[ , ]

Ana Sayfa / Editör'den

 

ANMA :

1938-2001: Minnetle Anıyoruz

 

GÜNCEL :

Tekstil sektörünün sorunları Devletin zirvesinde konuşuldu

Başbakanlık'ta tekstil zirvesi

Halit Narin: "Meclis tekstilin gücünü de problemlerini de gördü"

Necmettin Öztemir: "Sorunlar güncellik kazandı"

 

GÖRÜŞ :

Öztemir'den iki aşamalı çözüm planı

 

SEKTÖR :

Dr. BiNHAN BİRKAN (OĞUZ): Doha'da başlayan DTÖ müzakereleri dünya ticaretinde haksız rekabeti önleyecek mi?

 


LİNKLER:

tekstilisveren.org.tr

üyelerimize duyurular

 

 

©2002 TÜTSİS

En büyük ve en son kriz mi?

Her krize bir isim konulması adet oldu ya, içinde bulunduğumuz krize de "cumhuriyet tarihinin en büyük krizi" deniyor artık. İsim uzun ama içinde bir de olumlu mesaj taşıyor sanki. "En büyük kriz bu, daha kötüsü olmaz artık" der gibiyiz. İktisatçı yazarlar bunu "kriz dibe vurdu" diye formül haline getirdiler... Bir nevi müjde yani.
Daha büyüğünü yaşamak istemediğimiz bu "en büyük krizin" başlangıcı tam bir yıl öncesine, 22 Kasım 2000'e uzanıyor. Unutulması imkansız, kasım patlamasının medyadaki adı "Kara Çarşamba"ydı.
IMF'nin, Dünya Bankası'nın, G-7 denilen dünya zengini ülkelerin, yani cümle alemin bildiğini halkımızdan saklamaya da gerek kalmadı sonunda. Reel sektörü uzun zamandan beri unutan Türk bankacılık sisteminin aslında ne kadar da çürük bir zemin üzerinde faaliyet yürüttüğü ortaya çıkmıştı.
***
Geçen yıl bu zamanlarda Demirbank'ın içine düştüğü ödeme güçlüğü dalga dalga yayılmış ve sistemde büyük bir kilitlenme olmuştu. IMF paketi de uygulamadaydı henüz, ancak somut hiç bir adım atılamıyordu.
Faizler fırlamış, sıcak para kaçmaya başlamıştı. Yabancıların kısa vadeli döviz hareketleri tüm dengeyi yerle bir etmişti. 2000 yılının ilk on ayında 1.9 milyar dolarlık satış yapan yabancılar, kasım ayında ise tam 5.3 milyar dolarlık satış gerçekleştirerekTürkiye'den adeta kaçmıştı. Kasım ayındaki 5.3 milyar dolarlık rakam, 1998 hariç, diğer yılların tümündeki rakamdan bile büyüktü.
Ardından şubat krizi geldi. Kasım ayında şiddetli bir kroşe yiyen ekonomi, şubat kriziyle havlu atmak zorunda kaldı.
19 Şubat'taki Çankaya tartışması ile başlayan yeni dönemde döviz kaçışı görülmemiş bir biçimde hızlanmıştı. Bir günde tam 7.6 milyar dolarlık para sistemden çıkmıştı. "Döviz çıpası" kırılmış "dalgalı sistem"e geçilmişti.
***
Bir yıl sonra şimdi geleneksel indirim günlerinin yapıldığı kasım ve aralık aylarındayız. Tüketici yavaş yavaş evinden çıkıp alışverişe yöneliyor. Dikkat!.. sadece çarşı ve pazarlarda dolaşanlar arttı diyoruz. Büyüme başladı demek değil bu. Tersine küçülme sürüyor. İyimser beklentilere göre, Türkiye yıl sonunda 8.5 ile 9 arasında küçülmüş olacak. Ama çarşıdaki bu hareket bile Türkiye'yi sevindirmeye yetiyor şu sıralar.
Başka iyi işaretler de var tabii ki. Faizlerde gerileme eğilimi gözleniyor. Borsada hisse senetleri yükselişte, IMF ile bir kez daha sıkı bir anlaşma yapılacak. 10 milyar dolarlık dış kaynak kesin gibi. Kapıyı açmış yabancıların yeniden dönmesini bekliyoruz.
***
Kimsenin keyfini kaçırmak için değil elbette ama, reel sektör yeniden uyarmaya başladı, "sıcak paranın gecici mutluluk veren havasına kapılmayın" diye. Çünkü ekonominin temel sorunları olduğu yerde duruyor. Bakalım Türkiye bu kez krizden ders çıkarabilecek mi?.. Yoksa toplum olarak yeni yüzyılı da, daha başından mı ıskalayacağız... "Finans kesimini düzeltelim, her şey yoluna girecektir", türünden sözler artık kimseyi tatmin etmiyor. Çünkü finans kesimi büyük karlar ederken de reel sektör aynı haldeydi. Bankaların tek başına kendine de bir faydası yoktu üstelik...


Hani Nasrettin Hocaya sormuşlar:
- Hocam, at nalını evimizin kapısına assak uğur getirir mi? diye... Hoca cevap vermiş:
- Zannetmiyorum. 0 nallardan her atta dört tane var ama, bütün gün kamçıdan kurtulamıyor zavallılar...