Çalışma hayatında sosyal şartlar AB gündeminde!

06-05-2024

Avrupa Birliği kurumlarının uzun süredir üzerinde çalıştığı ‘Kurumsal Sürdürülebilirlik Özen Yasası’, Şubat ayında Avrupa Konseyi’nde yeterli oyu alamadı ve yeniden düzenlenmesi için geri gönderildi. Üzerinde tekrar çalışılan uzlaşma metni, ilk taslağa göre oldukça hafifletilmiş hükümler içeriyor. İlk düzenlemenin, özellikle Almanya ve Fransa’nın geri adım atmasıyla reddedilmesi, Birlik kurumları arasında gerginliğe yol açtı. Özellikle bazı iş dünyası temsilcisi kurumların şüpheyle yaklaştığı taslağın geçmemesi üzerine politika yapıcılar, iş dünyasının etkisi ve baskısı altında kalmakla suçlandı.

Tuba Kobaş Huvaj / TTSİS Genel Sekreter Yardımcısı

Bu derginin sayfalarında sıklıkla sizlerle paylaştığımız üzere, Avrupa Birliği’nde (AB) yaşamın her alanında kökten değişiklikler getiren Yeşil Mutabakat kapsamında, tekstil üretimini etkileyen tam 16 adet yasal düzenleme çalışması yapılıyor. Atık yönetimi, geri dönüşüm, kimyasallar, dijital ürün pasaportu, genişletilmiş üretici sorumluluğu gibi üretimin çevresel etkilerine ilişkin çok sayıda düzenlemenin yanı sıra, çalışma koşulları ve sosyal şartlarla ilgili çok önemli taslaklar da gündemde.

Bunlardan AB menşeli ya da AB’de faaliyet gösteren şirketlere insan haklarıyla ilgili yükümlülükler getiren Kurumsal Sürdürülebilirlik Özen Yasası (Corporate Sustainability Due Diligence Directive / CSDDD) üzerinde, ilgili AB kurumları yaklaşık iki yıldır çalışıyordu. Taslağın son hali Avrupa Parlamentosu (AP) tarafından 20 Ocak’ta Avrupa Konseyi’ne getirilmiş ve oylanmak üzere 28 Şubat’taki toplantının gündemine alınmıştı. Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı’nı yürüten Belçika tarafından oya sunulan taslak, özellikle Almanya ve onu takiben İtalya ve Fransa’nın destek vermemesi üzerine sürpriz bir şekilde onay alamadı.

CSDDD, belirli büyüklüğün üzerindeki AB şirketlerine ve cirolarının belirli bir kısmını bu bölgede yapan AB dışı şirketlere tedarik zincirlerini sıkı denetleme, raporlama yükümlülüğü ve olası ihlaller karşısında sorumluluk getiriyor. Düzenleme, şirketlerin kendilerinin, alt şirketlerinin ve hatta tüm tedarik zincirlerinin faaliyetlerinde gerçekleşen, potansiyel insan hakları ve çevre ihlalleri karşısındaki yükümlülüklerine dair bir çerçeve sunuyor. Şirketlerden potansiyel ihlallere karşı önlem almaları ve ihlal durumunda telafi edici programlar uygulamaları beklenirken, maddi cezalar da tanımlanıyor.

Hazırlanırken tartışmalara yol açan, özellikle iş dünyası temsilcileri tarafından eleştirilen taslağın en tartışmalı yönleri, kapsama giren şirketlerin belirlenme kriterleriydi. Bu yükümlülük kapsamına girecek şirketlerin çalışan sayısı ve uluslararası pazarlardaki toplam cirosu bakımından büyüklüğü konusunda farklı görüşler vardı. Örneğin Avrupa Komisyonu ve Konseyi 500’den fazla çalışanı ve 150 milyon Euro üstü cirosu olan daha büyük ölçekli firmaların yükümlü olmasını savunurken; AP bu eşiği aşağı çekerek 250 çalışan ve 40 milyon Euro ciroya sınırlamak, başka bir deyişle kapsamı geniş tutmak istiyordu. AP son taslakta kapsamı daraltmayı kabul etse de bu, Konsey’in onayı için yeterli olmadı.

Başka bir tartışma konusu, AB’li şirketlerin üçüncü ülkelerdeki tedarik zinciri faaliyetlerindeki muhtemel insan hakları ihlallerinden sorumlu tutulmaları ve getirilen ağır maddi cezalardı. İş dünyasının, kontrolleri altında olmayan tedarikçilerinin faaliyetleri sebebiyle cezalandırılmanın çok ağır olduğu; bunun AB şirketlerinin uluslararası rekabetçiliğini etkileyeceği gibi, AB’li vatandaşların mal ve hizmetlere erişimini de kısıtlayacağı yönünde eleştirileri bulunuyordu. Tekstil ve hazır giyim sektörü ise; tedarik zincirindeki çocuk işçilik ve zorla çalıştırma suçlamalarından dolayı tartışmaların merkezindeydi. Sektörün küresel düzeyde en büyük tedarikçisi Çin’de, Sincan bölgesindeki tartışmalı uygulamalar ve özellikle pamuk tedarikinde önemli bir kaynak haline gelen Özbekistan’daki zorla tarlada çalıştırma iddialarını hatırlamakta fayda var. Tekstil sektörünün bu sepeble ‘yüksek riskli’ olarak etiketlenerek, ölçek eşiklerinden bağımsız olarak kapsama alınması da uzun süre tartışılmıştı.

İş dünyası ne istiyor?

Avrupa iş dünyasının en önemli temsilcilerinden Business Europe yaptığı açık çağrılarda “Biz de Avrupalı şirketler olarak insan haklarına saygılıyız, adil ve etik çalışma şartlarından yanayız; fakat bu düzenlemeler ölçüsüz” anlamında eleştiriler getirmişti. Yaptığı basın toplantısında Başkan Markus Beyrer “Üçüncü ülkelerdeki tedarikçilerimizden hangi bilgileri isteyeceğimiz net değil. Muhtemelen bazı ülkelerdeki bilgi güvenliği düzenlemelerinden dolayı bu verileri toplayamayacağız ve bu tedarikçilerimizi terk etmek zorunda kalacağız. Bu, AB’ye üretim yapan gelişmekte olan ülkelerdeki çalışanları işsiz bırakacak ve yerel halklara zarar verecek” diyerek yasa yapıcıları düzenlemeyi hafifletmeye çağırmıştı. Oylama yaklaşırken, Almanya’da İşveren Örgütü BDA da hükümete mektup yazarak, “bu yasanın Avrupalı şirketleri zora sokacağı, insan haklarıyla ilgili ölçüsüz davalara muhatap edeceği” konusunda uyarmıştı.

Yasa tasarısı, Avrupa kurumları arasında gerginliğe yol açtı

Tüm bu tartışmalara rağmen tasarının, yine de Konsey oylamasında geçmesi ve Haziran’daki büyük Avrupa seçimlerinden önce yürürlüğe girmesi bekleniyordu. Özellikle Almanya başta olmak üzere, İtalya ve Fransa’nın oylarıyla yasa geçmedi. Yasayı hazırlayan AB Parlamenteri ve Raportör Lara Wolters oylamadan sonra bir basın toplantısı düzenleyerek üye devlet temsilcilerinden oluşan AB Konseyi’ni “sadece iş dünyasının çıkarlarını korumakla, iş dünyasının oyuncağı olmakla, ciddi olmamakla, iki yıllık emeği çöpe atmakla” suçladı, hayli sert söylemlerde bulundu.

Uzlaşma sağlanacak mı?

AB’de yasa yapma prosedürleri gereği, Dönem Başkanı Belçika, çoğunluk oyu alamayan taslağı bir kez daha düzenledi ve ‘uzlaşma tasarısı’ hazırladı. Yeni metindeki en önemli değişiklik, daha önce de tartışma konusu olan ‘kapsama kriterleri.’ Yeni tasarıda, kapsama giren şirket sayısını düşürmek ve ilk etapta sadece çok büyük ölçekli şirketleri kapsamak amacıyla çalışan sayısı eşiği 500’den bine, yıllık ciro eşiği ise 150 milyondan 450 milyon Euro’ya çıkarıldı. Bu rakamlar, ilk üç yıllık geçiş süreci için 5 bin çalışan ve 1.5 milyar Euro olarak belirlendi. Ayrıca şirketlerin sorumlu tutulduğu aktiviteler kısıtlanırken, şirketin ‘indirekt’ iş yaptığı tedarikçiler sorumluluk alanından çıkarıldı. İnsan hakları ihlallerinden etkilenen kişilerin adalete erişimi ve şirketlerin hangi hallerde yasal olarak sorumlu tutulacağı konularında da uzlaşmalar önerildi. Bu oldukça hafifletilmiş yeni metin Mart ortasında Avrupa Konseyi’nin ilgili organlarında onaylandı ve yürürlüğe girmesi için son adım olan Avrupa Parlamentosu’na gönderildi. 24 Nisan’daki Parlamento oturumunda ise oyların yarısından biraz fazlasını alarak kabul edildi.

Alman tedarik zinciri yasas› da yürürlükte

Hatırlamak gerekir ki; 2023 yılından bu yana Almanya’nın da bir ‘Tedarik Zinciri Yasası’ var. Bu da, zaten AB düzeyinde bir yasa yapılırken, Almanya’nın kendi yasasını yaparak çelişkili bir durum yarattığı gerekçesiyle eleştirilmişti. AB çapında hazırlanan yasaya göre daha hafif olmakla birlikte, bu yasa bin kişi üzerinde çalıştıran Alman şirketlere tedarik zincirlerindeki insan hakları ve çevresel riskler için risk yönetim sistemleri kurmak, önleyici ve düzeltici planlar yapmak, şikayet mekanizmaları oluşturmak ve tüm bunları raporlama gibi zorunluluklar getiriyor. Tedarikçi ülkelerin bu yasaların kendileri için ne gibi şartlar getirdiğine yönelik haklı sorular karşısında Alman hükümeti, çeşitli ülkelerde bilgilendirme çalışmaları yapıyor. Sendikamızın da katıldığı, Almanya’nın İstanbul Başkonsolosluğu tarafından gerçekleştirilen bilgilendirme toplantısında, Almanya’nın Türkiye’den yapılan tedariki çok önemsediği ve ticaretin sekteye uğramaması için ülkemizde bazı ‘iş dünyası bilgi noktaları’nın hayata geçirileceği bilgisi paylaşıldı.

Tedarik zincirinde özen, OECD’de de tartışılıyor

Tekstil sektörü, tedarik zincirinin uzun ve komplike yapısı, insan ve çevre açısından riskli ülkelerde üretim yapılması sebebiyle özenli tedarik zinciri düzenlemeleri konusunda odak alanlardan biri. OECD’nin bu konuda ‘Hazır Giyim Sektöründe Özenli ve Sorumlu Tedarik Zinciri için Rehber’ adlı bir yayını bulunuyor. OECD ayrıca artık her yılın Şubat ayında gelenekselleşen bir OECD Due Diligence Forum da düzenleyerek, sektörün önemli paydaşlarını işçi ve işveren örgütleriyle bir araya getiriyor. Sendikamızın da katıldığı 2024 Forumu’nda, tekstil ve hazır giyim değer zincirinde risklerin nasıl yönetilmesi gerektiğine dair fikir alışverişi yapıldı. Forum’a Bangladeş’teki tekstil işçilerinin hareketi damga vurdu. 2023’ün son aylarında başlayan ve izleri halen devam eden olaylar, Bangladeş’teki işçilerin daha iyi yaşam koşulları ve ücret talepleri için toplanmalarına kolluk kuvvetlerinin müdahalesiyle kanlı çatışmalara sahne olmuştu. İşçi hakları savunucuları, Forum sırasında bu olayları sık sık gündeme getirerek, tedarikçilerine işçilere daha yüksek ücret vermeleri için baskı yapmayan markaları suçladı. Onları, “müşterilerine şirin gözükmek için göstermelik sürdürülebilirlik politikaları oluştururken gerçekte hiçbir şey yapmamakla” eleştirdi.

Forum’da öne çıkan bir başka konu ise, son zamanlarda markaların satın alma pratikleri arasına da giren şikayet mekanizmaları oldu. Gerek özenli tedarik zinciri rehberleri, gerekse markalar, üreticilerden çalışanlarının şikayetlerini şirket yönetimine iletebilecekleri bir mekanizmanın kurulmasını talep ediyor. Bununla birlikte çalışanlarının şikayetlerini bildirmekten kaçınacakları şartların oluşmasını engellemeleri de isteniyor; örneğin fiziksel dilek-şikayet kutularının kameraların göreceği noktalara koyulmaması ya da elektronik ortamda isim belirtmeden iletilebilmesi gibi… Ayrıca şirketlerden bu şikayetleri değerlendirmek üzere belirli aralıklarla toplanan bir komisyon kurulması ve etkin bir şekilde çalışması için sistem oluşturulması da bekleniyor.

Son olarak, Forum’da en fazla dile getirilen çalışma hakları problemi ‘örgütlenme özgürlüğü’ oldu. Özellikle MENA olarak adlandırılan Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesinde örgütlenmenin çok düşük ve önünde engeller olduğu belirtildi.  Markalara, bu konuyu risk olarak değerlendirmeleri ve gerekirse alım güçlerini kullanarak bu ülkelerde hükümetlere bu sorunun çözülmesi yönünde baskı yapmaları çağrısı yapıldı.


Diğer Haberler