|
|
|
|
[ , ] |
|
![]()
GÜNCEL :
Halit Narin: Bankalar bankacılık
yapmaya itilmeli
Metin Emiroğlu: Reel sektörün içinden gelen ses
Nesrin
Nas: Krizden hedef büyüterek çıkmalıyız
GÖRÜŞ
:
TİM
Başkanı Oğuz Satıcı: İhracatta artış daha fazla üretimle olur
PROTOKOL :
Hedef:
Türkiye-ABD Serbest Ticaret Anlaşması
ARAŞTIRMA :
Türk
tekstil sektörünün fırsat ve riskleri
SERGİ :
FİRMA :
LİNKLER:
![]()

Neredeyse yarım asır önce, 1956 yılında küçük bir dokuma atölyesiyle tekstil sektörüne giren Akın Tekstil, bugün iplik, dokuma, boya-terbiye ve konfeksiyon ünitelerinden oluşan entegre bir tesis olarak faaliyet gösteriyor.
Özellikle 1968 yılından itibaren teknolojiye dayalı yatırım hamlesi başlatan şirket, benimsediği kalite anlayışıyla bugün Güney Afrika ve Avustralya hariç tüm dünyaya mal satıyor.
Akın Tekstil AŞ'de 1965 yılından bu yana görev yapan Yönetim Kurulu Murahhas
Üyesi ve Genel Müdür Ramazan Özgür, firmanın bugün Avrupa'nın bile itibar
gösterilen kuruluşlar arasında yer almasında uzun yıllar önce başlatılan ve
kaliteyi ön planda tutan politikalann etkili olduğunu söylüyor.
İlk yatırımına dokuma tezgahlarıyla başlayan, 1959 yılında kurduğu küçük bir boyahane ile yavaş yavaş sanayiye adım atan Akın Tekstil'in 1968'den itibaren atağa kalktığını belirten Özgür, böylece yeni dokuma tezgahlarının şirkette yerini aldığını, boyahanenin daha modern makinelere kavuştuğunu belirtiyor. Şirketin 1970'lerde iplik, dokuma ve terbiye üniteleriyle entegre bir tesis haline geldiğini söyleyen Özgür, 1975'lerde yapılan yatırımlardan sonra Akın Tekstil'in kalite konusunda önemli adımlar attığını vurguluyor. Kaliteli üretim ile birlikte şirketin ihracata başladığını belirten Özgür, "İhracatın artmasında kalite konusunda almış olduğumuz yol büyük bir etken oldu. 1980'lerde başlayan ihracat seferberliği ile şirket bu yolda daha fazla ilerledi. 1980'lere kadar üretiminin yüzde 30-40'ını ihraç ederken, 80'lerden sonra ihracat yüzde 80'e kadar çıktı" diyor.
Çin'e ihracat yapıyor
Bugün 1600 kişinin çalıştığı Akın Tekstil'in geçen yıl Çin, Japonya gibi
Uzakdoğu ülkelerine de ihracata başladığını hatırlatan Özgür, bugün bir iki
ülke hariç hemen hemen tüm dünyaya mal sattıklarını, programlarında Güney
Afrika ve Avustralya pazarlarına da girmenin yer aldığını ifade ediyor.
Şirketin son 10 yılda entegrasyonundaki 4'üncü etap olan konfeksiyon
yatırımını da gerçekleştirdiğini ifade eden Özgür, bugün konfeksiyon
üretiminde de iddialı bir şekilde yer aldıklarını belirtiyor. Ayda 300 bin
pantolon üreten şirketin, Avrupa'nın en popüler markalarına ihracat yaptığını
kaydeden Özgür, şunları söylüyor:
"Akın Tekstil'in iki ana üretim grubu var. Bunlardan biri sentetik-polyester,
diğeri pamuklu ürünler. Ancak bunun yanında likra, keten ve elyaf üretimimiz
de bulunuyor. Şirket normalde bir dokuma fabrikası ancak bunun yanında dış
giysi üretimi de yapıyoruz. Sadece ürün geliştirmede 50-60 kişilik bir ar-ge
grubumuz var. Akın Tekstil yıllardır Avrupa piyasalarında başa güreşen bir
firma olmuşsa, bunda teknoloji ve ürün geliştirmeye yapmış olduğu yatırımların
büyük yeri var. Tekstil artık Türkiye'de basit bir sanayi ürünü olmaktan çıkıp
teknoloji ürünü haline gelmeli. Sektörü bu şekilde gören firmaların ayakta
kalabileceğini düşünüyorum. Tekstilin az gelişmişlikten gelişmişliğe geçen
kısmını üreten ülkeler artık başka ülkeler, Türkiye değil. Bu rekabet
Türkiye'den çoktan geçti. Biz bu kulvarda yer aldığımız için ayaktayız."
Lüleburgaz yatırımına devam
1995 yılında başlatılan bir proje ile Akın Tekstil'in Lüleburgaz'da 100 milyon
dolarlık bir yatırıma start verdiğini anlatan Özgür, 5 yıllık projenin ilk
etabınm geçen yıl tamamlandığını, geçtiğimiz günlerde ikinci etabına da
başlandığını belirtiyor. Yatırımların tamamlanmasından sonra Akın Tekstil'in
44 yıldır faaliyet gösterdiği Bakırköy'deki tesislerinden taşınacağını
kaydeden Özgür, sözlerini şöyle sürdürüyor:
"Lüleburgaz'da yaklaşık 400 bin metrekarelik bir arazi aldık. 15 bin
metrekareye sıkıştırdığımız boyahaneyi orada 40 bin metrekarelik bir arazide
kurduk. Günlük kapasitesi 80 ile 100 bin metre arasında olan bu tesis şuanda
tam kapasite ile çalışıyor. Türkiye'de yaşanan krizlerden Akın Tekstil de
etkilendi, karlılığımız geriledi. Ancak buna rağmen hiçbir makineyi durdurmak,
kimseyi işten çıkarmadık. Bugünlerde 1995'te almış olduğumuz kararın ikinci
aşamasını başlattık. Ekonomik krizin had saftıada olduğu bir dönemde dokuma
fabrikasının da inşaatına başlandı. Buradaki tesislerimizden taşınmamızın
başlıca üç nedeni var. Bunlardan biri su problemiyle karşılaşmamız. İkincisi
tekstil devamlı yatırım isteyen bir sektör, burada sıkışıp kalmıştık. Üçüncüsü
ise biz halka açık bir şirketiz. Buradaki arazilerimiz değerli. Dolayısıyla
buradaki araziler böyle bir üretim yeri olmaktan çıkıp daha büyük işlerde
kullanılması lazım. Lüleburgaz'daki yatırımların 30 milyon dolarlık kısmını
tamamladık. Dokuma tesisleri için ilk etapta 5 milyon dolarlık bir inşaat
yatırımı gerçekleştireceğiz. Daha sonra makine yatınmı yapacağız. Dokuma
tesisleri 30 bin metrekarelik bir arazide kuruluyor. Önümüzdeki yılın
ortasında dokuma fabrikasının tamamlanmasını planlıyoruz. 2001 sonunda bu
yatırımları tamamen bitireceğimizi planlamıştık, ancak yaşanan krizler,
karlılığın düşmesi bu yatırımların süresini uzattı."
Ortaklığa açığız
Yüzde 15'i halka açık olan Akın Tekstil'e çok sayıda ortaklık teklifi
geldiğini söyleyen Özgür, ancak bu konuda son derece titiz davrandıklan-nı
kaydediyor. Akın Tekstil'e ortak olacak şirketin firmaya birşeyler vermesi
gerektiğini kaydeden Özgür, bu konuda şöyle konuştu:
"Bizimle ortaklık düşünen firmanın ayrı bir projesi, ayrı bir pazarı olması
lazım. Şu anki ürünümüz için pazar sorunumuz yok, aynı alanda daha fazla
büyümeyi de düşünmüyoruz. Eğer biz tekstilde büyüyeceksek bu ev tekstili gibi
bir başka branşta olur. Akın Tekstil'in know how'a ihtiyacı yok ancak
tekliflere her zaman açığız. Bugüne kadar yapılan ortaklık görüşmelerinde
henüz ciddi bir noktaya geldiğimiz firma olmadı. Çünkü ortakta çok şey
arıyoruz. Tek başımıza yeni bir branşa girmeyi düşünmüyoruz. Kendi
kulvarımızda gitmeyi, bu alanda da daha fazla büyümeyi düşünmüyoruz."
Türkiye'de son dönemlerde uygulanan ekonomik politikaların reel sektörden çok
şey götürdüğünü ifade eden Özgür, özellikle kontrolsüz ithalatın ve gümrük
birliği anlaşmasının Türkiye'nin aleyhine işlemesinin yerli sanayiye ciddi
darbeler vurduğunu dile getiriyor. Türk firmalarının bugün rakipleriyle eşit
şartlarda yarışmadığını savunan Özgür, Türk firmalarının bir takım maliyet
avantajlanndan dolayı yurtdışında yatınm yapmasını da uzun vadede doğru
bulmuyor. Özgür, "Bu yatırımlar ancak kısa vadeli karlı olabilir. Bugün
Bulgaristan'da, Romanya'da, Polonya'da işçilik ücretleri düşük olabilir. Ancak
bu ülkelerin hepsi o kadar büyük gelişme gösteriyor ki, kısa sürede işçilik
ücretleri bu ülkelerde Türkiye'den de fazla olacak" diyor.