|
|
|
|
[ , ] |
|
![]()
GÜNCEL :
Halit Narin: Bankalar bankacılık
yapmaya itilmeli
Metin Emiroğlu: Reel sektörün içinden gelen ses
Nesrin
Nas: Krizden hedef büyüterek çıkmalıyız
GÖRÜŞ
:
TİM
Başkanı Oğuz Satıcı: İhracatta artış daha fazla üretimle olur
PROTOKOL :
Hedef:
Türkiye-ABD Serbest Ticaret Anlaşması
ARAŞTIRMA :
Türk
tekstil sektörünün fırsat ve riskleri
SERGİ :
FİRMA :
LİNKLER:
![]()
![]()
Sendikamızın Olağanüstü Genel Kurulu, önemli bir ekonomi oturumuna daha ev sahipliği yapmıştı. Zaman zaman geçen toplantıda başkan Narin, reel sektörün önerilerini dile getirirken, ANAP İstanbul milletvekili Nesrin Nas hem sorulara yanıt verdi, hem de ekonomik programa ilişkin kişisel görüşlerini sanayicilerle paylaştı.
Bu önemli toplantıda dile getirilen görüşleri, ekonominin gündemini de
gözeterek, ayrı ayrı derledik. Amaç bu önemli buluşmada dile getirilenleri
toplantıya katılamayanlarla da paylaşmak. İşte bir kez daha üretime dikkat
çeken Başkan Halit Narin'in mesajları;
Bugün Türkiye'nin üzerinde bir kara bulut var. Büyük yanlışlıkların sonucu bu. Ankara'nın artık bu durumu hissetmemesi, bilmemesi, duymaması gibi bir mazereti olamaz. Yanlışlıkların başında bankacılık sektörüyle girilen diyalog vardır. Bugüne kadar sürdürülen yanlış politikaları artık bilgisizliğe, gerçekleri değerlendirememeye bağlayamayız.
Hazine artık sadece bankalara bono satmaktan vazgeçmelidir. Hazine bonoları
neden halka satmıyor. Manipülasyon araçları ellerinden alınsa, bankalar
gerçekten bankacılık yapmaya itilmiş olur.
Düşünün
bir kere, serbestçe istediğiniz zaman gidip dövizinizi vererek bana 6 aylık
devlet tahvili ver diyebilseniz, hükümetin döviz krizi, bankaların faiz
spakülasyonu kalır mı ortada?
İkinci çarpıklık da şu: Bankalar tutturmuşlar şimdi "efendim kriz bizi çok
vurdu, verdiğimiz krediler geri dönmüyor. Bunun için aramızda bir fon kurmaya
karar verdik." Bunların hiçbirinin gerçekle, gerçekteki uygulamalarla ilgisi
yok, ama Türkiye'de yalan beyanın cezası yok ki... İşveren bu türden
girişimlere zamanında ve gerektiği gibi karşılık veremiyor. TÜSİAD bile "artık
önümüzdeki 10 seneyi görüyoruz" diye beyanat verdi.
Diğer yandan işçi ve işveren konfederasyonları biraraya geliyorlar. Çünkü
artık millet kan kusmaya başlamış. İçleri yanmış adamların, gerçekleri adeta
bağırıyorlar.
"İhracat ne durumda?"
İhracat yaptık diyorlar. Eğer gerçek ihracat yapılsaydı Türkiye ekonomisi bu
hale gelir miydi? İhracatın çoğu Uzak Doğu menşeli mallar, bir kısmı da işte
eski Rusya ülkesinden gelen mallar. Eğer o da olmuyorsa, Uzak Doğu'dan
İtalya'ya gidip İtalya'dan Türkiye'ye gelen mallar. Yani gerçekte üretim yok.
Ortak Pazar'a uyum için 30 küsür maddelik anayasa değişikliği var. İçinde ne
siyasi partilerle, ne seçim kanunuyla ilgili bir madde yok. Gümrük Birliği
yaptık diye bütün mallarını Türkiye'de pazarlayan, ama bizi hiçbir şekilde
kabul etmeyen bir Avrupa Topluluğu karşısında Türkiye sesini bir türlü
çıkaramıyor.
İşveren temsilcileri için söylüyorum, kardeşim açın ağzınızı, konuşun biraz...
Biz nezaket gösterisi için değil, iş yapmak için seçilmiş insanlarız. Söyleyin
insanlara, "nedir bu" deyin. Şu bankaları kurtardığınız zaman neyi kurtarmış
oluyorsunuz.
Düşünün beyler, hanımlar; 30 küsür milyar dolarımızı çalan insanlar sokaklarda
rahat rahat dolaşıyor. Bize de bu açığı kapatmak için vergi vermek düşüyor.
Bankacılık sisteminin bu hale gelmesini seyreden devlet memurları ve
politikacılar hala makamlarında oturuyorlar. Bunları denetlememiş, bunları
meydana çıkaramamış insanlar. Aç olduğu için simit çalan bir çocuk 20 küsür
seneye mahkum olmuş, gazete yazıyor işte. Bankalarını istismar eden insanlar
ise üç ila beş sene hapis cezasıyla yargılanıyor; böyle bir kepazelik olabilir
mi?
Bir traktör fabrikasının başındaki arkadaşımız anlatıyor: Geçen seneden iyi değiliz ama yine de üretimimiz devam ediyor, ancak rakibimiz tek bir traktör bile üretemedi, diyor. İşte Sakıp Sabancı konuşuyor.. Toyota'da üretim yapamamışlar bir ay süresince. Öbür taraftan Rahmi Koç anlatıyor aynı şeyleri.. Peki kardeşim, üretim yapamadan tüketim yapmanın yolunu birileri keşfetti de bizim mi haberimiz yok..
"Yeni tabloya dikkat"
Karşınıza çıkan tabloyu ben size söyleyeyim. Bütün bankaları yabancılar
alıyor. Bu, 1940 senesinden evvelki sistem. 1940'lardan evvel bütün bankaların
muhasebe defterleri Fransızca tutulurdu, bunu bilir misiniz? Türk vatandaşı
yabancı kapitalin elinde ne olur diye düşünmemiz lazım.
Ayrıca şu nokta çok önemli, bankaların zararları sadece içteki hareketlerden
kaynaklanmıyor. Bankalar yurtdışından tahvil alıyorlar, hisse senedi
alıyorlar. Dünyada hisse senedi, tahvil piyasasında büyük düşmeler var. Yani
oradaki zaraları da biz ödüyoruz. Çünkü, bankaların bilançosunda zarar görünce
bu zararları kapayalım diyen bir hükümet politikası var. Ama, bu zararın
geldiği yer neresi diye bakan yok. Çünkü bilinen o ki, bunlar yurtdışındaki
büyük hisse senedi alım satımından dolayı büyük zarara uğramış müesseseler
aynı zamanda.
Bir başka şekilde, hepimiz borçluyuz, borçlu olmayan firma, yok içimizde. Ama
nasıl bir borç, kimse sormuyor, yahu kardeşim sen 1 milyon dolar kredi
almışsın, 3 milyon dolar ödemişsin ve hala 4 milyon dolar borcun kalmış..
Nasıl bir hesap bu?
Parti kurma meselesi..
İşçi teşkilatı ve Anadolu'da işveren teşkilatlannda sık sık konuşulan "parti
kurma" meselesine gelince.. Bunun çok tehlikeli bir maceranın başlangıcı
olabileceği konusunda herkesi uyarıyoruz. Bu, ağzımıza almak istemediğimiz
birçok yanlışı beraberinde getirebilir. Temenni etmeliyiz ki, artık sabah bir
Türk vatandaşı olarak kalkma şerefıni taşıyan, hizmet yapamadığı zaman
sandalyelerinden ayrılmayı düşünebilen politikacılarla Türkiye idare edilsin.
Ve üretime devam etmek mecburiyetindeyiz. Eğer bizler de yavaş yavaş havlu
atarsak, Türkiye'nin şartları daha da ağırlaşacaktır.
Şimdi Türkiye acaba hep yanlışları mı tartışıyor diye biraz düşünmek lazım.
Bütün bu hadiseler hem basit, hem komplike. Peki bu kadar karmaşık görünen
hadiselerin temelinde yatan nedir diye baktığımız zaman basit bir cevap
çıkıyor karşımıza: Değiştirilemeyen politikacılar.
Eğer değiştirilebilen politikacılar, değişebilen politikacılar olsaydı, bu
kadar hata olur muydu? Çünkü, politikacı değiştirilmeyeceğini bildiği için,
her türlü hatayı yapmakta ve her türlü emri vermekte. Şimdi neden bunları
söylüyorum? İtalya'da ne kadar hükümet degişti, İtalyan ekonomisi çarpılmadı.
Bizde ise değişmeyen bir şey, kötü ekonomik ve kötü sosyal şartlar. Orada
herkes gidiyor, bizde hiç gitmiyor, insanlar değişemiyor, değişemeyince de
tabii şartlar da değişmiyor. Bütün mesele bu...