3 Devrimci teknoloji

Teknolojinin başrole yerleştiği bir gelecek, tekstil ve hazır giyim sektörünün de kapısını çalıyor. Birbirinden devrimci üç teknolojiyi inceledik.

Atlayan, zıplayan, kapı açan, hatta vatandaşlık verilen robotlar, sürücüsüz otomobiller, kripto paralar, güneş enerjili otoyollar, iPhone ile çekilen sinema filmleri, yapay zekâ destekli müzik albümleri… Geleceğe hoşgeldiniz. Çünkü şimdi aynı gelecek, tekstil ve hazır giyim sektörünün de kapısını çalıyor. Buyrun, birbirinden devrimci üç teknolojiye yakından bakalım.

Örümcek ağlarından dikilmiş gibi duran, vücudu zar zor kapatan elbiseler, Ortaçağ’ın metal zırhlarından ilham almış plastikten bluzlar, üç boyutlu, kabarık baloncukların yan yana tutturulmasıyla yapılmış etekler ilk kez podyumlarda görülmeye başladığında başka bir dünyanın moda anlayışıyla karşı karşıyaymışız duygusuna kapılmadan edememiştik. Ne gözümüze güzel gelmişti, ne de ilginç bir fikir olmanın ötesinde kabul edilebilir bulmuştuk.
En büyük sorun kullanılan materyaldi. Ticari olarak uygun polilaktik asitten üretilmiş modeller ne rahat ne de yeterince esnekti. Konvansiyonel kumaşlar gibi hava geçirmiyorlardı. Bu da vücudun nemini ememedikleri ve nefes aldırmadıkları anlamına geliyordu. Dökümlü de olamıyor, dolayısıyla rahatça oturup, kalkmaya hareket etmeye olanak sağlamıyor, sonuçta da giyilebilir kıyafetlere dönüşmüyorlardı.
Aslında yaratıcılarının amacı da elbette bir gardırop dolusu kullanılamayacak kadar tuhaf kıyafet yaratmak değildi. Tam tersine geleceğin insanlarına süper kahramanlara layık özellikler de kazandıran giyeceklerin yolunu açmayı umuyorlardı. Ateşe dayanıklı, kurşun geçirmez, basınca dirençli, leke tutmayan, sıcak ya da soğuğu hissettirmeyen şeyler giymek harika olmaz mı? Hele bunların birebir kendi vücut ölçülerimizde, tamamen beğenilerimiz doğrultusunda hazırlanması?
Şimdi bu sorulara yavaş yavaş olumlu yanıtlar verilmeye başlanıyor. Tekstilin bin yıllardır süren geleneksel dokuma ve dikme süreci, inovatif tasarımcıların gösterdikleri kararlılıkla sarsılıyor. Örneğin threeASFOUR’un beyni Gabi Asfour, iki boyutlu dokumaları, üç boyutlu hale getirmenin ve 3D baskı makinelerinde hayata geçirmenin yaratıcı yollarını araştırıyor. Her yeni adım, 3D baskının taşıdığı sorunlara yanıt bulmaya çalışıyor. Lazer kesimin yardımıyla kumaş, çok daha nefes alabilen ve hareketleri rahatça yapmayı sağlayan özellikler kazanıyor. İngiliz moda tasarımı öğrencisi Monika Januszkiewicz de lazer sinterleme tekniğiyle ve eğilip bükülen, esneyen, nispeten yumuşak “Material TPU 92A-1” maddesinden yararlanıp bir elbise yaratmayı başardı.
Bu alanda devrim niteliğindeki değişim ise tamamen moda dışından geldi. NASA, dökümlü, sık dokulu bir 3D kumaşı başarıyla yapmış durumda. Bir tarafı son derece parlak, diğer tarafı mat, çift taraflı kullanılabilen bir materyal. Ama piyasaya çıkıp çıkmayacağı, gündelik hayata nasıl gireceği şimdilik muamma.
Kaldı ki, çok dert edilecek bir durum da yok ortada. Konvansiyonel malzemelerle de 3D baskıyı kullanmak mümkün. Sonuçta 3D baskı, prensip olarak bilgisayarda tasarlanan veya üç boyutlu taranan modellerin kullanılan malzemeyle çok hızlı veya ekstra kalıba ihtiyaç duymadan üretilmesi manasına geliyor. İlle de uçar kaçar malzemeye takılmamak lazım. Her ne kadar artık sektöre veda etmiş olsa da örneğin Electroloom şirketi, ilk 3D kumaş yazıcısını geliştirmiş ve kumaş ile 3D baskı yapmaya başlamıştı. Geliştirdikleri yazıcı, elektro lif çekim yöntemiyle kumaşları 3D basıyor; bu da CAD dosyalarını, çoraplara, fanilalara, tişörtlere dönüştürüyordu. Electroloom bugün piyasada olmasa da bayrağı yere düşmüş değil. Kniterate firması geliştirdiği 3D örgü makinesiyle kaşkoldan eşarba pek çok tekstil ürününü elde edebiliyor. Dikişsiz, tam olarak istenen renkte, desende… Tüketicileri podyuma çağıran Unmade şirketi de aynı prensiple çalışıyor. Ama müşterilerin de yaratıcı sürece katılmalarını sağlıyor.
3D baskıda yeni sentetik ya da yarı sentetik malzemeler de yavaş yavaş kabul ediliyor. Hatta ayakkabılarda, aksesuarlarda çoktan yerini aldı bile. Kıyafetlerde de bir bölümü sentetik malzemeyle 3D basılmış tasarımlar görülmeye başlandı. 3D’nin moda sektörüne girmesinin asıl önemli etkisi de bu teknolojiyi sektöre ilk taşıyan isimlerden Iris van Herpen gibi tasarımcılara sınır tanımayan hayal güçlerini gerçeğe dönüştürme imkânı vermesi. Öyleyse sözü, Iris van Herpen’e bırakıp bu bahsi kapatalım:
“Bugün bildiğimiz anlamda  3D baskının modanın geleceği olacağını düşünmüyorum. Ama kesinlikle bütün yaratıcı alanlarda –mimarlık, tasarım, sanat ve moda- bir şey ortaya çıkarmanın eski yollarının yani iki boyutlu başlayıp sonra bunu 3 boyuta uyguladığımız yöntemlerin tarih olacağına inanıyorum. Gelişmeler çok hızlı. 4D alanında araştırma ve prototiplemeler başladı bile.”

Bukalemun kumaşlar
Gerçekten masal aleminde yaşamaktan hiç farkı yok. Arkadaşlarınızla buluşmak için evden çıktınız. Sizden önce gideceğiniz mekâna ulaşmış, sosyal medyadan fotoğraf bile paylaşmaya başlamışlar. Ama o da ne? Hepsi rengârenk, cıvıl cıvıl giysiler içinde. Oldu mu şimdi üzerinizdeki bu pastel bluz? Çok kısa bir süre sonra telaşa hiç gerek olmayacak.
Fotokromik teknolojisindeki ilerlemeler, birbirinden ilginç çözümler ortaya çıkarmaya başladı. Üstelik çözümler, farklı bilimsel ilkeler üzerine inşa edilen farklı yöntemlere dayanıyor. Michigan Üniversitesi’ndeki bilimadamları tarafından keşfedilen ilk yöntem, çok küçük kristal membranların, ışığın çeşitli dalga boylarına maruz kaldığında farklı reaksiyon vermesine dayanıyor. ABD ordusu kamuflaj tekniklerini geliştirmek için bu teknolojiyi kullanıyor.
Montreal’deki Concordia Üniversitesi’nde de başka bir yaklaşım doğrulanmaya çalışılıyor. “Karma Bukalemun” denilen projenin parçası olan bilim insanları, insan vücudunun hareketlerinden elektrik üretmenin yolunu arıyor ve bunu bir çeşit elektronik kumaşta kullanmak istiyorlar. Kullanılan çok ince akım, iplikle beraber süper iletkenlerin de dokunduğu kumaşı tetikleyecek, o da rengin değişmesini sağlayacak ya da giyenin eylemlerine göre kumaşın yüzeyinde değişiklik olmasını sağlayacak. Her şeyin ötesinde bu yöntemde umulan, vücut aracılığıyla kendini şarj edebilen ve bağımsız olarak enerji depolayabilen bir kumaş yaratmak.
Google’ın Project Jaquard’ı da prensipte aynı amacı güdüyor. Yalnız onun hedefi renk değiştirmek değil. Kıyafetin içine yerleştirilen sensörlerle, yalnız ceketinize ve pantolonunuza dokunarak kapıyı açmanız, telefona cevap vermeniz, oda sıcaklığını değiştirmeniz mümkün olabiliyor.
Ama tabii konumuz bu kadar kapsamlı değil. Şimdilik ilgilendiğimiz renk değiştiren kumaşlar. Bu konuda en ilginç yöntemlerden biri üzerinde Budapeşte merkezli tekstil tasarımcısı Judit Eszter Karpati ve Esteban de la Torre (EJTech) çalışıyor. Chromosonic adlı projeleri, ses dalgalarını kumaştaki boyanın doğasını etkileyen düşük düzeyli ısıya çeviren bir teknoloji yaratmak. Tekstil rengindeki dinamik değişiklikler, işlenmiş ses dosyalarından türetiliyor. Serigrafi, ısıyla değişen boyada tekstili kaplamakta kullanılıyor. Ses kumaşa dokunmuş  yani içinden geçen telleri ısıtıyor, böylece desen ve renk değişiyor.  
Berkeley’deki bir grup araştırmacı da Google’ın Project Jaquard’ı ile ortaklaşa Ebb adını verdikleri bir renk değiştirme teknolojisi üzerinde çalışıyor. Ebb’in özündeki teknoloji, termokromik boyayla tek tek kaplanmış iletken ipliklerin kullanılmasına dayanıyor. İpliklere elektrik gittiğinde ısınıp renk değiştiriyorlar. Mevzu sadece siyah tişörtü yeşile çevirmekle de sınırlı kalmıyor, tişörtün üzerindeki simge de değişebiliyor.
Bütün bu teknolojiler işin henüz çok başında ama epey umut vaat ediyorlar.

Bir çeşit Terminatör olmak        
Konumuz kendi kendini tamir eden kumaşlar. Bu konudaki çalışmalar da tıpkı renk değiştiren kumaşlar da olduğu gibi dört koldan, farklı farklı prensipler, bakış açıları, uygulamalarla sürüyor.
Bu alandaki çalışmaların bir kısmı geleneksel tekstiller kullanarak kendi kendini tamir eden kumaşlar üretmeye odaklanıyor. Prosedür hayli basit. Tabaka tabaka çoğul elektrolit kaplanarak kendi kendini tamir etmesi sağlanacak ana materyal, bu tabakaları yaratması için bir dizi, özel elde edilen protein yoğun sıvıya batırılıyor. Kaplama, günlük kıyafetlerde fark edilemeyecek kadar, bir mikrondan daha ince bir tabaka oluşturuyor. Bu tabaka çok ince olmasına karşın, materyalin dayanıklılığını baştan başa artırıyor.
Bazı araştırmalar, yalnız kendi kendini tamir eden ya da dayanıklılığını artıran nitelikte kumaşlar üretmeye çalışmakla kalmıyor, bu kumaşların farklı koruyucu özellikler kazanmasına da uğraşıyorlar. Araştırmacılar, bu tür kumaşlarla askerlerin kimyasal ve biyolojik saldırılara karşı korunmasının sağlanabileceğini, işçilerin kazayla toksik maddelerle ya da çiftçilerin fosforlu böcek ilaçlarıyla temas etmesinin önlenebileceğini söylüyorlar.
Tıpkı bu tür zararlı dış etkenlerden korunmak gibi, iş suya dayanıklı kumaşa geldiğinde de sorun sadece görünümden fazlasını etkiliyor. Bu nedenle Avustralya’daki Deakin Üniversitesi’nden araştırmacılar süperamfifobik (yani ekstra ekstra suya dayanıklı), zarar gördüğünde kendi kendini tamir edip, sıvıları uzak tutabilecek bir kumaş üzerinde çalışıyor.
Applied Materials &Interfaces dergisinde açıklandığına göre temel prensip şu: Kumaşın, çok düşük ısıda eriyerek boşlukları, yani yırtık ve delikleri kapatıp su geçirmez özelliği yeniden sağlayacak çok özel bir materyalle kaplanması. Şimdilik sonuç başarılı. Deneyler sırasında bu maddeyle kaplı kumaşın su geçirmezlik bir yana 100 jilet darbesine de dayandığı ortaya çıkmış. Üstelik 200’den fazla yıkanmaya da olanak vermiş.
Ama bu alanda bombayı MIT’deki bilimadamları patlatmış durumda. Koli bakterisinin kendisini kopyalamasından hareket ederek, bir canlı gibi kendisini yeniden düzenleyen ve iyileştiren bir çeşit kumaş üzerinde çalışıyorlar.
Bütün bu gelişmeler gösteriyor ki, pek kısa bir süre içinde “tekstil” derken bugün kastettiğimizden hayli farklı bir sektörü kastediyor olacağız.
Teknolojinin başrole yerleştiği bir gelecek, tekstil ve hazır giyim sektörünün de kapısını çalıyor. Birbirinden devrimci üç teknolojiyi inceledik.