[ , ]

 

Ana Sayfa / Editör'den

 

GÜNCEL :

Halit Narin'den ekonomik / politik uyarılar

 

EKONOMİ :

Ekonomi kayıt dışına itilmesin

Kayıt dışı ekonominin boyutları büyüyor

 

EUROCOTON:

Eurocoton Genel Kurulu Brüksel'de yapıldı

 

ARAŞTIRMA :

Türkiye-Meksika serbest ticaret anlaşmasına doğru

 

HUKUK KÖŞESİ :

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin farklı kararları üstüne düşünceler

 

GÖSTERGELER:

Tekstil ve hazır giyim tek fuarda buluşuyor


LİNKLER:

tekstilisveren.org.tr

üyelerimize duyurular

 

 

 

 

"Ekonomik mücadelede yönetimi destekleriz, milletimizle, hükümetimizle bu sorunların altından kalkarız mutlaka. Ama 4 milyar doları 48 saatte yutan adamın hesabını almadan bir yere gitmemeliyiz. Biz, o 4 milyar doları yutanlardan millet olarak mutlaka hesap sormalıyız. Bu hesabı bugünkü siyasetçiler de verecektir, yarınkiler de verecektir."

Başkan Halit Narin, bir süreden beri, çok kritik dönemlerden geçen Türkiye ekonomisinde krizden çıkışın ancak reel sektörün canlandırılmasıyla mümkün olabileceğini ifade ediyor. Bu yöndeki net mesajlar sendikamız tarafından hazırlanarak hükümet üyelerine sunulan çalışmalarda da geniş bir şekilde yer aldı. Bununla birlikte son krizin üzerinden uzunca bir süre geçti, ancak uygulamadaki "acil ekonomik paket"in hala son ve temel politika olup olmadığı bile tartışmalı. Başkan Narin bir kez daha belirsizlik ortamının tüm ekonomiyi derinden etkilediğini belirterek uyarıyor:

 

"Siyasetçi memleketin derdine eğilerek tedbir almak durumundadır. Ancak bu mekanizmanın çalıştırılamadığı bir gerçek."

 

Tekstil İşveren'in bu ayki sayısında, Başkan Halit Narin'in çeşitli vesilelerle hem ekonomi yönetimine hem de iş dünyasına yönelik mesajlarını derledik. İşte Narin'in yeni döneme ilişkin uyarıları...

 

"Siyasetçinin görevi"

 

.. Siyasetçi memleketin derdine eğilerek tedbir almak durumundadır. Ancak bu mekanizmanın çalıştırılamadığı bir gerçek. Bazı alanlarda tanınan toleranslar millete zarar veriyor. Örneğin tekstil... Tekstilde ithalat fazla... Bunları defalarca söyledik ama, artık bir çaresine bakılmalı. "Dur arkadaş, ben senden tekstil almam, alamam, çünkü benim insanlarım 150 milyar dolar yatırım yapmış, burada 4 milyon insan çalışıyor, ben bunlan işsiz, aşsız bırakırsam memleketin ekonomisi, sosyal dengesi bozulur." diyecek bürokrat ve politikacılar gerekli.

 

.. Sayın Derviş güzel bir performansla geldi. Sakin konuşuyor, fazla vaatlerde bulunmuyor. İyi güzel de reel sektöre ne var? Reel sektöre bir şey yok. Patlak veren krizin üzerinden bu kadar zaman geçti, bankacılık sektörünün dışında hiçbir şeyden söz edilmedi. Peki bankacıyı kurtardığın zaman neyi kurtarmış olacaksınız?

 

"Borçlanma politikası yanlış"

 

.. Yabancı ülkeler son 200 seneden beri kapitülasyonlan artırma yollarını arıyorlar. Yani size fazla borç veriyorlar, verdikleri borçtan dolayı da taviz alıyorlar. Hükümetin son aylardaki işlerine bakın gerçeği görürsünüz. Hükümet dışarı heyetler göndererek borç para bulma derdinde. Borç almak o kadar da zor değil. Zor olan üretimi ihracatı harakete geçirmek, bu da yapılmıyor.

 

Borç veren ülkeler de ya ihracatınıza fren koyuyor, ya da teknolojinize ambargo koyuyor.

 

.. Şimdi finans sektörüne dayalı bir ekonomik model çıkmış ortaya. Hiç kimse de bu finans sektörünü tarif edememiş. Rahmetli İnönü'nün "ortanın solu"nu tarif edemediği gibi. Reel sektör ise üreten, ticaret yapan sektördür. Türkiye üreten ülke olmalıdır. Borç dilenen bir ülke değil. Ancak Gümrük Birliği, üretime dönük hedefleri dejenerasyona uğrattı.

 

Avrupa Birliği; kendini Türkiye'ye açmak şöyle dursun, Türkiye'nin tüm pazarını kendine açtı. Bu yetmedi dünyanın devleri Çin'e, Hindistan'a kapılar sonuna kadar açıldı.

 

"İhracatın tarifi bile yok"

 

.. Şimdi "ihracatla kalkınacağız" diyen bir ekonomik modelde, "hangi ihracatla kalkınacağız"ın tarifi yok. Reel sektörün bile tarifıni yapın deseniz, hükümet zorlanacak. Çin'den gelen gömleğe bir düğme ekleyerek dışarı gönderen mi ihracatçı? Burası çok önemli. Bankacılık sektörünün, finans sektörünün laflarıyla değil, işçi emeğiyle, vatandaş emeğiyle üretilen malı ihraç edenler, gerçek ihracatçıdır derseniz iş değişir. O vakit işveren de işçi de çiftçi ve şöför de tekrar işinin başına döner. Yani ülke üreterek büyür. Ancak politikacı bunu anlamıyor, bürokrat bunu anlamıyor; halen ikili anlaşma diyor, halen finans sektörü diyor.

 

"Heyecan yaratılmalı"

 

.. Hep banka konuşuluyor, hep para konuşuluyor ama kimin için? Bir tek vatandaşıma, bir tek müteşebbis arkadaşıma en ufak bir güvence veren yok. Doğruyu söylemek ve işe işaret ettiğimiz noktalardan başlamak önemli. İşte o zaman program gerçekçi olur. Bu noktalar ihmal edilmeye devam ederse, Türkiye'nin karnını doyurmak mümkün olmaz. Vergi mi istiyorsun, ithalatçıdan al. İster tüketim malı olsun, ister yatırım malı olsun. Senin ithalata, ham maddenin dışında hiçbir şeye ihtiyacın yok. Tekstilde olduğu gibi, kapanan ekonominin öncelikle açılması lazım. Ne olursa olsun anlaşmak lazım dış ülkelerle. Ithalatı kısıtlamak gerektiğininin anlatılması lazım. Çünkü başka türlü çıkış yok demek lazım. Yani, bir formül mutlaka bulunmalı ve ben bundan 15 sene evvelki kalkınma heyecanıma yeniden gelebilmeliyim.

 

"Ankara'nın gündemi farklı"

 

.. Ankara'nın gündemi maalesef Türkiye'den çok uzakta. Yani sistemi tarif etmenin tabii ki bin tane yolu var. Şimdi ben kapital sahibi bir sektörün temsilcisiyim, ama biz işçilerimizle beraber büyümüşüz, işçilerimizle beraber önlük giyip çalışmışız. Şimdi milletvekillerine bakın, bir sorun kendi arabasıyla kaç tane köylünün evine tek başına gitmiş, kaç tane esnafın kapısını çalmış. Her gittiği yere kalabalık gruplar halinde gitmiştir, şamatayla gürültüyle. Orada ne konuşulur ki? Evine gelen misafıri ağırlarsın, bizde gelenekler böyle. Misafire hakaret edemezsin, misafire ağır söz söylemezsin ki..

 

.. Tekstilde fabrika kapanmış, herkes işsiz. Neden, Çin'den Uzakdoğu'dan gelen mallar... Benim işçim işsiz kalmış, işverenler işsiz kalmış, 100 milyar dolara yakın yatırımım havada kalmış. Eximbank ihracatı kredilendiriyormuş. Hangi ihracatı? Çin malına ihracat kredisi veriyor. Olur mu böyle şey!.. Evet... Türk Eximbank'ı Çin malına ihracat kredisi veriyor tekstilde. Sormuyor menşeini.. "Yerli malı mıdır, işçisi var mıdır, SSK primi var mıdır" diye sormuyor. Yani Ankara başka bir dille konuşuyor.

 

.. Ankara'dan biz bir şey istiyoruz. Ankara, çok yüksek bir mevki; kanun yapabiliyor, devlet mekanizmasını çalıştırıyor, devletin sistemini kuruyor. İsteğimiz şu: Siyasetçinin artık küçük işlerle uğraşan, yanlış hedefler gösteren bu yanlış adamları elinin tersiyle itmesi lazım. İşverenlerini çağırıp teker teker konuşması lazım. Bizim bir tek derdimiz var, işimiz ve aşımız. Ankara'nın ne derdi var onu anlayamıyoruz. Ama, bir gerçek var ki, bu memleket aç ve işsiz kalırsa yanlışlıklar çok büyür.

 

.. Politika, insanlara daha huzurlu bir yaşam kurabilmek için vardır. İnsanların işini, aşını koruyabilmelidir, Politika bunun için tedbirler alan mevkidir. Ancak Ankara'da bu anlamda yanlışlıklar var. Tartışılacak olan şey ekonomik kriz değildir; siyasetin yapmadıklarını tartışmak, yapabilecek hale getirmek ve ondan sonra ekonomik krize de parmak basmak gerekir. Hadise buradan başlamadan ve tabandaki çiftçiyle diyalog kurmadan hiçbir zaman da halledilemez.

 

"Hesap sorulmalı"

 

.. Ekonomik mücadelede yönetimi destekleriz, milletimizle, hükümetimizle bu sorunların altından kalkarız mutlaka. Ama 4 milyar doları 48 saatte yutan adamın hesabını almadan bir yere gitmemeliyiz. Biz, o 4 milyar doları yutanlardan millet olarak mutlaka hesap soramalıyız. Bu hesabı bugünkü siyasetçiler de verecektir, yarınkiler de verecektir.

 

Tekstil sektörüne 50 bin dolar, 100 bin dolar vermeyen malı sektör milyar dolarları bir-iki gecede yutabiliyor. Milletin hesap sorma hakkı var. Millet hesap sormazsa, politikacı da hesap vermezse, bürokrasi de hesap vermezse bu memleket daha çok krizler görür. Biz artık bu krizin mutlak ve mutlak son olmasını istiyoruz.

 

.. Avrupa artık kriz tartışmıyor. Avrupa hayatı daha da kolay ve verimli kılmanın peşinde. Mesela Hollanda'da memurlar artık evlerinde çalışacaklar. Bizim emeklimize bakın bir de. Kuyruklarda can veriyor. Hastanelerde günler aylar süren sıralar var. Hem para vereceksiniz, hem bekleyeceksiniz, hem vergi ödeyeceksiniz, hem ikinci sınıf vatandaş muamelesi göreceksiniz. Hem müteşebbis olacaksınız, hem de bir banka şube müdürünün elinde oyuncak olacaksınız. Böyle bir düzeni Avrupa'da göremezsiniz.

 

.. Başkasından borç alacağınıza vatandaşınızdan borç alın. Hazine bonosunu bankaya satacağınız yerde millete satın, göreceksiniz ne kadar ucuza satacaksınız. Bankalara para yedirmekten, her sene 20 milyar dolar verip onları zengin etmekten başka bir iş yapmadık. Enflasyonda yüzde 20'yi garanti edin, bonoyu yüzde 95'e bankalara değil, yüzde 30'a halka satın. Hükümet böyle icraat yaparsa, bir tek kuruş borçlanmadan hem borçlarımızı öderiz, hem de memleketi kalkındırırız.

 

"Siyasetin kuralları değişmeli"

 

.. Siyasetin kuralları değişmeli, bürokrasinin kuralları değişmeli, seçimlerin de kuralları değişmeli. Bu bizim isteğimiz yapılsın demek değil, tartışılsın istiyorum. Ben dar bölge sisteminde seçtiğim milletvekiliyle daha kolay diyalog kurabileceğime inanıyorum. Ben milletvekilimle konuşabilmeliyim. Ankara'ya gittiği zaman Halit Narin, ciddi bir organizasyonla karşılaşacağını bilmeli, mesela bürokraside bir iş yanlış yapılıyorsa, siyasetçi hesap sorabilmeli.

 

.. Her şeye rağmen Türkiye güçlüdür, kuvvetlidir, ekonomisi sağlamdır. Bugün müteşebbis gücü bitmiştir, ama yeniden canlandırılabilir. İşçisinin işi yoktur, ama yeniden iş sahibi yapılabilir. Milletin sakladığı paralar tekrar ekonomiye döndürülebilir. Yurt dışındaki vatandaşlarımızın büyük tasarrufları var, bunlar tekrar Türkiye'ye gelebilir. Ancak bütün bunlar için birçok şeyin derhal harakete geçirilmesi lazım.