[ , ]

Ana Sayfa / Editör'den

 

ANMA :

1938-2001: Minnetle Anıyoruz

 

GÜNCEL :

Tekstil sektörünün sorunları Devletin zirvesinde konuşuldu

Başbakanlık'ta tekstil zirvesi

Halit Narin: "Meclis tekstilin gücünü de problemlerini de gördü"

Necmettin Öztemir: "Sorunlar güncellik kazandı"

 

GÖRÜŞ :

Öztemir'den iki aşamalı çözüm planı

 

SEKTÖR :

Dr. BiNHAN BİRKAN (OĞUZ): Doha'da başlayan DTÖ müzakereleri dünya ticaretinde haksız rekabeti önleyecek mi?

 


LİNKLER:

tekstilisveren.org.tr

üyelerimize duyurular

 

 

©2002 TÜTSİS

1938-2001 Minnetle anıyoruz..

"Tarih, milletlerin yükseliş ve çöküş sebeplerini ararken birçok siyasi, askeri, toplumsal sebepler bulmakta ve saymaktadır. Şüphe yok, bütün bu sebepler, toplumsal olaylarda rol oynarlar. Fakat, bir milletin doğrudan doğruya hayatıyla, yükselişiyle, çöküşüyle ilişkili ve ilgili olan, milletin ekonomisidir.

Tarihin ve tecrübenin tespit ettiği bu hakikat, bizim milli hayatımızda ve milli tarihimizde de tamamen belirmiş bulunmaktadır. Hakikaten Türk tarihi araştırılırsa, bütün yükseliş ve çöküş sebeplerinin bir ekonomi meselesinden başka birşey olmadığı anlaşılır. Tarihimizi dolduran bunca başarılar, zaferler veya yenilgiler, yokluk ve felaketler, bunların hepsi meydana geldikleri devirlerdeki ekonomik durumumuzla ilgili ve ilişkilidir. Yeni Türkiye'mizi layık olduğu seviyeye eriştirebilmek için mutlaka ekonomimize birinci derecede önem vermek zorundayız. Çünkü, zamanımız tamamen bir ekonomi devresinden başka birşey değildir...
M. Kemal ATATÜRK


Kemal Atatürk'ün ekonomi kavramları

Prof. Dr. Pvotr P. MOlSEYEVCO
 

Atatürk Devrimleri Araştırma Enstitüsü Müdürü Profesör Y. Altuğ, şimdiye kadar Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk Başkanı Atatürk'ün askerlik, diplomasi, eğitim ve iç siyasal alanlanndaki devrimleri incelendiği halde ekonomi alanının ihmal edildiğini yazıyor.


Gerçekten de, Atatürk'ün ekonomi kavramlannın oluşması ve ülkesinin ekonomik bağımsızlığı için savaşta gösterdiği pratik faaliyet şimdilik az incelenmiştir. Ancak, Atatürk'ün 100. doğum yıldönümü dolayısıyla hem SSCB'de, hem Türkiye'de ve diğer ülkelerde bu konuda ilk yapıtlar yayımlandı. Yakın ye Ortadoğu'da ilk burjuva cumhuriyetinin doğuşu Atatürk'ün faaliyetine bağlıdır. Bu, tarihsel bir kişi olarak Atatürk'ün gösterdiği yararlılıktır. Fakat, Atatürk yalnız ülkesinin politik bağımsızlığı için yorulmadan savaşan kişi değildi; ekonomik bağımsızlık için yapılan mücadelenin becerikli teşkilatçısı da idi.

O'nun 100. doğum yıldönümü münasebetiyle İstanbul Üniversitesi'nde yapılan sempozyumda (Mayıs 1981'de), Kemalist kalkınma modelinin, üçüncü dünya ülkelerinin yalnız politik değil, ekonomik bağımsızlık için yaptığı savaşın örneklerinden biri olduğuna dikkat çekildi.
Ulusal Kurtuluş Mücadelesi zamanında olduğu gibi, ülkenin ekonomik kurtuluşu için savaşa asıl Atatürk başkanlık etti. Atatürk, hem savaş yolları ile metotlarının teori bakımından esaslandırılmasına, hem bağımsız ulusal ekonomiyi meydana getirme, yolundaki çalışmalann yönetilmesine büyük dikkat gösteriyordu.
Atatürk'ün bildirdiğine göre, vatanının geri kalmasına ve bağımlı olmasına yol açan somut sebeplerden biri, Avrupa devletlerinin ayrıcalığını sağlama bağlayan ve sultan Türkiye'sini yıkıcı yabancı rekabete karşı koyma olanağından yoksun eden kapitülasyonlardır. "Rakiplerimiz yeni doğan sanayimizi yok etti" diyordu M. Kemal; "Tarımımızı baltaladı, ekonomik ve mali kalkınmamızda engel oldular."
M. Kemal'in başkanlığında yeni Türkiye hükümetinin, ekonomik hayatı canlandırmak, toplumsal ilerlemeyi hızlandırmak için almak istediği pratik önlemlerden biri, Atatürk'ün deyimiyle, Türk halkının kanıyla hükümsüz bırakılan kapitülasyonların bir daha geri dönmemesi için yabancı kapitalin hakim durumuna son verilmekti.
Aslında O, ulusal ekonominin kalkındırılması için yabancı sermayenin celbedilmesi olanağını kabul ediyordu, ama şu şartlarda: Türkiye'ye azami yarar, yabancı imtiyaz sahiplerine normal minimum. Mustafa Kemal diyordu ki, "İmtiyaz sahipleri, Türkiye'nin bugünkü ve yarınki kanunlarına tabi olurlarsa ve bu konuda kabul ettiği prensiplere saygı gösterirlerse, Türkiye yabancı kapitalden seve seve faydalanacak."
Genel olarak Türkiye, Mustafa Kemal tarafından belirlenen politik hattı, yabancı kapitale ihtiyatla yanaşma hattını, tüm 20'li ve 30'lu yıllar boyunca izledi.
Politik bağımsızlık elde edildikten sonraki ilk yıllarda, Türkiye hükümetinin başlıca dertlerinden biri, gümrük özerkliği için savaştı. Bu, ekonomik bağımsızlığın en önemli unsurlarındandı. Bu, Türkiye için dikenli bir sorundu, çünkü 1923 yılında Lozan'nda imzalanan barış anlaşması, ülkenin gümrük tarifelerini artırmasına imkan vermediğinden yabancı malların akmasını önleyecek set çekme olanaklarını bir hayli sınırlıyordu.

M. Kemal bu hususta şöyle dedi:
"Eğer devlet, ülke ve halkının ihtiyaçlarına göre gümrük tarifelerini saptayamıyorsa, yabancılara karşı hatta yargı yetkisinden faydalanamıyorsa, bu devlet elbette bağımsız bir deylet sayılamaz."


K. Atatürk'ün yönetimindeki Türk hükümetinin gümrük özerkliğini elde etme çabaları sayesinde, en nihayet, yabancı mallann kontrolsüz akımından iç piyasayı koruyan önlemler alındı. İhracat-ithalat operasyonlarının ayarlanmasında Türk makamlarına tam serbestlik tanıyan Temmuz 1929 tarihli yeni Gümrük Tarifesi Kanunu, önemi bakımından sözü geçen tedbirler arasında kuşkusuz birinci geliyordu.
. İlk cumhuriyet yıllarında K. Atatürk, devlet için önemli olan bazı işletmeleri ancak toplulaştırmayı önermişken, sonralan birçok halk ekonomi dallarında devlet sektörünü meydana getirme ve özel teşebbüsü etkileyecek ekonomik ayarlama tedbirleri alma yoluyla modem üretim şekillerini hızla vücuda getirmek için devletin ekonomiye faal olarak karışması söz konusu oldu.
20'li yıllarda cumhuriyetçi hükümetin ekonomik stratejisinin ana hatları, Meclis'in 3. (1 Mart 1922'de) ve 4. (1 Mart 1923'te) toplantılarının açılış oturumlannda M. Kemal tarafından açıklandı, fakat bu hatlar Şubat 1923 tarihli İzmir Ekonomik Kongresi'nin açılış oturumunda ayrıntılarıyla açıklanmıştı.

M. Kemal'in teşebbüsü üzerine çağrıtan ve Türk toplumunun tüm sınıf ve tabakalarını (köylü, işçi, tüccar, sanayici, sivil ve askeri aydınları) temsil eden kongre, yeni Türkiye yöneticilerine, yabancı istilacılar kovulduktan sonra vatanın sosyo-ekonomik gelişmesinin yol ve usulleri üstünde, halkın görüşünü ve oyunu öğrenmek olanağını sağladı.
M. Kemal'in yönetiminde yapılan kongre oturumlarında hazırlanıp, delegeler tarafından oybirliğiyle kabul edilen program belgesi "ekonomik misak" olarak adlandırıldı ve Ocak 1920 tarihinde kabul edilen Milli Misak'ı tamamlamış gibi oldu.
Izmir Kongresi'nde birçok sorun arasında, devletin ekonomik rolü sorunu ele alınmışsa da, o zaman özel teşebbüsün her suretle genişletilmesine başlıca önem veriliyordu. Türk yazarları, M. Kemal'in görüşlerinin evriminde şu kurala dikkat ettiler: Atatürk, Milli Kurtuluş Mücadelesi'nin zaferinden önce ekonominin kalkındırınlmasına devleti celbetme fikrini defalarca öne sürdü, ama zaferden sonra öncelikle özel teşebbüsü teşvik etme ve "zararsız" yabancı sermayeyi celbetme fıkri dikkat merkezine oldu. Bu nedenle O'nun İzmir Kongresi'nde söylediği program nutkunda kendi milyonerlerini, hatta milyarderlerini yetiştirerek ve büyük çiftlik sahiplerini himaye altına alarak, ulusal kapitalist ekonomiyi meydana getirme çağrısında bulunması, öte yandan da devletçilik üstüne bir tek söz bile söylememesi, tesadüf değildi.


Gerçekten de M. Kemal, özel teşebbüsün yaratıcı rolüne içten inanmaktan başka, kendi örneğini göstererek, işadamlarını değişik ekonomi dallarına kapital yatırmaya çağırıyordu. Türk yazarlarının kanısınca, 20'li yılların koşullarında M. Kemal, ekonomiyi kalkındırmak için vatanı, Avrupa'da olduğu gibi zenginler, fabrikatörler, bankerler, büyük çiftçiler ve işadamları ülkesine çevirmekten başka bir.yol görmüyordu.
Türk işvereninin ekonomiyi çıkmazdan çıkaramadığı ve ekonomik bağımsızlığı sağlayamadığı iyice anlaşıldıktan sonra, 30'lu yılların başında M. Kemal ve hemfikirleri, proteksiyonizm ve ekonomik hayata devletin faal karışması fikrine bel bağlamaya başladılar.
Aslında devletçilik prensibinin amacı, kapitalizmin maddi üretim temelini oluşturmada başlıca yükü devletin omuzlarına yüklemekti. K, Atatürk, kendisi bu prensibi şöyle belirledi: "Devletçiliğin bizce manası şudur: Fertlerin hususi teşebbüslerini esas tutmak, fakat büyük bir milletin, geniş bir memleketin bütün ihtiyaçlarını ve gerekli şeyler yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket iktisadiyetini devletin eline alması..."
Zamanla devletin ekonomik faaliyeti, birçok ekonomi dallarını ve iş faaliyet alanlarını kapsadı. Modern sanayi işletmelerinin, ocak ve maden ocaklarının, demir ve şose yollarının kurulması, banka ve başka çeşit mali enstitülerin meydana getirilmesi, devletin tarım ve ticaret işlerine daha genişçe karışması, 30'lu yıllarda Kemal Atatürk'ün iştiraki ve teşebbüsüyle alınan tedbirlerin tam olmayan listesi budur.
Ekonomik bağımsızlık için yapılan savaşın bilgili yöneticisi ve teşkilatçısı olan K. Atatürk'ün, ülkesi karşısında gösterdiği tarihsel yararlılık, ekonominin merkezden ayarlanması rolü ve önemini doğru olarak değerlendirmesinde de kendini gösterdi. 1919-1933 yılları arasındaki dönemde kapitalist ülkeleri kapsayan ekonomik bunalım koşullarında, öte yandan SSCB'de beş yıllık planın gerçekleştirilmesinde ilk başarılar elde edildiği durumda K. Atatürk, Türkiye ekonomisinde plan ilkelerini uygulamak gerektiği kanısına varıyor. O'nun teşebbüsü ve Sovyet ekonomik eksperlerinin yardımı ile 1934-1938 yıllarını kapsayan dönemde sanayiin meydana getirilmesini öngören beş yıllık program hazırlandı. Bilimsel yapıtlarda bu program, "İlk Türk Beş Yıllık Planı" olarak adlandırıldı. Ama bu pek de doğru değil. Programın gerçekleştirilmesinde belirlenen başarılar, K. Atatürk'e, Mayıs 1935'te Cumhuriyet Halk Partisi'nin 4. Kongresi'nin açılış oturumunda şu açıklamayı yapma olanağını sağladı: "Şimdi en başta duran ödevimiz, geniş endüstrileştirme programının gerçekleştirilmesine başlamaktır."


Atatürk'ün dünya görüşünün ve pratik faaliyetinin özünü en önemli şu iki faktör belirledi:
1- Yönetici ve ideologu Atatürk olan Türk halkının anti-emperyalist mücadelesi,
2- Atatürk'ün kapitalist Batı'nın fikirler değerine bağlı olması,
20'li ve 30'lu yıllarda Atatürk tarafından savunulan ekonomik bağımsızlık savaşı fikirleri, kuşkusuz, 2. Dünya Savaşı'ndan sonra dünyanın politik haritasında ortaya çıkan gelişmekte olan ülkelerde belirli kavramların oluşmasını etkiledi.


(*) MPM'nin aylık yayın organı Anahtar dergisinden özetlendi