı gelişme sektörü dünyanın 4. sermaye-yogun endüstrisi haline getirmiştir. • Daha düşük maliyetlerle tekstil ve konfeksiyon üreten rakip firmaların ve ülkelerin pazara girdiği görülmektedir. Hin-distan, Çin gibi Uzakdoğu ülkeleri, eski Do-gu Bloku ülkeleri, Bulgaristan, Romanya, Kuzey Afrika ülkeleri (Fas, Tunus, Cezayir), Güney ve Orta Amerika ülkeleri bize göre daha düşük maliyetle mamul ürettiğinden pazardaki rekabetin daha da artmasına neden olmaktadırlar. tşgücü, enerji ve hammadde maliyetleri daha düşük olduğundan avantajlı konuma gelmekte, pazar paylarını her geçen gün artırmaktadırlar. Aynca bu ülkelerin gelişmiş ülkelerle yaptıklan serbest ticaret antlaşmalan sayesinde avantajlı konuma geçmekte ve ihracatlannı bu pazarlara hızla artırmaktadırlar. Kotaların kalkacağı 2005 yılından sonra bu pazarlardaki rekabet baskısı daha da artacaktır. Güçlü dış rekabet baskısından uzak olmanın hemen hemen imkansız olması sektör için ciddi bir tehlike yaratmaktadır.
• Başka firmalann ve ülkelerin ikame ürünler sunup satışlarını hızla artırabildikleri görülmektedir. Tekstil ve konfeksi-yon sektörü için her zaman böyle bir tehlike vardır. Bu risk-ten kurtulmak ya da çok fazla etkilenmemek için yeni ürün keşfetme ve geliştirme becerisinin artırılması yani AR-GE'ye verilmeyen önemin çok geç olmadan verilmesi gerekmektedir.
• Devlet politikalarındaki değişimler ve istikrarsızlıklar tekstil ve konfeksiyon sektörünün karşılaştığı olumsuz risklerdendir. Bu olumsuz etkiler, sektörün geleceğini görmesini ve buna uygun stratejiler geliştirmesini imkansız kıldığı gibi maliyet kalemlerinde de dalgalanmalara neden olmaktadır.
• Son yıllarda gündeme gelen ve Asya'da hala devam eden finansal krizin, global büyüme hızı ve ihracat pazarlann-daki etkileri Türkiye'de de risk yaratmaktadır. Krizin başta Rusya olmak üzere Doğu Avrupa ülkeleri ve Latin Amerika ülkelerine sıçrama olasılığı ihracatta değişen tehlikelere karşı önlem almayı zorunlu hale getirmiştir. Asya'da yaşanan krizin küresel düzeyde ekonomilerde dört tür etkisinin olacağı tah-min edilmektedir. Bunlar rekabet, servet, büyüme ve güven olarak özetlenebilir. Türkİye'nin bu krizden iki açıdan olumsuz etkileneceği tahmin edilmektedir.
• Bunlarda ilki: Türkiye, Güney Asya ülkeleri ile hemen hemen aynı tür mamulleri üretiyor. Bu ülkeler mali sıkıntıdan çıkabilmek için mallarını ucuza ve dampingli satmaktadırlar. Buna karşı ülkemizin antidamping mevzuatını etkin ve hızlı bir şekilde çalıştırması her zamankinden daha önemli bir hale gelmiştir.
• İkinci olumsuz etki ise büyüme: Dünyadaki kriz nedeniyle büyüme yavaşlayacak. Bu da büyümenin yavaşladığı ülkelere daha az mal satmamız ve almamız anlamına geliyor. Nitekim Dünya Bankası 1990-2000 yıllan arasında gelişmiş ül-kelerin başı çektiği (özellikle ABD) büyüme hızının (dünyada ortalama yıllık yüzde 3 büyüme hızı) 2000 yılından itibaren resesyona dönüşeceği bildirilmektedir. Bu durum dış ticaret hacmimizin küçülmesine, turizm gelirinin daha aşağılara in-mesine neden olabilecektir. Bu artık dünya ile küresel düzeyde ortaya çıkabilecek bir etki olması nedeniyle Türkiye'nin bu konuda bilinçli olması, daha kaliteli daha farklı ve daha üstün hizmet anlayışıyla piyasaları etkilemesi ve kendi payını artırması gerekmektedir.
• Türk tekstil ve konfeksiyon işletmelerinde genellikle imaj ve kültür kavramı zayıftır ve yeterince bilinmemektedir. Küçük ve orta ölçekli işletmelerden ziyade büyük işletmeler bu konuya daha fazla ağırlık vermektedir. İşletme kültürü, işletmelerin belli hedef ve politikalarının olması ve bu politikalar doğrultusunda faaliyetierini sürdürmelerini kapsar. Sektörde kültür olgusuna daha çok yüzeysel yaklaşıldığını görüyoruz. Üstelik yapılan incelemelerde tek bir kültür ile değil neredeyse her bölümde ayrı ayrı kültürlerle karşılaşılmıştır. Başka bir deyişle her bölümün kültürü o bölümün yöneticisinin kültürü haline gelmiştir. Böyle bir yapı içerisinde sektörün ve işletmelerin kendilerini hem iç pazarlarda ve hem de dış pazarlarda iyi temsil edemediğini görüyoruz. Firma ve ürün imajının, günümüzde çok önemli olduğu bilinen bir gerçektir. Ancak firmalarımızın bu konuya henüz istenilen düzeyde önem vermediklerini görmekteyiz. Bunun gerekçesi ne olursa olsun bir işletmenin faaliyet gösterdiği
pazarlarda kurumsallaşabilmesinin imajdan ve firma kültüründen geçtiği bilinmektedir. Bu konulardaki olumsuz yapı sektörün daha kolay ve kalıcı krizlere girmesini kolaylaştırmakta ve sektör için bir risk yaratmaktadır.
• Türkiye'nin kendine ait bir markası olmaması Türk tekstil ve konfeksiyon sektörünün zayıf yanlarından biridir. Kendi markamızı üretemediğimiz sürece ancak bir noktaya kadar gelebiliriz, (ki Türkiye bu noktaya gelmiştir.) daha fazla öteye gidemeyiz. Biz bugün Avrupa tekstil pazarında önemli bir yere sahibiz. Daha doğrusu onların fasoncusu durumundayız. Sektörün müşteri ile yani tüketici ile doğrudan ilişkiler kurması zamanı artık gelmiş ve geçmektedir. Şu anda tekstil sektörünün çoğu bir nevi tedarikçi gibi çalışıyor, bu uzun dönemde başarı getirmeyecektir. Bu sektör fason üretimle gelebileceği yere kadar gelmiştir. Bundan sonrası artık denizdir. Kara bitmiştir. Artan ve artmaya devam eden yüksek maliyetler nedeniyle Türk tekstil sektörünün fasoncu olarak kalması mümkün değildir. Derhal marka yaratmaya ve yüksek kaliteli ürünlere doğru yönelmesi gerekir. Çünkü bizim tedarikçisi olduğumuz işletmeler maliyetlerin daha düşük olduğu ülkelere yönelebilir (Nitekim AB yavaş yavaş yeni fason cennetleri olarak Bulgaristan, Romanya, Polonya, Malta, Tunus, Fas ve Cezayir'i seçmişlerdir). Sektör kendi dağıtım kanallarını oluşturmalı ve ürün uzmanlığına gitmelidir. Artık yabancı ortaklanna güvenip tembellik yapmaktan ve işin bütün teknik kısımlannı onlara bırakıp basit kısımlarını ve hantallığını yapmaktan vazgeçmelidir.
• Uluslararası fiyatlara göre enerji maliyetinin yüksek oluşu ve enerji kesintileri Türk tekstil ve konfeksiyon sektörünü olumsuz etkilemektedir. İşletmelerin çoğunda kullanılan elektrik enerjisi maliyeti genel maliyetin önemli bir unsurunu oluşturmaktadır. Enerji kesintileri giderek yavaş yavaş daha da sıklaşmaktadır. Özellikle sermaye yogun işletmelerde bu maliyet yüzde 15-20 seviyelerine ulaşmaktadır. 1994 ekonomik krizinden beri yeni enerji santrallan yatırımlan bütçe imkansızlıklan nedeni ile yapılamadığı bilinmektedir. Bu ise enerjide dışa bağımlılığı artırdığı gibi hem enerji maliyetlerini ve hem de enerji kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu durum sektörün rekabet gücünü etkileyebilecek bir risk olarak karşımıza çıkmaktadır.
• Kamu bürokrasisinin sektör üzerinde oldukça fazla olumsuz etkileri bulunmaktadır. Bunların en başında sektöre yön verecek, sektörün sorunlarını araştıracak, sektörün envanterini çıkartacak ve sektörle siyasi otorite arasındaki işbirliğini sağlayacak bir bürokratik üst kurumun (bakanlık, müsteşarlık veya genel müdürlük gibi) bulunmaması çok ciddi sonuçlar doğurmaktadır. Aynca bürokrasideki dağınıklık sektörün gelişmesini olumsuz etkilemektedir. Gümrüklerdeki düzensizlik, kontrolsüzlük ve dağınıklık, sektörün finansman sorununun çözümüne katkıda bulunması gereken bankacılık sektöründeki bozukluk, Eximbank kredilerinin yetersizliği ve adaletsiz dağıtımı sektörün rekabet avantajını olumsuz etkileyen kamu kaynaklı sorunların başında gelmektedir. Bu konularda ciddi düzelmeler sağlanmadan sektördeki sorunlann çözümü mümkün görünmemektedir. Ülke ekonomisinde bu kadar büyük ağırlığı olan bir sektörün sorunlan çözülmeden ülke ekonomisinin düzelmesini beklemek man-tıklı değildir.

 

4. Sonuç
1970'lerin sonu 1980'lerin ba-şından beri dünyada yeni bir dönem yaşanıyor. Toplu üretimin yapıldığı ve "ürettiğini satarsın" mantığının geçerli olduğu "sınırsız piyasa şartları" artık ortadan kalkmış, "tükenmiş piyasa şartları" diye isimlendirebileceğimiz yeni dönem ortaya çıkmıştır.

 

Bu yeni dönem işletmelerimize bir-takım fırsatlar sağlarken yeni yeni riskleri de taşımaktadır. 1990'lı yıllarda ülkemizde de bu yeni dönemin etkilerini görmeye başladık ve şirketler bu dönem içinde kendi yerlerini almak için mücadele vermeye başladı.


Bu mücadeleyi verirken işletmelerimizin kullanacaklan silahlar da değişmeye başladı. Bu silahlar, yüksek ürün ve hiz-met kalitesi, müşteri merkezli yönetim politikalan, çalışanlara yönelik tutum ve davranışlar ile tepe yönetimin oluşturacağı strateji ve vizyondan oluşmaktadır. Bunlar aynı zamanda işletme yönetiminin kalitesini de belirleyen unsurlardır. Burada yukarıda da değinildiği gibi sektörün karşılaştığı fırsatlardan yararlanabilmesi ve risklere karşı stratejiler geliştirebilmesi için iki şeyi doğru olarak yapması gerekmektedir. Öncelikle kendi zaafiyetlerini ortadan kaldırması yani işletme yönetiminde her başan ya da başarısızlığın en önemli göstergesi olan yönetim kalitesinin düzeltilmesi ve geliştirilmesi sağlanmalıdır. Sonra da devletin düzenleyici ve danışmanlık rolünü iyi ve doğru yapması sağlanmalıdır.


Kaynaklar
1. Capital Dergisi; Yıl: 2000, Sayı: 8-10-11-12
2. Capital Dergisi; Yıl: 2001, Sayı: 1-2
3. Hazine Müsteşarlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı, DPT ve DİE verileri.
4. Hedef Dergisi; İTKlB yayını, Yıl: 2000, Sayı 81-83-84
5. Hedef Dergisi; İTKlB yayını, Yü: 2001, Sayı 85-86-87
6. Işık Tarakçıoğlu; "Tekstil Hapşırdığında Türkiye Ekonomisi Zatürre Oluyor",
Tekstil & Teknik Dergisi, Yü: 2000, Sayı: 184
7. Kriz Yönetimi; Harvard Business Review-Mess yayını, İs-tanbul-2000
8. Michael E. Porter: "Türkiye'ye Rekabet Taktikleri", Capital Dergisi Eki- Gurular Konuşuyor, Yıl: 2001, Sayi: 3
9. Peter F. Drucker; Fırtınalı Dönemlerde Yönetim, İnkilap Yay., 1998-İstanbul
10. Power Dergisi; Yıl: 2000, Sayı: 11-12
11. Turan Atılgan; Tekstil'de Yönetim Kalitesi; Yayınlanmamış doçentlik çalışması.
12. Turan Atılgan; Türk Tekstil ve Konfeksiyon Sektörüne Ilişkin Swot Analizi ve Ege Bölgesi'nde Faaliyet Gösteren Bir Konfeksiyon İşletmesine Uygulanması, Tekstil ve Konfeksiyon Dergisi, Yıl: 2000, Sayı: 1-2, İzmir
13. VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı Tekstil Terbiyesi Özel Ihtisas Alt Komisyonu Raporu.