|
|
|
|
[ , ] |
|
![]()
ANMA :
GÜNCEL :
Tekstil sektörünün sorunları Devletin zirvesinde konuşuldu
Başbakanlık'ta tekstil zirvesi
Halit Narin: "Meclis tekstilin gücünü de problemlerini de
gördü"
Necmettin Öztemir: "Sorunlar güncellik kazandı"
GÖRÜŞ :
Öztemir'den iki aşamalı çözüm planı
SEKTÖR :
LİNKLER:
©2002 TÜTSİS
![]()
Her krize bir isim konulması adet oldu ya, içinde
bulunduğumuz krize de "cumhuriyet tarihinin en büyük krizi" deniyor artık.
İsim uzun ama içinde bir de olumlu mesaj taşıyor sanki. "En büyük kriz bu,
daha kötüsü olmaz artık" der gibiyiz. İktisatçı yazarlar bunu "kriz dibe
vurdu" diye formül haline getirdiler... Bir nevi müjde yani.
Daha büyüğünü yaşamak istemediğimiz bu "en büyük krizin" başlangıcı tam bir
yıl öncesine, 22 Kasım 2000'e uzanıyor. Unutulması imkansız, kasım
patlamasının medyadaki adı "Kara Çarşamba"ydı.
IMF'nin, Dünya Bankası'nın, G-7 denilen dünya zengini ülkelerin, yani cümle
alemin bildiğini halkımızdan saklamaya da gerek kalmadı sonunda. Reel sektörü
uzun zamandan beri unutan Türk bankacılık sisteminin aslında ne kadar da çürük
bir zemin üzerinde faaliyet yürüttüğü ortaya çıkmıştı.
***
Geçen yıl bu zamanlarda Demirbank'ın içine düştüğü ödeme güçlüğü dalga dalga
yayılmış ve sistemde büyük bir kilitlenme olmuştu. IMF paketi de uygulamadaydı
henüz, ancak somut hiç bir adım atılamıyordu.
Faizler fırlamış, sıcak para kaçmaya başlamıştı. Yabancıların kısa vadeli
döviz hareketleri tüm dengeyi yerle bir etmişti. 2000 yılının ilk on ayında
1.9 milyar dolarlık satış yapan yabancılar, kasım ayında ise tam 5.3 milyar
dolarlık satış gerçekleştirerekTürkiye'den adeta kaçmıştı. Kasım ayındaki 5.3
milyar dolarlık rakam, 1998 hariç, diğer yılların tümündeki rakamdan bile
büyüktü.
Ardından şubat krizi geldi. Kasım ayında şiddetli bir kroşe yiyen ekonomi,
şubat kriziyle havlu atmak zorunda kaldı.
19 Şubat'taki Çankaya tartışması ile başlayan yeni dönemde döviz kaçışı
görülmemiş bir biçimde hızlanmıştı. Bir günde tam 7.6 milyar dolarlık para
sistemden çıkmıştı. "Döviz çıpası" kırılmış "dalgalı sistem"e geçilmişti.
***
Bir yıl sonra şimdi geleneksel indirim günlerinin yapıldığı kasım ve aralık
aylarındayız. Tüketici yavaş yavaş evinden çıkıp alışverişe yöneliyor.
Dikkat!.. sadece çarşı ve pazarlarda dolaşanlar arttı diyoruz. Büyüme başladı
demek değil bu. Tersine küçülme sürüyor. İyimser beklentilere göre, Türkiye
yıl sonunda 8.5 ile 9 arasında küçülmüş olacak. Ama çarşıdaki bu hareket bile
Türkiye'yi sevindirmeye yetiyor şu sıralar.
Başka iyi işaretler de var tabii ki. Faizlerde gerileme eğilimi gözleniyor.
Borsada hisse senetleri yükselişte, IMF ile bir kez daha sıkı bir anlaşma
yapılacak. 10 milyar dolarlık dış kaynak kesin gibi. Kapıyı açmış yabancıların
yeniden dönmesini bekliyoruz.
***
Kimsenin keyfini kaçırmak için değil elbette ama, reel sektör yeniden uyarmaya
başladı, "sıcak paranın gecici mutluluk veren havasına kapılmayın" diye. Çünkü
ekonominin temel sorunları olduğu yerde duruyor. Bakalım Türkiye bu kez
krizden ders çıkarabilecek mi?.. Yoksa toplum olarak yeni yüzyılı da, daha
başından mı ıskalayacağız... "Finans kesimini düzeltelim, her şey yoluna
girecektir", türünden sözler artık kimseyi tatmin etmiyor. Çünkü finans kesimi
büyük karlar ederken de reel sektör aynı haldeydi. Bankaların tek başına
kendine de bir faydası yoktu üstelik...
Hani Nasrettin Hocaya sormuşlar:
- Hocam, at nalını evimizin kapısına assak uğur getirir mi? diye... Hoca cevap
vermiş:
- Zannetmiyorum. 0 nallardan her atta dört tane var ama, bütün gün kamçıdan
kurtulamıyor zavallılar...