|
|
|
|
[ , ] |
|
![]()
ANMA :
GÜNCEL :
Tekstil sektörünün sorunları Devletin zirvesinde konuşuldu
Başbakanlık'ta tekstil zirvesi
Halit Narin: "Meclis tekstilin gücünü de problemlerini de
gördü"
Necmettin Öztemir: "Sorunlar güncellik kazandı"
GÖRÜŞ :
Öztemir'den iki aşamalı çözüm planı
SEKTÖR :
LİNKLER:
©2002 TÜTSİS
"Tarih, milletlerin yükseliş ve çöküş sebeplerini ararken
birçok siyasi, askeri, toplumsal sebepler
bulmakta ve saymaktadır. Şüphe yok, bütün bu sebepler, toplumsal olaylarda rol
oynarlar. Fakat, bir milletin doğrudan doğruya hayatıyla, yükselişiyle,
çöküşüyle ilişkili ve ilgili olan, milletin ekonomisidir.
Tarihin ve tecrübenin tespit ettiği bu hakikat, bizim milli hayatımızda ve milli tarihimizde de tamamen belirmiş bulunmaktadır. Hakikaten
Türk tarihi araştırılırsa, bütün yükseliş ve çöküş sebeplerinin bir ekonomi
meselesinden başka birşey olmadığı anlaşılır. Tarihimizi dolduran bunca
başarılar, zaferler veya yenilgiler, yokluk ve felaketler, bunların hepsi
meydana geldikleri devirlerdeki ekonomik durumumuzla ilgili ve ilişkilidir.
Yeni Türkiye'mizi layık olduğu seviyeye eriştirebilmek için mutlaka
ekonomimize birinci derecede önem vermek zorundayız. Çünkü, zamanımız tamamen
bir ekonomi devresinden başka birşey değildir...
M. Kemal ATATÜRK
Prof. Dr. Pvotr P. MOlSEYEVCO
Atatürk Devrimleri Araştırma Enstitüsü Müdürü Profesör Y. Altuğ, şimdiye kadar Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk Başkanı Atatürk'ün askerlik, diplomasi, eğitim ve iç siyasal alanlanndaki devrimleri incelendiği halde ekonomi alanının ihmal edildiğini yazıyor.
Gerçekten de, Atatürk'ün ekonomi kavramlannın oluşması ve ülkesinin ekonomik
bağımsızlığı için savaşta gösterdiği pratik faaliyet şimdilik az
incelenmiştir. Ancak, Atatürk'ün 100. doğum yıldönümü dolayısıyla hem SSCB'de,
hem Türkiye'de ve diğer ülkelerde bu konuda ilk yapıtlar yayımlandı. Yakın ye
Ortadoğu'da ilk burjuva cumhuriyetinin doğuşu Atatürk'ün faaliyetine bağlıdır.
Bu, tarihsel bir kişi olarak Atatürk'ün gösterdiği yararlılıktır. Fakat,
Atatürk yalnız ülkesinin politik bağımsızlığı için yorulmadan savaşan kişi
değildi; ekonomik bağımsızlık için yapılan mücadelenin becerikli teşkilatçısı
da idi.
O'nun 100. doğum yıldönümü münasebetiyle İstanbul Üniversitesi'nde yapılan
sempozyumda (Mayıs 1981'de), Kemalist kalkınma modelinin, üçüncü dünya
ülkelerinin yalnız politik değil, ekonomik bağımsızlık için yaptığı savaşın
örneklerinden biri olduğuna dikkat çekildi.
Ulusal Kurtuluş Mücadelesi zamanında olduğu gibi, ülkenin ekonomik kurtuluşu
için savaşa asıl Atatürk başkanlık etti. Atatürk, hem savaş yolları ile
metotlarının teori bakımından esaslandırılmasına, hem bağımsız ulusal
ekonomiyi meydana getirme, yolundaki çalışmalann yönetilmesine büyük dikkat
gösteriyordu.
Atatürk'ün bildirdiğine göre, vatanının geri kalmasına ve bağımlı olmasına yol
açan somut sebeplerden biri, Avrupa devletlerinin ayrıcalığını sağlama
bağlayan ve sultan Türkiye'sini yıkıcı yabancı rekabete karşı koyma
olanağından yoksun eden kapitülasyonlardır. "Rakiplerimiz yeni doğan
sanayimizi yok etti" diyordu M. Kemal; "Tarımımızı baltaladı, ekonomik ve mali
kalkınmamızda engel oldular."
M. Kemal'in başkanlığında yeni Türkiye hükümetinin, ekonomik hayatı
canlandırmak, toplumsal ilerlemeyi hızlandırmak için almak istediği pratik
önlemlerden biri, Atatürk'ün deyimiyle, Türk halkının kanıyla hükümsüz
bırakılan kapitülasyonların bir daha geri dönmemesi için yabancı kapitalin
hakim durumuna son verilmekti.
Aslında O, ulusal ekonominin kalkındırılması için yabancı sermayenin
celbedilmesi olanağını kabul ediyordu, ama şu şartlarda: Türkiye'ye azami
yarar, yabancı imtiyaz sahiplerine normal minimum. Mustafa Kemal diyordu ki,
"İmtiyaz sahipleri, Türkiye'nin bugünkü ve yarınki kanunlarına tabi olurlarsa
ve bu konuda kabul ettiği prensiplere saygı gösterirlerse, Türkiye yabancı
kapitalden seve seve faydalanacak."
Genel olarak Türkiye, Mustafa Kemal tarafından belirlenen politik hattı,
yabancı kapitale ihtiyatla yanaşma hattını, tüm 20'li ve 30'lu yıllar boyunca
izledi.
Politik bağımsızlık elde edildikten sonraki ilk yıllarda, Türkiye hükümetinin
başlıca dertlerinden biri, gümrük özerkliği için savaştı. Bu, ekonomik
bağımsızlığın en önemli unsurlarındandı. Bu, Türkiye için dikenli bir sorundu,
çünkü 1923 yılında Lozan'nda imzalanan barış anlaşması, ülkenin gümrük
tarifelerini artırmasına imkan vermediğinden yabancı malların akmasını
önleyecek set çekme olanaklarını bir hayli sınırlıyordu.
M. Kemal bu hususta şöyle dedi:
"Eğer devlet, ülke ve halkının ihtiyaçlarına göre gümrük tarifelerini
saptayamıyorsa, yabancılara karşı hatta yargı yetkisinden faydalanamıyorsa, bu
devlet elbette bağımsız bir deylet sayılamaz."
K. Atatürk'ün yönetimindeki Türk hükümetinin gümrük özerkliğini elde etme
çabaları sayesinde, en nihayet, yabancı mallann kontrolsüz akımından iç
piyasayı koruyan önlemler alındı. İhracat-ithalat operasyonlarının
ayarlanmasında Türk makamlarına tam serbestlik tanıyan Temmuz 1929 tarihli
yeni Gümrük Tarifesi Kanunu, önemi bakımından sözü geçen tedbirler arasında
kuşkusuz birinci geliyordu.
. İlk cumhuriyet yıllarında K. Atatürk, devlet için önemli olan bazı
işletmeleri ancak toplulaştırmayı önermişken, sonralan birçok halk ekonomi
dallarında devlet sektörünü meydana getirme ve özel teşebbüsü etkileyecek
ekonomik ayarlama tedbirleri alma yoluyla modem üretim şekillerini hızla
vücuda getirmek için devletin ekonomiye faal olarak karışması söz konusu oldu.
20'li yıllarda cumhuriyetçi hükümetin ekonomik stratejisinin ana hatları,
Meclis'in 3. (1 Mart 1922'de) ve 4. (1 Mart 1923'te) toplantılarının açılış
oturumlannda M. Kemal tarafından açıklandı, fakat bu hatlar Şubat 1923 tarihli
İzmir Ekonomik Kongresi'nin açılış oturumunda ayrıntılarıyla açıklanmıştı.
M. Kemal'in teşebbüsü üzerine çağrıtan ve Türk toplumunun tüm sınıf ve
tabakalarını (köylü, işçi, tüccar, sanayici, sivil ve askeri aydınları) temsil
eden kongre, yeni Türkiye yöneticilerine, yabancı istilacılar kovulduktan
sonra vatanın sosyo-ekonomik gelişmesinin yol ve usulleri üstünde, halkın
görüşünü ve oyunu öğrenmek olanağını sağladı.
M. Kemal'in yönetiminde yapılan kongre oturumlarında hazırlanıp, delegeler
tarafından oybirliğiyle kabul edilen program belgesi "ekonomik misak" olarak
adlandırıldı ve Ocak 1920 tarihinde kabul edilen Milli Misak'ı tamamlamış gibi
oldu.
Izmir Kongresi'nde birçok sorun arasında, devletin ekonomik rolü sorunu ele
alınmışsa da, o zaman özel teşebbüsün her suretle genişletilmesine başlıca
önem veriliyordu. Türk yazarları, M. Kemal'in görüşlerinin evriminde şu kurala
dikkat ettiler: Atatürk, Milli Kurtuluş Mücadelesi'nin zaferinden önce
ekonominin kalkındırınlmasına devleti celbetme fikrini defalarca öne sürdü,
ama zaferden sonra öncelikle özel teşebbüsü teşvik etme ve "zararsız" yabancı
sermayeyi celbetme fıkri dikkat merkezine oldu. Bu nedenle O'nun İzmir
Kongresi'nde söylediği program nutkunda kendi milyonerlerini, hatta
milyarderlerini yetiştirerek ve büyük çiftlik sahiplerini himaye altına
alarak, ulusal kapitalist ekonomiyi meydana getirme çağrısında bulunması, öte
yandan da devletçilik üstüne bir tek söz bile söylememesi, tesadüf değildi.
Gerçekten de M. Kemal, özel teşebbüsün yaratıcı rolüne içten inanmaktan başka,
kendi örneğini göstererek, işadamlarını değişik ekonomi dallarına kapital
yatırmaya çağırıyordu. Türk yazarlarının kanısınca, 20'li yılların
koşullarında M. Kemal, ekonomiyi kalkındırmak için vatanı, Avrupa'da olduğu
gibi zenginler, fabrikatörler, bankerler, büyük çiftçiler ve işadamları
ülkesine çevirmekten başka bir.yol görmüyordu.
Türk işvereninin ekonomiyi çıkmazdan çıkaramadığı ve ekonomik bağımsızlığı
sağlayamadığı iyice anlaşıldıktan sonra, 30'lu yılların başında M. Kemal ve
hemfikirleri, proteksiyonizm ve ekonomik hayata devletin faal karışması
fikrine bel bağlamaya başladılar.
Aslında devletçilik prensibinin amacı, kapitalizmin maddi üretim temelini
oluşturmada başlıca yükü devletin omuzlarına yüklemekti. K, Atatürk, kendisi
bu prensibi şöyle belirledi: "Devletçiliğin bizce manası şudur: Fertlerin
hususi teşebbüslerini esas tutmak, fakat büyük bir milletin, geniş bir
memleketin bütün ihtiyaçlarını ve gerekli şeyler yapılmadığını göz önünde
tutarak, memleket iktisadiyetini devletin eline alması..."
Zamanla devletin ekonomik faaliyeti, birçok ekonomi dallarını ve iş faaliyet
alanlarını kapsadı. Modern sanayi işletmelerinin, ocak ve maden ocaklarının,
demir ve şose yollarının kurulması, banka ve başka çeşit mali enstitülerin
meydana getirilmesi, devletin tarım ve ticaret işlerine daha genişçe
karışması, 30'lu yıllarda Kemal Atatürk'ün iştiraki ve teşebbüsüyle alınan
tedbirlerin tam olmayan listesi budur.
Ekonomik bağımsızlık için yapılan savaşın bilgili yöneticisi ve teşkilatçısı
olan K. Atatürk'ün, ülkesi karşısında gösterdiği tarihsel yararlılık,
ekonominin merkezden ayarlanması rolü ve önemini doğru olarak
değerlendirmesinde de kendini gösterdi. 1919-1933 yılları arasındaki dönemde
kapitalist ülkeleri kapsayan ekonomik bunalım koşullarında, öte yandan SSCB'de
beş yıllık planın gerçekleştirilmesinde ilk başarılar elde edildiği durumda K.
Atatürk, Türkiye ekonomisinde plan ilkelerini uygulamak gerektiği kanısına
varıyor. O'nun teşebbüsü ve Sovyet ekonomik eksperlerinin yardımı ile
1934-1938 yıllarını kapsayan dönemde sanayiin meydana getirilmesini öngören
beş yıllık program hazırlandı. Bilimsel yapıtlarda bu program, "İlk Türk Beş
Yıllık Planı" olarak adlandırıldı. Ama bu pek de doğru değil. Programın
gerçekleştirilmesinde belirlenen başarılar, K. Atatürk'e, Mayıs 1935'te
Cumhuriyet Halk Partisi'nin 4. Kongresi'nin açılış oturumunda şu açıklamayı
yapma olanağını sağladı: "Şimdi en başta duran ödevimiz, geniş
endüstrileştirme programının gerçekleştirilmesine başlamaktır."
Atatürk'ün dünya görüşünün ve pratik faaliyetinin özünü en önemli şu iki
faktör belirledi:
1- Yönetici ve ideologu Atatürk olan Türk halkının anti-emperyalist
mücadelesi,
2- Atatürk'ün kapitalist Batı'nın fikirler değerine bağlı olması,
20'li ve 30'lu yıllarda Atatürk tarafından savunulan ekonomik bağımsızlık
savaşı fikirleri, kuşkusuz, 2. Dünya Savaşı'ndan sonra dünyanın politik
haritasında ortaya çıkan gelişmekte olan ülkelerde belirli kavramların
oluşmasını etkiledi.
(*) MPM'nin aylık yayın organı Anahtar dergisinden özetlendi