![]()
GÜNCEL :
Halit Narin: "Ekonomik
krizin temelinde siyaset ve bürokrasinin krizi var"
Tekstil İşverenlerinin
gurur günü: Yalova Meslek Yüksek Okulu mezuniyet
sevinci yaşadı
Yeniden gülümsemeye
başlıyoruz
ARAŞTIRMA :
Kotalar, Türkiye
ve Amerika ile AB'nin tekstil stratejileri
LİNKLER:
![]()

"Kimse işin hayati noktasına değinmiyor. Ekonomik krizin temelinde siyasi kriz var.
Eğer siyasetçi görevini yapmış olsaydı, bürokrasi üzerindeki denetimini
zamanında gerçekleştirmiş olsaydı, bugün siyasi kriz olur muydu"
Kriz devam ettikçe tekstil işverenlerinin geçmişte yaptığı uyarılar daha bir anlam
kazanıyor. Başkan Halit Narin, artık daha sık "kriz öncesinde sık sık bugün
yaşanan problemlere işaret etmiştiniz" ya da "daha önce söylemiştiniz ancak neden ciddiye
alınmadı" türünden sorularla karşılaşıyor.
Geçtiğimiz yılın sonunda patlak veren krizin üzerinden aylar geçti, ancak hala
alınan kararların "acil kararlar" olmasını, reel sektöre sıranın bir türlü gelmemesini
eleştiren Başkan Narin, şimdi de krizin pek üzerinde durulmayan kısmına, siyasetteki sorunlara
işaret ediyor.
Narin, ekonomik krizin siyaset kurumundaki büyük sorunlardan kaynaklandığına dikkat çekerken,
uyarıyor: "Yasadığımız büyük ekonomik krizin, siyasi krizin bir parçası
olduğunu görüp, meseleyi bu temelde tartışmak lazım. Kimse bunu böyle
tartışmıyor; onun için de bunun sonu yok."
Işte Flash TV'de katıldığı bir programda Başkan Halit Narin'e yöneltilen sorular ve
yanıtları...
-Türkiye bir büyük ekonomik kriz içinde, yangın bacayı sarmış durumda. Fabrikalar
kapanıyor, insanlar işsiz. Siz bu krizin yıllardır geldiğini söylediniz.
Yıllardır fabrikaların içinde bulundukları güç durumun altını çizdiniz. Ancak ne zaman ki kriz gerçekten geldi, Türkiye reel ekonomiyi
keşfetti. Sayın Başkan, sizce bu noktaya niye geldik? Siyaset kurumunun krizdeki
payı nedir?
NARIN- Aslında Türkiye'nin ekonomik krizden çok siyasi krizi var. Yani siyasi krizi bir kenara iterek, hedefi
şaşırtarak bu krizleri tartışmak, işte görüyorsunuz, hiç kimseye fayda getirmiyor. Çünkü kimse,
işin hayati noktasına değinmiyor. Ekonomik krizin temelinde siyasi kriz var.
Eğer siyasetçi görevini eksiksiz yapmış olsaydı, bürokrasi üzerindeki denetimini
zamanında gerçekleştirmiş olsaydı, bugün siyasi kriz olur muydu? Evet, krizin temelinde, siyasetin ve bürokrasinin
işletmediği/işletemediği denetim mekanizması, alınmayan/aldırılamayan siyasi kararlar
yatıyor. Yaşadığımız ekonomik krizin, siyasi krizin bir parçasıi
olduğunu görüp, meseleyi bu temelde tartışmak lazım. Kimse bunu böyle
tartışmıyor; onun için de bunun sonu yok.
-Siyaset-ekonomi ilişkisi son derece önemli. Zaten o ilişki canlı bir
şekilde çalışmazsa, netice de galiba bugünkü netice oluyor. Alınmayan kararlar
işletilemeyen bürokrasiden söz ediyorsunuz. Sizi nasıl etkiliyor bu kaos
ortamı?
NARIN- Bizim Ankara'ya sunduğumuz raporlar var mesela. Bakanlara, Başbakana ve liderlere raporlar sunduk. Tekstil sektöründe 2 milyon
insanın işsiz kalması söz konusu. Tedbir alınması lazım. Ne yapılıyor? Hala
Uzakdoğu'dan mal geliyor, hala ithalatımızla Çinliler'in ev ekonomisini destekliyoruz. Ankara'da bir siyasetçi çıkıp bunu engelleyemiyor. Türkiye'ye giren her makara iplik, bir ailenin
ocağını söndürüyor. Diyemiyorlar ki, Gümrük Birliği'nden biz vazgeçtik. Ey Avrupa!...Bizim
vazgeçmemizi istemiyorsanız gelin, Gümrük Birliğini yeniden tartışalım, diyemiyorlar.
-Bu noktada acil çağrılar yapıyorsunuz sık sık...
NARIN- Çünkü 150 milyar dolar yatırım yapan tekstil sektörü, 100 bin
dolarlık krediyi bulamıyor. Ankara sokağa mı dökmek istiyor tekstilcileri? Esnaf yürüdü, çiftçi yürüdü,
şimdi biz de mi yürüyelim? İnsanlar işsiz. Şimdi 150 milyar dolarlık
yatırımın tamamıi atıl duruma geliyor. Bu müteşebbisler ne yapacak?
Diğer yandan ithal otomotivciler "kuru sabit tutalım, oto satışlarımız düşüyor" diyebiliyor. Hala ithal
malı otomobilleri nasıl satarız diye kavga veriyorlar. Şu ithalatla Türkiye'nin ekonomisini
mahvetmişiz. Milyonlarca insani işsiz bırakmışız.
Milyonlarca aile evinin dengesini yeniden nasıl kuracak dediğimiz zaman herkes
bankacılığı konuşmaya başlıyor. Peki kardeşim, bu bankacılık sektörü açıklado
işte, kar etmiş büyük bir kısmı. Bu paralar ne olmuş diye sorduğumuz zaman buna kimse cevap veremiyor.
-Mesajlarınız daha çok önce siyasetçiye, sonra da bürokrasiye. Orada da
işletilemeyen kurumlar var. Oradaki gündem ise daha farklı galiba...
NARIN- Şimdi, siyasetçi vatandaşın işsiz kaldığını göremiyorsa, bürokrasi de karar
alamıyorsa, burada yapılacak olan şey nedir? Sınırsız ithalat tekstile zarar veriyor. Dahilde
işleme rejimi kapsamında getirilenler, serbest bölgelerden sızanlar. Efendim Çin'le
yapılan ikili anlaşmalar...Bunların tümünün kaldırılması lazım. Ama bu
gidişe dur diyecek bürokrat, ve siyasetçi nerede? Ne konuşuluyor hala;
"bankaları kurtaralım" Peki, 90 senesinde kamu bankalarında görev
zararı var mıydı? 10 yıl önce milli bankaların görev zararı sıfır
liraydı, şimdi ise sermayeleri yetmiyor.
Eski bakan Metin Emiroğlu arkadaşımız, "eskiden 100 lirada 6 lira milli borcumuz
vardı, şimdi borç 100 liranın 66 lirasına çıkmış" diyor. "Ekonomiyi iyiye götürüyoruz" diyen
insanların dönüp de yaptıklarına bakmaları gerekir. Niye bakmıyorlar
yaptıklarına? Eğer memleket iyiye gidiyorsa hepimiz dua ederiz, teşekkür ederiz, destekleriz. Ancak sonuçta mutlu sektörler
yaratıldı. Bankacılık gibi birkaç sektör. Bu kadar geçen süre içinde
yapılanların hepsi bu kadar...
-Bankacılık sektörüne gelelim isterseniz...
NARIN- Bankacılık sektörü kilit sektördür. BU sektördeki eksikler-fazlalar masaya
yatırılmadığı sürece, ekonomide tekstil dahil, hiç bir sektörün, hiçbir
insanın problemine çare bulmak mümkün değildir.
-Sıradan bir müteşebüs ne düşünüyor bu kriz ortamında? Ne bekliyor sizce?
NARIN- Her geçen gün moraller daha da bozuluyor tabii. Artık hiç kimse
evladını müteşebbis yapmak istemiyor. Kendisi müteşebbislikten vazgeçtiği gibi,
evladını da müteşebbis yapmıyor. Yani, teşebbüs gücünün bu kadar
aşağılandığı, müteşebbisin bu kadar pespaye bir hale itildiği, bürokrasi içinde
ezildiği bir dönemi Türkiye Cumhuriyeti hiç yaşamamıştır. Ne paranız,
ne beceriniz, ne takımınız, ne ahenginiz...İstisnalar hariç, hepsi
perişan oldu. Koyu Fenerbahçeli Ali Sen, "artık her doğan çocuk
Galatasaraylı oluyor" demişti. Bu sözü şöyle de değiştirebiliriz belki. Gelecekte insanlar müteşebbis olup çile çekeceğine
fırsatçı olmayı tercih edecektir. Geldiğimiz nokta budur.
-Siyasette nasıl bir düzenleme bekliyorsunuz?
NARIN- Artık millet siyasetçiye karşı bir reaksiyon gösteriyor. Ama siyaset, demokrasinin temelidir. Biz diyoruz ki; siyasetçi açık olsun,
kanunlarımız açık olsun, siyasetçiye dokunma imkanımız olsun, siyasetçiye hesap sorma
imkanımız olsun ve siyasetçi de hesap vermek mecburiyetinde kalsın.
Bunlar, geldikleri gibi de gidebilsinler. Şimdi, geldikleri gibi gidemiyorlar; seçildikten sonra kimse
değiştiremiyor. Sayın bakanlarımız, "biz liderlerin bakanıyız" diyorlar;
sayın milletvekilleri,"biz liderlerin milletvekiliyiz" diyorlar. Kusura
bakmayın ama biz de buna "demokrasi" diyemiyoruz.
-Bir de sık sık kayıtdışı ekonomiye işaret ediyorsunuz. Bize bu durumun
yarattığı sonuçları, işverene yüklediği haksız yükü anlatır mısınız?
NARIN- Elimizde vergi rakamlari var; devletin çalışmaları. Vergi mükellefinin
sayısına bakıp kayıtdışı ekonominin hangi boyutlara geldiğine karar verelim. 2000
yılında 15 milyon vergi numarası varmış. Türkiye'de iş yapan, yani vergi mükellefi
olması gereken 35-40 milyona yakın insan var. Fakat bunların 20-25 milyonunun vergi
kaydı yok. İsmi yok, cismi yok. Varlığı var, kendisi yok.
Sonuçta söylemek istediğimiz şey şu; Önce işsiz kalan işvereni, işçiyi
işinin başına döndürmek lazım. Bu hedefin dışında atılan her adım, ancak dar
grupların işine yarar. Bu grubu gözeterek de sosyal dengeyi kuramazsınız. Huzurun
olmadığı yerde daima siyasi kriz olur. İşte, bugün biraz daha büyük olur, bundan sonra da daha da büyük olur. Bundan
kurtulmanın bir tek yolu var; siyasetçi, dokunulan adam olmalıdır. Bizim
istediğimiz bu...
Narin'den
BIÇAK KEMİĞE GİRMİŞ- "Artık demokrasilerde paketler
içine konmuş, kısa süreli, aldatıcı fonksiyonlara yer yok. Bir de
bıçak kemiğe dayanmamış, girmiş. 12 milyon insan daha ne kadar mağdur
edilebilir? Zaten toplam 20 milyon çalışma gücümüz var. Tüm değerlerimizin
altındaki halıyı çekiyoruz. Herkesi kapitalsiz duruma düşürdüğümüz
zaman, iş ortamını kaybettirirsiniz. Müteşebbisinden, çiftçisine
kadar. Ondan sonra ne olur? Kıyamet kopar."
DESTEK VERİRİZ AMA- "Milleti bu ekonomik krizden çıkarmaktır
amacımız diyorsanız, biz buna işverenler olarak işçilerle birlikte
başından sonuna kadar, el birliğiyle, destek veririz. Ama, kamu bizim
alerji noktamız. Çünkü kamu, siyasilerin elinde olan bir enstrüman.
Bizim elimizdeki tek enstrüman işimiz, aşımız. İnşallah bu paket
yalnız kamuyu kurtarma operasyonu, yalnız bankaları kurtarma
operasyonu olmaz. Basit şeyler söylüyoruz: Bizi üretken yapın, biz
üretkendik zaten, bizi ihracatçı yapın, biz zaten ihracatçıydık,
bizi tekrar müteşebbis yapın, bizim üzerimizde yeni müteşebbisler
doğurun, daha fazla büyüsün Türkiye."
DURUN KARDEŞİM DİYEN YOK- "Şimdi talan halinde bankalar
fabrika satıyorlar. Buna dur diyen bir tek müessese yok. Ankara'da,
"durun kardeşim, ekonomide bir kalkınma hamlesi yaratacağız"
diyen bir otorite yok. Yani, "ben sizi kurtaracağım"
diyorsunuz, fabrikaları açılamaz hale getiriyorsunuz. Peki, "bu
mudur program" diye insanlar soruyor. Fabrikasının kapısından içeriye
giremeyen işçinin "bu fabrika açılacaktır" diye ümidi
olmazsa, o insan programa nasıl bakar diye düşünen yok."